Seslensen bana, duyarım
mahşeri andıran kalabalıklar arasında,
dünyanın olanca hay-huyu içinde.
Dağlardan, kayalıklardan seslensen duyarım,
çağlayanlardan şelalelerden,
ormanlardan, denizlerden,
Duymamış ol
Uğrunda ölüp ölüp dirildiğimi,
Can verip durduğumu ömür boyudur,
Aklımdan ismini, hayalimden resmini
Silip atamadığımı,
Seni renk olarak taşlarda, desen olarak nakışlarda
Akşam 17:00 gibi bahçede oturup bir kitabı okumaya devam ediyordum (Vakit başka nasıl geçirilebilir ki?) .
Bir patırtı geldi, baktım; bir güzel kız: Ecem.. Koşuyor ama bana doğru değil, apartmanın arka tarafına doğru.
Bana bir selam verip rüzgâr gibi geçiyor. Arkasından bakıp kalıyor ve bugünleri yaşadığım için kendimi memnun hissediyorum.
Ne tatlı şey bu küçük yakınlar...
Odamın kapısı tıklatıldı, bilgisayarımda uğraşıyordum.
Gelen sevgililerimden biriydi…
İlk sorusu:
- Sen burada ne yapıyorsun? Oldu.
Tatlı bir şeydi; çalıştığımı, bilgisayarda bir şeylerle uğraştığımı söyledim.
Bekâr buzdolabımı açarken “Bir şeker alabilir miyim? ” dedi.
Bir şarkı söyle bana tüm içtenliğinle,
İçinde reçine kokusu olsun
Çam dallarından,
Kozalaklarla oynaşan bir ince ruhlu rüzgar,
Ormanla kucaklaşan körpe bir yosun kokusu,
Bir masmavi deniz bulutlar altında
Öyküden anlar mısın?
Anlatsam dinler misin?
Dinlesen ağlar mısın?
Bir senle ben üstüne.
Yıkıldı seraplarım,
Bir tablo gibisin kumlu sahilde,
Arkanda martılar çığlık çığlığa.
Güneş yeni battı denizde hem de,
Ara vapurları ıslık ıslığa.
Beyaz köpüklerde çiçek gibisin,
Kalbim yine yollandı seninle gurbetlere,
Bilmiyorum, biter mi yaşarken bu acılar?
Gözyaşım yağmur gibi yine yağmak üzere,
Bilmiyorum, biter mi yaşarken bu acılar?
Kader niçin peşimde atıyla, kılıcıyla?
Bilir misin, gece niçin ağladım?
Sana nasıl ayla selam yolladım,
Hayatımı yollarına adadım,
Sen bir gülsün, gül bunları ne bilsin.
Bir bilsen ki boş bahçede işim ne?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!