O yaralı demirin üzerinden, alçı gözlerin üzerinden,
kayıyor yıllardan değişik bir dil
zamandan. Bir kuyruktur kaba at kıllarından,
öfkeyle dolu taş eller, ve evlerin rengi
ölüp gidiyor ve çatlıyor mimarlığın kararları,
korkulu bir ayak kirletiyor balkonları:
Ey çimen yaprağındaki çiy tanesi kadar berrak
beyaz ipek yelpaze,
Bir kenarcığa bırakılmışsın sen de.
Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy
Fıskiyeler kurumuş ve güller solmuştur.
Ölüm tütmektedir. Yaklaşır günün.
Küçük Buda’lar gibi semirir armutlar.
Mavi bir buğu kaplar gölü.
Balıkların çağı arasından kımıldarsın,
Manolya Yığınları
Martı çığlıkları arasında buraya kadar
salınarak çıktık kırmızı benekli yadigârların
solgun labirenti, kavkıları ve pençeleri arasından
Geceleyin, hayli
Beyazca, tedbirli,
Sessizce hayli,
Bulup humusta dayanağını
Ayak parmaklarımız, burunlarımız,
Şarkıların varsa, dostum
Onları şimdi söyle!
Çünkü zamanıdır şimdi şarkılar söylemenin.
Ve onları söyleyecek olan da sensin!
Yarın belki geç olabilir, dostum.
Tez tut dilini söylenmemiş şarkılar için!
Tırmanan gül yükseliyor
ve yutuyor azizin şakağını:
kalın pençelerle pekiştiriyor
zamanı o yorgun varlığa:
şişiyor ve esiyor o katı damarlarda,
bağlıyor akciğerin sicimlerini,
Şarkımda bir hece gibi
parıldar mı metalin damlası?
Ve bir yılan gibi sürükler mi
bir sözcük kendisini ara sıra toprakta?
Saf Şiir Soyuttur
Neyle iki büklüm olur gün? Bizim Güzel Dünyamız’ın
Konferansçısı oluşturur kendi kendisini
Ve gezegen gülünün kenarını bastırır ve sola kıvırır uygunca,
Okyanussu taşlar, sahibi değilsiniz sizler
ilkbaharla başakların arasında
bereketli topraktan yükselen o maddenin.
Üzümlerin arasında salınan
mavi dokunuşu havanın tanımıyor




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla