Buick Tamirhanesi etrafında yürürken gördün mü beni?
seni düşünüyordum o zaman
bir Cola içiyordum sıcakta senin yüzündü
film dergisinde gördüğüm, hayır Fabian’ındı
seni düşünüyordum o zaman
ve istasyon gizemli bir şekilde aşağıda
Öğürtücü kokusunda davar sürülerinin,
kağıt yığınlarının ya da kokteyl bardaklarının,
yaşıyordu o mavi ürün, çürümüşlüğün
küstah taçyaprağı.
Şilili “sahte tavırlı” idi O, bu kişi
Daha önce dolanmıştım hayatın arasından, ortasında
acı dolu bir sevdanın: daha önce
gözlerim hayata çivilenmiş olarak
bir küçük sayfa kuvarsı saklamıştım.
İyiliği satın aldım, buldum kendimi
açgözlülüğün pazarında, soludum hasedin
Ey şair, seni övse de halk, gururlanıp durma.
Halkın övgüsü yok olabilir bir dakika sonra.
Duyduğunda bir aptalın hükmünü ve gülen kalabalıkları,
Sakin olmalısın, ve duru ve soğukkanlı.
Bir çarsın sen: kendince yaşa. Yürü
Sakin dur, sessiz ol ve bekle
Büsbütün boş ve sessiz ol
Saatin tik takları için önkoşul bu
gece olduğunu söylemekten başka
hiçbir şey söylemeyen bu ölü elektrik ışığı için
boş mekânda bir yere
Sakinim. Sakinim. Korkunç bir şeyden önceki sakinlik bu:
Rüzgârın yürüyüşünden önceki sarı dakikadır bu, ki o vakit
Yapraklar çevirirler ellerini, solgunluklarını. Öyle sessiz ki burası.
Çarşaflar, yüzler, beyaz ve durmuş, saatler misali.
Sesler çekilip yiter ve yassılaşır. Rüzgârı kesmek için
Yassılaşır parşömen perdelerde görünür hiyeroglifleri.
Yeşil bir gecenin arasından abanmaktadır
salyangoz, çünkü çimen suyla ağırdır
ve salyangozun yaptığı parıltılı yolla
karşılaşır; koyulaştırır
yağmur yeryüzünün karanlığını orada.
Kımıldar arzunun ormanında,
Ve kadın dedi ki:
“Burada temsilciniz olan
“Bay Lowell’ı hatırlar mısınız? ”
Ve dedim ki: “Ben gelmeden önceydi bu”.
Ve kadın dedi ki:
“Yatak odamda ayaklarını yere vurmuştu...'
Bu ağaçlar yaşayamaz daha küçük bir gök altında,
bu taşlar yaşayamaz yabancıların ayakları altında,
bu yüzler yaşayamaz hissetmezlerse güneşi,
bu yürekler yaşayamaz adalet içinde yaşamazlarsa.
Sessizlik kadar keskindir bu arazi,
Acı çektim bütün bir gece, bütün gece korkudan titredi durdu etim taşıdığı armağanı getirmek için. Şakaklarım yıkandı ölüm-terinde; ama ölüm değildi o, hayattı!
Ve şimdi çağırıyorum seni Sonsuz Şirinlik adıyla, ah Tanrım, sen doğurtacaksın O'nu usulca.
Doğmasına izin ver artık, ve bırak yükselsin acı dolu çığlığım şafakta ve kuş-cıvıltılarına karışsın.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla