Bir şatom olduğunu söyleyen
o kutsal senatör
paylaşmış mıdır şimdiden
cinayet pastasını yeğeniyle?
Uzuvları koparılmış uzay, tahıla doğru
ezilmiş askerler, kırık
nallar, kırağıyla taş arasında buz soğuğu,
zalim ay.
Yaralı bir kısrak gibi ay, kömürleşmiş
Eve dayıyor ağzını fırtına
ve üflüyor bir ses gelsin diye.
Huzursuzca uyuyorum, dönüyorum yatakta, okuyorum
kapalı gözlerle fırtınanın yazdığını.
Fakat çocuğun gözleri büyüktür karanlıkta
Bir Kış Gemisi
Ahım şahım iniş alanı yok bu iskelenin.
Kırmızı ve turuncu mavnalar doldurur burayı,
Bağlanmışlar rıhtıma, eski, cırlak renkli,
Ve görünüşe göre dayanıklı.
Ağaç geldi girdi ellerime,
Özü yükseldi kollarıma doğru,
Büyüdü ağaç göğsümde -
Aşağı doğru
kollar gibi büyüyor dallar benden dışarı.
Bir Küvet Hikâyesi
Gözün fotoğraf odası
kaydeder sade boyanmış duvarları, elektrik ışığı
kırbaçlarken su tesisatının krom sinirlerini;
böylesi bir yoksulluk saldırır benliğe; çıplak
Kötülüğü görmüştüm ve iblisi, fakat
kendi inlerinde değil.
Bu mezzotint hakkında bir hikayedir,
yer altındaki mağarasındaki kötülük hakkında.
Ne dikenlerin ıssız tarlasında
kırık cam parçasıyla kesilmiş yürek
ne de bazı evlerin köşelerindeki
o zalim sular, gözkapakları ve gözler gibi sular
dizginleyebilir ellerimdeki belini,
yüreğim kaldırırken meşeyi
Yakında bir şey oturuyor, birleşmiş diple
ve tekrarlıyor kendi sayısını, kendi özgün işaretini.
Nasıl da görüyor insan taşların zamana dokunduğunu,
kendi ince maddesinde zamanın bir kokusu var
ve tuzla uykudan denizin getirdiği su.
Nasıl da paksın güneşten ve batmış geceden,
nasıl da utkulu ve sınırsız beyaz istikametin,
ve ekmekten bağrın senin, o yüksek bölge,
kara ağaçlardan tacın, sevgilim
ve yalnız bir hayvandaki gibi burnun, gölge ve baş aşağı
tiransı kaçış kokan yabanıl bir koyun.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla