gün ışığı, yazdan kalma oburluğuyla
arsızca emerken doğayı
bir ıssızlık var bugün
sebebini bilmediğim...
sus pus bir bahçe,
gecenin bir yarısı, iki yana düşen kollarımda amansız bir sızı
sol yanımda bir yangın, öylesine güçlü ve öylesine derin ki
zihnimi durmadan bulandıran, cevapsız kalan onlarca sorunun izi
mümkün değil bir daha uyumak, bu da bana has bir
uykusuzluk krizi…
kâmil abi;
benden duymuş olma,
bu akşamüstü bülent söyledi
aşıladığın mersinlerin meyvelerini yürütüyormuş
orada olsam belki ben yapardım aynı şeyi ama
bir de ballandıra ballandıra anlatması yok mu...
haydi, kapat gözlerini
hayal et bizim olmayan bir geleceği;
el ele, göz göze...
ne bir amacım var ne yetişmek istediğim bir yer;
öylesine bir boşluk işte, ağırlığı altında ezildiğim.
hiç açılmadı senden sonra kapattığım pencere...
belki de bu yüzdendir yokluğuna direnemediğim;
bir gün görünmesen, kendimi merakla yiyip bitirdiğim.
anadolu'nun koynunda âşık
denizin mavisini görmez düşlerinde
ya dicle'nin yeşilidir gördüğü
ya çığlıklarını duyar fırat'ın
dizinde uyur, uyutur sevgiliyi
düşünsene ne çok emek vermiştik bu sevgiye
en masumâne duygularımızdı paylaştıklarımız seninle
hani olur ya, belki kayıp zamanların telafisi olur sandım
gel gör ki yine yandım, yine yanıldım
bir çoban ateşi yakıp sahilde, yakamozları izleyecek
kırılgan bir ışıktı
bahar sızıntısıydı besbelli
kapalı kapıların
eşik altlarından
gönül bahçelerine sızan
uzaklarda, bir yerlerde kuytulara yasladım sırtımı
görebilmek için doğruları, olur ya belki ben de göremem
olur ya ben de düşerim aydınlık yerine karanlıkların peşine
olmaz; olmamalı ne karanlıklar ne de boş vaatlere gebe yeminler
şimdi benden bağışık ve bir o kadar kırgın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!