XXXIX
tutarlılığın armağanını her daim geri çekilip dilenen sen değilsin
yüreğin karanlık gezegeni olan çember pistinde koştuğunda keman
ki döner bize çehresini gümüşlenmiş renk tonuyla
XXXV
ölümün tünellerinden geçtikten sonra zamanıydı
umudun bizi yeni bir umutsuzluğa sürmesinin
hissettik bir makinenin yağlı havasından nasıl geçtiğimizi
XXXVI
yanar şarkı ve ben silip kurularım alındaki kırmızı ışıltıyı
umut parçalanır ve düşer denize yanlış tarihlenmiş kulelerden
benim tek kaderim özler yıldızını
XXXVII
kendi ağımızda nefes nefeseyken patlıyor acizliğimiz
ve tüketen aşığın kendi kendisine duyduğu nefret
bir uçurum kılığındaki kaderimiz doğrulur
XXXVIII
labirentteki maralın tırnağı hakkındaki hatırayı düşlerim
hayatını kurtarana aldırmazın söylediği söz gibi
aynaları ve sonsuzluk dumanı misali akan suları düşlerim
Yorumlu Portre
İşte tanıdığım bir adamın portresi.
Oturuyor adam masada yayarak gazeteyi.
Gözlüklerinin ardında devriliyor gözleri aşağı doğru.
Yıkanmış kıyafetleri çam ormanının parlaklığıyla.
Ysolt’a Methiye
Gönlüme eğilmeyi öğretmek için,
boş yere çabalayıp durdum;
“Senden büyük nice şarkıcılar var” diye
ona boş yere söylemiş oldum.
Kont Villamediana’ya adanmıştır
Toprak ıslak gözkapaklarıyla doluyken
küle dönüşür ve katılaşır, kalburlanmış hava,
Kendi derisinden kaçtı yerli
eski azametin derinine, oradan da bir gün
yükseldi adalara: yenilmiş olarak
dönüştü görünmeyen atmosfere,
yaydı kendisini toprakta ve serpti
gizli işaretlerini kumun üzerine.
Yetiştim altından daha da ötesine:
Orada bulunuyordu henüz insanları
birleştiren o ince ip, orada yaşıyordu
insanların saf kuşağı.
Geçirdi ölüm dişlerini onlara,
altın, o ekşi dişler ve zehir




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla