dallarda çırılçıplak utanç
sırılsıklam mevsim aşığı kuşların
boyunları bükük
imkansızlık öyle tutarsız ki
kaybolmak istesem
yokluğunu emanet edeceğim
dinle akan caddenin tedirgin edişini
palamut ağacını
yapraklarını ezmeden geçtiğin
bu sensin
ne zaman kendinle başbaşa kalsan
kent kırıkları
denizlerim sakin ümit kesilmiş aşktan ve ölümden
geçmişi anmak sonsuz ağır dengesiz şovalye
ben eksilerimle öldüm unutuldum yeniden yenilendim eskiyerek
zehir içmiş gibi yıkıldım atatürk parkında kimseler yoktu
şarkımı söyleyemedim savunmam yarıda kaldı karakolda
komserden dayak yedim sarhoş parmaklıklarla geceledim düşüncenle
Kağan İşçen'e
Hey dostum hey dostum
Ben aslında dostsuzum
Karaymış alın yazım
kitaplar dolusu dünyalar kurdum ikimize
ama sen çizgiler çektiğin yerlere kaçtın
donuk ürperişlerle yorumluyorum artık
cadde boyları kalabalıkların arasından sızışını
bakmaya mecalim kalmazken
yankısız ikindiler çökmüş dudaklarına...
kimi şose kimi ışıksız karanlık
yoksunluğumu yüzüme vurmayan
yağmurla ıslak güneşle aydınlık
akşamları bastığım yeri görmüyorum
bu yağmurlar beni durduramıyacak
her yanım alev her şeyim yanık
günün ucunda su tomurcuğu
gözlerimin alabildiğinde
kısa bir külleşmişliği acılarımın
kirpiklerime dokununca imkansızlık
karardığı gelirdi denizin
dışarıdan korkunca içerisi
kahkahası nasılsa ortasından kesik
adımları her yöne yarım
bakışları ancak kirpiklerinin ucuna kadar
suçsuzluğuyla suçlu
şarkısını bir kendi dinledi
ve tek kendine söyledi
ağustostu
unutulmuştum
anımsanmak için sevince
kırılgan bir güle
gömüldüm...
beni unutmanı gördüm arasız bir yağmurdu
eski çocukluk hastalıklarımı ararken
koyu bir yalnızlıktan gözlerim yeni açık
dünyayaya uzak bir kentte
son paramla bir sinemadan çıkmıştım
sense şimdi bile




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.