Geçti ömrüm çilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Yenilmiştim hilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Ne tutuşup yanıyorum,
Ceylanlar övülür, hem de sevilir,
Fakat yaralanmak, oklanmak için.
Düşünülmez solup kuruyacağı,
Güller koparılır koklanmak için.
Öpülünce bir kez kirlenir eller,
Bilyenin, balonun güzelliğini
İdrak edemezsin çocuklaşmazsan.
Hayatın tadını, derinliğini
İdrak edemezsin çocuklaşmazsan.
Çocuk kanatlanıp göğe yükselir,
Kuru ekmeğimde, yağsız aşımda
Bir tek sinek görsem iğreniyorum.
Alnımın terinde, yorgun başımda
Bir tek sinek görsem iğreniyorum.
Ter döküp sallarken kirli kazmayı,
Sönmüyor kalbimde uç veren yangın
kaldıkça böyle ben senden uzaklarda,
başıma yağmaya başlayan körpe yağmurlara rağmen.
Alevler içindeyim, ateşler içinde,
ayrı ayrı yerlere atılıp dağıtılmış zerrelerim,
bir baksana;
İHTİYAR
Mahmur tepelerin üstlerinden yükselen körpe sabah güneşi, o büyük kalabalıkla karşılaşınca gözlerine inanamadı.
Ortalık ana-baba günüydü. Kentin tek alanında mahşeri andıran bir kalabalık vardı.
Caddeler, sokaklar, mağazaların, dükkanların, evlerin önleri, kapıları, balkonları, pencereleri, duvarların üstleri, ağaçların dalları insan doluydu. Sevinç çığlıkları, haykırışlar, bebek ağlamaları, mantar tabancası sesleri ve maytap cızırtıları damlarda koşuşan kedi miyavlamalarına, ağaçlardan ağaçlara uçuşan kargaların kanat seslerine ve yaygaralarına karışmaktaydı. Kimse kimsenin umurunda değildi. Kimse kimseyi horlamıyor, kimse kimseyi ayıplamıyor, kimse kimseyi ele alıp yere vurmayı aklından geçirmiyordu. Kalabalık arasında her yaşta, her başta, her nitelikte, her kılıkta insan mevcuttu. Kimi kadınların üstlerinde rengi atmış ve kısalmış gecelikler, kimi erkeklerin altlarında paçalarından bağlı uzun donlar, kimilerinin sırtlarında giyilmeden omuzlara atılmış paltolar, kimilerinin ayaklarında terlikler, kimilerinde tek eş ayakkabılar ve kimilerinde de takunyalar göze çarpmaktaydı. Bazılarının geceyi henüz tüketememiş oldukları ceketli-pantolonlu-gömlekli-kravatlı-kunduralı hallerinden anlaşılmaktaydı.
Körpe sabah güneşinin serin ışıkları altında evler, dükkanlar, mağazalar, caddeler, sokaklar, ağaçlar, şuraya-buraya uçuşan kuşlar ve insanlar yavaş yavaş geceyi soyunmakta, gündüzü giyinmekteydiler.
Peşin hükümlü olma,
Hükmetsen; hükmedilir.
Her anında O 'na git,
Bekletsen; bekletilir.
Kötü işe erk etme,
Bir değerbilmeze gönül verdinmi
Bil ki benim gibi beter olursun.
Kalbini elinle kurban ettinmi
Karşında buzdan bir heykel bulursun
Yüreğin kan ağlar inildedikçe,
Islak ıslak yapışmıştı sarı saçların yüzüne,
Damlalar parlıyordu yüzünde, dudaklarında,
Omuzlarında körpe sonbahar yağmurları,
Gözlerinde kamaştıran bir yaz güneşi,
Ellerinde yıldız çiçekleri,
Sanki cümle gökkuşaklarını kuşanmıştın,
Nerdedir acaba o eski günler?
Çağın sıtmasından korkan kalmamış.
Ayaklar altında kalmış yetimler;
Ahın tutmasından korkan kalmamış.
Oğul babasından geç gelir eve,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!