Şarap değil, çileler içiyorum kadehte,
Yorgun başım dayalı yıllanmış masalara.
Bir muhteşem sevdadan tek şey kalmadı elde,
Varıp artık dayansın kadehler tasalara.
Hangi duvara baksam gelmişsin, oradasın,
Seni niçin kuşlardan sorayım?
Rüzgarlardan, bulutlardan, aüaçlardan,
Denizlerden, gemilerden, kumsallardan,
Martılardan niçin sorayım?
Kuşlar ne bilsin senin nerelerde olduğunu?
Rüzgarlar, bulutlar, ağaçlar, denizler,
Sensiz gecelerde sabah mı olur?
Yaralı kalbime felah mı olur?
Sana ‘Leyla’ desem günah mı olur?
Mecnun ‘u mahveden Leyla değil mi?
Çile döner durur garip başımda,
Yine akşamlara uğradı yolum,
Bu akşamlar, tüllenen mağribi akşamlar değil,
Bu akşamlar sabaha giden akşamlar değil,
Benim akşamlarım bir zalim akşamlar,
Cümle yerlerin mühürlendiği akşamlar,
Benden öte herkesin yaşadığı akşamlar.
6
‘Pembe de hanım ne bakarsın saraydan?
Kötü bizsek ko çıkalım aradan.’
Karanlık geceye solgun aydınlık veren lapa lapa bir kar yağıyordu.
Kar tanelerini riri iri, beyaz tohumlar halinde karanlığa savuran öfkeli bir rüzgar, pencerenin kanatlarına kanatlarına, camlarına camlarına saldırıyordu. Duvardaki çiviye asılı beş numara gaz lambasının alevi, olduğu yerde pırpırlıyor, alçalıyor, yükseliyor, kısılıyor, açılıyor, dibinde bıraktığı karanlığı büyültüp küçültüyor, lambanın soluk ışığını emmeye çalışan uzak duvarlar, koyu maviden kör siyaha dönüşüyordu. Köşedeki üç ayaklı, yuvarlar ve küçük sac sobada ışık yoktu. Yeni binanın soğuk odasında, soba duvarlardan, duvarlar sobadan sıcak dileniyorlardı. Sıcak… Bir parça sıcak… Bir dilim sıcak… Allah rızası için sıcak…
Saklanma alnına düşen perçeme
Korkup gözlerinin yalanlarından.
Bırak sevdiğimi herkes anlasın
Tutuşan kalbimin dumanlarından.
Aşkı bilmeyene anlatmak ne zor,
Güneş belirince tepelerden, sen beliriyorsun,
Soyuyorsun kederlerimin kabuklarını,
Ne saklım kalıyor, ne gizlim,
Yağmur gibi yağıyor çilelerim gözler önüne,
Çektiklerim, ızdıraplarım, gözyaşlarım,
Kemiklerime kadar işleyen sızılarım,
Yine sensiz oturdum denize bakan yamaca,
Yine sensiz izledim güneşin batışını,
Gözlerimin yaşı gibiydi deniz,
Mahmur dalgalar hüznüm gibi,
Yüreğim gibi kanayıp durdu gurub,
Kalbime saplanan hançer misali saplandı güneş sulara,
Uçsuz-bucaksız bir çöl gibi sensizlik,
Ne içimi sevinçle dolduracak bir gölge parçası,
Ne umutlarımı yeşertecek bir yapraklı dal,
Ne bir kurtuluş kapısı; uzaklarda beliren,
Ne bir yağmur damlası; çöle inen.
Bir ben, bir çöl, b,r kumlar…
Sensizlik ne zor şey, biliyor musun?
Aydınlık kalmıyor koca göklerde.
İstersen zenginden daha zengin ol
Bir sen kalıyorsun kendi elinde.
Bakarsın odalar, avlular bomboş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!