Bir insanın ahını aldınız,
Bir hayvanın ahını aldınız,
Doğanın ahını aldınız...
Öyle büyük bir gürültü kopmadı,
kimse dönüp bakmadı bile,
gökyüzü tutanak tutmadı...
Siz de işin bittiğini sandınız...
Çünkü o sustu.
Çünkü arkasında kalabalıklar yoktu.
Çünkü hakkını arayacak elleri
hayatın boğazında düğümlenmişti...
Siz,
onun suskunluğuna kendi beraatınızı yazdınız...
Oysa insanın çaresizliği
başkasına verilmiş bir kullanma hakkı değildir;
birinin kendini savunamaması,
sizin haklılığınıza imza atmaz...
Bazı insanlar
başkasının yenilgisinden makam yapar,
başkasının yoksulluğundan merdiven,
başkasının korkusundan
kendine dokunulmazlık belgesi...
Sonra da
başlarını kaldırıp sorarlar:
Ne oldu ki?..
İşte asıl mesele
tam burada başlar...
Çünkü bir haksızlık,
onu yapanın dilinde küçülebilir;
ama küçülen, haksızlık değil,
onu yapanın insanlığıdır...
Mesele azınlık olmak değil,
sessiz olmak değil,
çaresiz olmak hiç değil...
Bir odada yüz kişi
aynı yanlışa başını sallayabilir;
bir kişi,
başını eğmeyerek
yüz kişinin susturduğu gerçeği taşıyabilir...
Hakikat,
ellerin sayısıyla tartılmaz...
Vicdanın nüfus cüzdanı yoktur.
Merhamet,
çoğunluk kararına sunulmaz...
Bir insanın yanında kaç kişi var,
bilmiyorum...
Ama biliyorum:
Kalabalık olmak
haklı olmanın başka bir adı değildir...
Ve bazen
bir insanın bütün dünyası,
kimsenin satın alamadığı
tek bir hayır kelimesine sığar...
Güç dediğiniz şey
her kapıyı açan bir anahtar olabilir;
ama hiçbir anahtar
insana her kapıdan geçme hakkı vermez...
Haddinizi bilin!..
Eliniz uzanabiliyor diye
her şeyi almayın...
Sesiniz yükseliyor diye
herkesi susturmayın...
Birinin ekmeği sizin elinizde diye
onun onurunu da kendinize ait sanmayın...
Çünkü merhamet,
güçsüzün başına okşayıcı bir el koymakla bitmez;
asıl,
o eli yumruğa çevirebilecekken
insan kalabilmektir...
İnsanlık,
yapabileceklerimizin toplamı değil,
yapmaya hakkımız olmadığını
bildiklerimizin sınırıdır...
Bir hayvanın korkusunu
hangi mahkemeye tercüme edebilirsiniz?..
Bir ağacın kesilen ömrünü
hangi dilekçeye sığdırabilirsiniz?..
Doğanın susmasını
izin belgesi mi sandınız?..
Konuşamayanın hakkı yok mu?
İtiraz edemeyenin yaşamı
daha mı ucuz?..
Dünya,
insanın cebine sığacak kadar küçük değil.
Hiçbir canlı,
başkasının üstünlük duygusuna
ödenmiş bir bedel değil...
Bir canlının acısını
kendinize zarar vermediği için önemsiz sayıyorsanız,
merhametinizi değil,
çıkarınızın sınırlarını tanıyorsunuz...
Sonra bir gün
bütün bunların karşılığını soruyor insan...
Kim verecek hesabı?
Ne zaman?
Hangi kapıda,
hangi saatte,
hangi yüzle?..
Evrenin defterini açıp
kimsenin bilmediği satırları okuyamam...
Her haksızlığın
gözlerimizin önünde cezalandırıldığını da söyleyemem.
Bazen zalim rahat uyur,
bazen incitilen
bir ömrü uykusundan eksilterek yaşar...
İşte bu yüzden
adaleti yalnızca yarına bırakamayız...
Bir özür gerekiyorsa
bugün söylenmeli...
Bir hak yenmişse
bugün geri verilmeli...
Bir zulüm sürüyorsa
bugün karşısına geçilmeli...
Çünkü geleceğe havale edilen vicdan,
bazen yalnızca ertelenmiş bir korkudur...
Ve cezasız kalan her kötülük
haklı çıkmış değildir...
Ah,
bir insanın boğazında düğümlenmiş
söylenememiş son cümle…
Bir annenin kimseye anlatamadığı çaresizlik,
bir işçinin içine gömdüğü itiraz,
bir hayvanın kaçacak yer arayan bedeni,
bir ağacın kesilirken
kimsenin duymadığı itirazı…
Hepsi aynı soruyu bırakıyor
insanın önüne:
Gücün yettiği için mi yaptın,
yoksa doğru olduğu için mi?..
Bu sorunun cevabını,
kalabalıklara veremezsiniz...
Bir alkışla örtemezsiniz.
Bir unvanla susturamazsınız.
Kendinize anlattığınız hikâyede
kahraman olmanız da yetmez...
Çünkü başkasının hakkını yiyerek büyüyen insan,
kendi vicdanının içinde
hangi ölçüyle küçüldüğünü
başkalarından saklayabilir...
Ama saklamakla
yok saymak aynı şey değildir...
Ahın hiç de hafife alınacak
bir şey olmadığını gördük,
değil mi?..
Fakat mesele
bir gün size de aynı acının dönmesi değil...
Mesele,
başkasının acısını
kendi elinizle üretmemeyi öğrenmek...
Mesele,
evrenin sizi cezalandırmasından korkmak değil;
kimsenin hayatında
cezasız kalmış bir haksızlık olarak yaşamamak...
Çünkü doğrunun yolu birdir,
merhametin de!..
Yolun üzerinde
kaç kişi olduğunuz değil,
kimin hakkını çiğnemeden yürüdüğünüz önemlidir...
Ve bir gün,
bütün unvanlarınızın sustuğu,
bütün kalabalıklarınızın dağıldığı yerde
geriye şu soru kalacaktır:
Bir insanın hayatına,
Bir hayvanın canına,
Birlikte yaşadığınız doğaya
ne kattınız,
neyi eksilttiniz?..
İşte o gün
ne söylediğiniz değil,
ne yaptığınız konuşulacak...
Ve keşke
insan,
bir başkasının ahından korktuğu için değil,
başkasına ah ettirecek bir hayat kurmayı
kendine yakıştıramadığı için
insan olabilseydi...
Haddinizi bilin!..
Ali TAŞKALE
15 Ekim 2026
Kayıt Tarihi : 15.10.2026 13:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!