ellerini ver
bulutumla yıkansın gözlerin
belki daha bir açılır yalnızlığımı süzersin
ellerini ver
kalabalığımı hissedersin
kekre tadını uğultulu
sonunda itiraf ediyorum
kitaplarda adın geçmiyor
siktir çektim
boğucu burgaçlarına alaca karanlığımın
kıskıvrak yakalandığım karabasanlarına gidişinin
liman sahil kent kaybolurken anımsayışların yoğun sisinde
kendimi sözcüklere astım
cümle cümle dokuyarak ölümü
sana ölüşümü...
'hiç ölüm dokunur mu? ' deme
şiirle örülürken zaman
zakkum kırmızısı sevecen palmiyelerin eşliğinde
uykusuzluğumu okşuyor haylaz hırıltısında belediye otobüsünün
proleter bir temmuz öylesine içine işliyor ki bakışlarımın
yalnız ılık saç tellerin kalıyor aklımda zamandan yana...
kanatlanan
Eski kuşlarımız yok
Erken gölgelere düşkün...
Naif sözcükler aradığımız su içişlerine...
Eksik bulutlardan mağdur yağmurlarımız
Paçalarımızdaykenki koşma isteğimiz
Menzilsiz bir seviye tutukça...
güzel ve olgun dönemler ardında ufuklar
ufuklar kıvırcık saçlı bakışların saflığıyla
meşhur turuncu gün kesitlerine dalgın
balkon serçeleriyle alıp götürecek
yalanlığımızı...
duman duman
el ele hüzün ve yalnızlık
hüzün yalnızlıktan olma sonradan görme
bilemez ne yapacağını ne edeceğini
el aleme mahcup
ağzımdan çıkanı duymaz kulağım
En sevdiği havalarda bıraktı şehri
Kararsız ama ılıman
Üç yağmura...yemin etti
Çocuklarını çamurlu sokaklardan
Ve Yokuşlu yollardan kurtardı
Kendince
batan güneşin kırılgan sedası olmuşum sanki
bağrıma yatırmışım kimsesiz sıkılgan tebessümünü
kaderim oluyorsun bir tuhaf türkülerde suskun
yanağında gamze nağmelerin gelişi dile
kirlenmek gibi birşey şiir akşamların ıssızlığında
başlayamam seslenmeye kalabalığım çok yürek sıkısı
masanın üzerine bırakılmış
bir bardak suda bırakıp izini
kuşlar üzerine yorumsuz bir düşe razı
dışarının soğuğuna yabancı bir kimlikle sıkıcı
tüm mavileri eski ve yarım
yalnızca kentler biriktirmiş sonrasına




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.