Bir akşamüstü,
senden kalan tütün sarısı bir yalnızlıkta,
Kalbim, o bildik sarsıntıyla, kanatlanırsa umutsuzca.
Gülüşlerini değil,
gülüşlerinin ardındaki o uğultulu denizi
Yazarım bu şehrin en işlek caddesine,
kimsenin okumadığı bir ilanda...
***
Sen, o uzak, o el değmemiş,
denizlerin en hırçın dalgası,
İçimde kabaran duran,
sonra birden durulan
o eski zaman çağlayanı.
***
Belki de bir dağ köyünde unutulmuş,
kimsenin bilmediği şifalı ot,
Ya da büyük kentlerin ortasında,
kimseye aldırmadan büyüyen
o yabanıl heyecan.
***
Biraz da bu yüzdendir,
o lekesiz, o çocuksu telaşlarından vurulmam.
Vurulmak değildi belki,
sanki hep vurulmuş gibi,
kırık dökük bir cesaretle,
Yine geleceğim o bilindik kapıya,
oysa bilirim,
Her kapı biraz daha kapanır yüzüme,
her kapı biraz daha sen.
***
Belki de bir göğe bakma hevesinde,
ellerimde bir demet kasımpatı,
Beklerim seni, gelmeyeceğini bilerek,
sana dair kurduğum
en güzel yalanıma inanarak.
Çünkü sevmek,
biraz da bu değil midir?
Durmadan kanayan bir yara gibi,
durmadan aynı türküyü çığırmak.
***
Gökyüzü bir otel odası kadar
dar şimdi,
gülüşlerin sonsuz bir ovadır bende ki rüyalarda,
Ve ben,
bu melankolik şiirin en kayıp dizesi,
Sana ulaşmak için değil,
sadece sana benzemek için çırpınan.
***
Bu şehir yorar beni,
bu kalabalık, bu gürültü,
Ama senin hayalin,
o dağ başı sükuneti,
Yine de sızar içime,
en beklenmedik anda,
en keskin şekilde.
***
Ve ben,
o kapıyı bir kez daha,
belki de son kez,
umutsuzca çalarım…
Ali TAŞKALE
12 Nisan 2013
İstanbul
Kayıt Tarihi : 27.10.2026 22:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!