gün geçer
anlık yitimlerde sarsılır gönencin tutkulu perçemi
ağaçlarda sallanır yapraklar her dem
çocuklukta
güneşli sabahlar yaşanır nedense
terkedilmiş diyarların loş kalabalığıdır sensizlik
Kuşlarda Kalan
Kağan İşçen
Gece emzirirken heveskârlığımı
Şarkılardan arta kalan bir alemde
Yaşıyorum kavşaklarına bakmadan
Akşamüstünün kuşlarda kalan tortusunu...
kıyılmış düşlerden kalmış olmalıydık
ayaklarımızdaki tozla ovduk yüreğimizi
çapaklı durgun ayazlarda arkadaşlar bıraktık
ömür acısı bir payda kentsiziz
olur olmaz bir soytarılıkta
sıkı sıkıya kışlığım oluyorsun
dağ ayazı kokulu kışlamdı yalnızlık
kendimi zor atıyorum dost sohbetlerine
ve bakışlarımın kitabının ön sözüyle
başlıyorum konuşmaya
yüreğin durmayan saati sanki hep sana ayarlı.kuşlara hep yitik buruk baktım bu yüzden.sensizlik aslında ağaçların ve kuşların ölüm uykusudur. bu yüzden belki de ikimizin göğünden de aynı yıldız kaymış gibi hayalin caddelerde soluk yıkık.sanki ağzın gökyüzüne değmiş de sen öyle konuşuyorsun.sesin oradan almış güzelliğini.ben senden hep ayrı köpüklerden ve tuzlardan bir alevim unutma.kuyuda unutulmuş bir taş sessizliğine gömülü bir avareyim konuşkanlığında aykırı rüzgarımızın.gözlerinin ılıman göğünden acıya yatkın yüzüme nasıl yağmurlar yağıyor unutmak formüllü.birbiriyle kesişen yolların inatçı tutunuşu gibi acabalara.gerisi trenlere ağlamayı paylaşmak hay huy içinde.birleşen hayatların bir gün biteceği üzerine yazılan senaryolara aldırmadan.kısa donlu günlerin özlemiyle dolu zamanları yaratarak öpüşlerimizde.
hep alışıktım ayrılığa bir de göklerine gözlerinin. suçluyum anlatamadığım için büyüklüğünü acılarımın. ardımda sarı ışıklarıyla yalnızca şehir.yüzüme ne olur iyi bak! niyetinde bile aşk var değil mi? sen kendini hep başka bir ülkeye iteceksin biliyorum.
artık sonbahar.sokaklar serin günlerle dolu.yalnızlığımla ve kuşlarımla üşüyebilirim.yalnızlık vahşi bir at gibi asi ve kederli...
akıl karı değildi dudaklarına dokunmak
yol kıyısı ağaçlarının
hele hele böyle bir de kış ortasında
ah nasıl da canımı acıtır bu isli koku
bir romans gibi canlanırdı yaprağı gülüşünün
şehir kendi yalnızlığıyla başbaşa
ben ömrüme bile iki kere yabancı
küçüğüm dinle beni
hiçbir eşiğim yok
yerim günün anım zamanım
yapraklar ağaçların gözyaşı
sözlerim açık ardına kadar
açlığına ruhunun
saçlarının her bir teli
bam teli sabaha hevesle kalkışımın...
şarkıları yalnız söylerdim
küçük küçük anlarla kaldık
hiç bir yolu sonlayamadık
karşılıklı birer çayın hatırında bile
konuştukça eksilmiş sözlerimiz
tamamlayamadan bile ayrılığı
kopmuşuz adreslerimizden...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.