İsmet Barlıoğlu Şiirleri - Şair İsmet Ba ...

İsmet Barlıoğlu

39*
Harbe gidiyoruz cümle kardaşlar;
Kore ‘ye çıkacak arslan bizimdir.
‘Gider, gelmez’ demen ey vatandaşlar,
Gidecek, gelecek süphan bizimdir.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

35*
Yüce dağlar, seyranını ederken
Bulanmış borana-kara, gülmüyor.
Bülbül güle ermek için everken,
İkrar vermiş ah u zara, gülmüyor.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Arapça ve Farsça bilmediği halde, dizelerinde Arapça ve Farsça sözcüklere yer veren her ozan gibi, Reyhani de ister istemez zaman zaman söz yanlışlıklarına düşmüştür. Fakat bu tek-tük yanlışlıklar onun birbirinden güzel, birbirinden güçlü, birbirinden etkili ve birbirinden anlamlı dizelerini de asla gölgeleyememektedir.
En büyük başarısını; yaşayan halk ozanlarına karşı dile ve saza aldığı dizelerde görmekteyiz. Bunlarda, gücünü ustalıktan alan iğneli bir dil vardır ve bu dil, Reyhani ‘nin eleştirideki gücünü yeterince ortaya koymaktadır. Yüreklidir ve sevecendir. Yürekliliği onu zaman zaman kırıcı, sevecenliği onu zaman zaman gönül alıcı yapmaktadır. Yaş bakımından en genç ozan Mevlüd İhsani ‘den, en yaşlı ozan Nihani ‘ye kadar, verip veriştirmediği kimse olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Atışmalarda güçlüdür ve zorlayıcıdır. Aşık Huzuri ‘ye ve Kağızmanlı Cemal Hoca ‘ya çok ter döktürmüştür. Taşlamalarında hatırı-gönülü bir yana koyduğu veya ustalığı kurban ettiği çok olmuştur. Aşıklar Gelenekleri ‘nden olan ‘Muamma’ larda yani ‘Saklamışı Bulma’ da üstüne yoktur. Taşlama ‘larında fırtınadır, tayfundur, kasırgadır. Estimi eser ve tutumu kapar götürür.
Mürşid-i Kamil türünden yol göstereni, akıl vereni, elinden tutanı, arka sıvazlayanı olmamıştır. Kendi kendini yetiştirmiştir. Çok gezmiştir, çok görmüştür ve her gördüğünden bir ders alıp her gördüğüne de bir ders vermiştir. Yüreğinin neresine kadar duyabilmişse; orasına kadar duyurmuştur.
Mızrabı kayalardan aşan seller, geldimi götüren yeller gibidir. Sesi gürdür, etkilidir, yakıcıdır. Zekası tül ardında elmasa benzer. Tüm parıltısıyla ortaya çıkması için tülün aralanması yeterlidir ve o tül de, ozanın her baktığı şeyde ardına dek açılır. Bir termometre sıcaklığın-soğukluğun her nüansından ne denli etkilenirse; Reyhani ‘deki ruh da her gördüğü, her duyduğu, her tattığı, her kokladığı, her dokunduğu, her sevdiği şeyden bir öyle etkilenir.
Ozan, Erzurum ‘un haklı ün yapmış bir saz ve söz ustasıdır ve yerini de yaşamının sonuna dek koruyacağı konusunda asla kuşku yoktur.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Çektiğin elemi sözde okudum,
Serpilmiş gözyaşın rüzigarlara.
Gelenden-geçenden hep seni sordum,
İşte geliyorum o diyarlara.

Coştu didelerim; nemlidir, nemli,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Giydin ise aşk libasın; meydana gel, gelelim,
Dosta ikrar verdin ise; lisana gel, gelelim,
Meyl-i irfan olmayanın meşrebi illa olur,
Bildinse zihn ü ziyneti; rüşana gel, gelelim.

Aşık Huzuri Aşık Reyhani ‘ye şöyle demekteydi: ‘Aşk giysilerini giymişsen yani gerçekyen aşık olabilmişsen; çık ortaya, görelim. O sevgiliye ‘Evet’ demişsen; söyle de bilelim. Ahlaka, bilgiye, görgüye eğilimi olmayan hiçbir şeyi pekilenmeyen bir tutum içindedir. Sen bilincin ve değerin ne olduğunu biliyorsan; açıkla da duyalım.’

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Gözlerimin sisi çamlarımı sarıp sarmalamadı yine,
Güneşte kıvrım kıvrım kıvranan sarmaşıklar gibi,
Yine indi yemyeşil dalgalarımın eteklerine,
Öimenler arasından süzülen sularca,
Kemiklerime yine işledi eski sancılar
Yaraya işlediği gibi sedef saplı hançerlerin,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Yüreğim yine kanına boyandı gurubun,
Batan güneş yine aklanlara boyadı içerimi,
Yüzümü, ellerimi,
Denizin kanı sıçradı yüzüme,
Göklerin kanı sıçradı,
Karasevdam yine acımadı yorgun bedenime;

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Başın Sonu veya Sonun Başı

Etimolog Şur Çarup eğilerek:
— Rem. Dedi. Şu bellek bankasının S.4371/xı6–10812-GNR.8/x6 işaretli kaydını podyuma aktarır mısın lütfen.
Fotonist Kay Rem güldü:
— Sen bu Türk ‘leri çok sevdin anlaşılan.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

K
14*
Bülbül güle aşık olmuş,
Ağlar gezer, aşık hiç yok.
Canında bir canan bulmuş,
Name yazar, aşık hiç yok.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Molla Cami ‘nin “Mevlana nebi-i nist amma kitabı hest” yani; “Mevlana peygamber değildir ama kitabı vardır” diye övdüğü Celaleddin-i Rumi, elbette ki; “Mesnevi” sahibidir, elbette ki; büyük ozandır, elbette ki; büyük düşünürdür, elbette ki; velilik basamaklarındadır ama gününden günümüzdeki halka “Mesnevi” sini bırakabilmiş midir? Buna olumlu yanıt verebilenlerden birçoğunun “Mesnevi” den bir tümceyi bile doğru-dürüst anlayabileceğini, söyleyebileceğini pek sanmıyorum. Kendisi Farça bilmedikçe veya yanında bir çevirmen bulunmadıkça; halk, şu tümceleri anlayabilecek, anlayınca da sevebilecek, pekilenebilecek, yeri geldikçe yineleyebilecek midir: “Pürsid yegi ki; aşık cist? Guftem ki; çu men, şevi bidani.” Veya “Men bende-i Kor ‘an ‘em, eger candanem, men hak-i rahi Mohammed-i Mohtar ‘em.” Peki niçin anlamayacaktır? Niçini ortadadır: Mevlana halka kucak açmıştır ama halkın yanındalığından sıyrılmıştır.
Ya Yunus? İşte o, halkın içinde doğmuş, öldüğü halde o günkü kadar var olmayı başarmıştır: “Mal sahibi, mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan, Var biraz da sen oyalan.” Şimdi bu dizeler karşısında kim çevirmene gereksinebilir? Şimdi bu tertemiz dizeleri kim anlamayabilir? Şimdi bu büyük düşünürü kim sevmeyebilir? Şimdi bu dizeleri kim unutabilir ve kim yineleyemez?
Dadaloğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Sümmani, Emrah, Seyrani, Cevlani, Şenlik, Hıfzı ve daha yüzlerce ozan hala daha yaşamıyorlar mı? Halkın onları arasında yaşatan sevgisi boşuna mıdır? Elbette ki; değildir. Zira; onlar halkın ögeleridir. Onlar halkı halk yapan parçalardır. Halk onlarla yaşamakta ve onları da kendinde yaşatmaktadır. Masallar, destanlar, türküler ve halkın edebiyatı onun için eskilerden güne gelirler, yüzyıllara hükmederler ama saray ağızları ve saray edebiyatları onlarla birlikte silinip giderler. Günümüzde bir “Duhter-i Hindu” nun bir “Battalgazi Destanı”, bir “İntibah” ın bir “Ergenekon Destanı”, bir “Diyojen” in bir “Nasrettin Hoca”, bir “Hafız Post” un bir “İbrahim Tatlıses” kadar değeri yoktur. Çünkü; halk, kendinden olanla yaşar ve kendisinde kendisinden olanı yaşatır. Dede Korkut ‘ların varlık nedeni budur. Hiçbir saraylı bu halka, “Yüzün yırttım tırmığınan-elinen, Bağrın yardım kazmayınan-belinen, Yine beni karşıladı gülünen, Benim sadık yarim kara topraktır.” Diyen Aşık Veysel kadar yanaşmamıştır. Halk elbette ki; ölüm-mölüm dinlemeyecek onu ve onları yaşatacaktır.
“Halk Edebiyatı” dediğimiz dev piramitte, gelmiş geçmiş ve gelmiş ama henüz geçmemiş ozanlarımızdan her birinin bir taşı vardır ve zamanın her şeye yeten gücü dahi onlardan bir tekini bile yerinden oynatamamaktadır. Aşıklık geleneği onun için sağdır ve onun için yerli yerindedir.
Reyhani bu gelenekte yeni bir soluktur. Yeni bir candır. Yeni bir ruhtur.
Erzurum ‘a bağlı Pasinler (Hasankale) ilçesinin Alvar Köyü ‘nde 1932 yılında dünyaya gelmiştir. Kendisine “Alvar ‘lı” denmesinin nedeni budur.

Devamını Oku