anlaşılmazlığın gösterişsiz kıyısında
kadrini bilmediğimiz
daracık sokakların o en samimi kasveti
bir mutsuzlukta yol aldık öpülesi
bu bizim tutukluluğumuz
yalınayak sarhoş sustum işte
dile kolay ömre zor bir mevsimdi
kir pas dinlemeden kustum işte
menzilsiz kör fırtınada mı dindi
rengi gül solgunu hoş kuştum işte...
üstüne titriyordum
terk edişlerinin bile
usulca yüzüme kapandı
şimdi bütün kapılar
beni terk edecek
bir günü kalmadı dünyanın
karanlık çöktü saçlarımıza
içimde çipil çipil bir kanama
uğultulu telaşı gölgelerin
evlerin sarışın maskeleri alır gözümü
örter yüzümü ateş gibi baskın ay ışığı
kuşkularıydı camlara vuran
sakin caddelere bakan boş camların
gömleğim montum alabildiğine kömür kokulu
bir aralık akşamı daha da yalnızlaştım
her şey anidendi
nasılsa bir ışıklar değil...
bu bir ilk açılması gözlerimizin birbirlerine
herkes bıraktığı anla yaşar yeni yaşayacağını
biz ise hep ilk kez açarız gözlerimizi birbirlerine...
hep o anlar gibi kalmak istiyor insan
dışarıda belki habersiz bir çocuk sesi
laciverdin kiri bulutlar
evlerde geceye geçiş kasveti
karanlık bir kuyu gibi yutuyor ağaçları
hafta içi öğlenlerini özlüyorum
kısık ışıklı bir oda okuması ya da
kış da olsa olur
kalkıp bir de tutuldum kendi yokluğuma
gün yol yolak sana hazırlanırken bir de
agustos tozları anlık gölgelere teslim
karışık ormanlarıma saçların dolaşık bir de..
ölü kuşlar ölü balıklar görüyorum odalarda
akşam yazı
göğü anımsanacak
kesin...
bütün sıkıntılarda
ayrım noktası...
güneş içime sızmaya çalışıyor
bir avuç güne tahammül edemiyorum
gözlerimi açsam
dünya seni düşünmeyi rahatsız ediyor
kapasam içime hapsoluyor hayalin
sana da kendime de kıyamıyorum...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.