Yazıyordum
bir an ya da bir saat için
bir akşam bir gece
büyümüştü öfkem
ürpermiştim ya da oturmuştum
yanı başımda sessizce
Engin güneş taşlı sahiller.
Ak sıcak.
Yeşil ırmak.
Bir köprü,
Kavruk sarı palmiyeler.
Yaz uykusu evinde
Yaz Ovası
Öyle çok şey yaşandı ki.
Gerçeklik nasıl da yıprattı insanı,
fakat nihâyet yaz geldi şimdi:
Yükseldi doğan göğe
Etrafında birkaç yengeçle.
Toz dumana karışınca
Bıraktı yengeçler kendilerini aşağıya,
Yürekte korkuyla ve yakınmayla.
Dönerek yalpalaya yalpalaya
Kim yalan söyledi? Zambağın sapı
kırık, karanlık, esrarlı,
yaralarla dolu ve mat ışıltılı!
Her şey, düzgü dalgadan dalgaya dalgaya,
kehribarın özensiz mezarı
ve başağın sert damlaları!
Soluksuz bir suskunluk var çevre yolunda bu gece
Ötesinde beton resiflerin
düşer lokantalar düşlere
mum ışığı çiftlerle
Yitik Alexandria yanıyor daha
milyarlarca ampülde
Kont Villamediana’ya adanmıştır
Toprak ıslak gözkapaklarıyla doluyken
küle dönüşür ve katılaşır, kalburlanmış hava,
Kendi derisinden kaçtı yerli
eski azametin derinine, oradan da bir gün
yükseldi adalara: yenilmiş olarak
dönüştü görünmeyen atmosfere,
yaydı kendisini toprakta ve serpti
gizli işaretlerini kumun üzerine.
Yetiştim altından daha da ötesine:
Orada bulunuyordu henüz insanları
birleştiren o ince ip, orada yaşıyordu
insanların saf kuşağı.
Geçirdi ölüm dişlerini onlara,
altın, o ekşi dişler ve zehir
Dille konuşuruz, altın gibi parıldar iyilerin konuşması.
Tanrı bize bir dil vermiş, fakat yılanın dilini ikiye yarmış.
Yılanla hısım akrabadır iki dili olanlar. Ölümü de tadacaklar
Çürümeyi de. Onlar nefretin meskeninde oturacaklar.
Pluz / Erzincanlı Johan (1230-1293)




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla