ayaklarım sürüdü beynimi
kapısına çok odalı bir ilksizliğin
içerde kendine küsmüş ihanettir ağustos
dışarıdaysa şadırvanlarımız
eksik olmaz başımızdan umarsızlık gibi
kimi var
gülerek uzakları ağırlar
ayakları paslanmış iskelenin
kararmış yosunlarıyla oynayarak...
kimi var
kınalı iklimler bekledik
kokusunda tenimizin inadı
kıvırcık saçlı kızımın yeryüzü anlamıyla
bütün anlamlarıma bakışı gibi
naif hikayelerce uçarı...
nereye gidersem gideyim
Kırık Ayna
nolur topla sırlarını
kırılan aynamızın
umutlarımızın terini
yansımasını özlemlerimizin
bahar her daim ölmeye üşengeç yapraklarımda
dallarımda uğur böcekleri güneşin sıcaklığı
rüzgar okşar saçlarımı sesinde çobanlar uyur evreni unutarak
ben bulutlardan yağmur umarak
kuşlara ev sahipliği yaparım çocuklara salıngaç
bazen yol kenarında bazen ıssız bir dağda
kimi durgun bir denize sarınıp
sonu çıkmaz bir yolun ortasında susar kendi ömrüne
kimsesiz ölmeyi bile ümit eder ya
o an yener bütün sonlara olan korkusunu...
kimi karnını doyurmak derdinde
kımıltısız akşam sokaklarının soğuğunda
kaybettiğim gençliğimde kaldı özlemeyi beklemek
bulgur kokulu sarı kış sofralarının mecaliydim
daha hayatın anlamını çözememişken saatlere bakmak
iki şehrin gün kesitlerine vuruldum
hani akşamlar açılırdı yüzümüze
aydınlığı sarı odalı kapılar
çocuk neşesiyle okşanırdı hüznümüz
ağlamak isterdik ağlayamazdık
boğazımızda düğüm düğüm hayat
dışarının ölü karanlığı
can sıkılması kadardı ağaran gök
ne desem bilmem der gibi açtım kapımı
hayata esir değildim
aştım sınırlarını sözlerin
kanattım susarak güzelliğin esrarını...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.