hani sen gülünce diyordun ya usta;
"küçük bir çocuk bağdaş kurar yüreğime,
kıpır kıpır olurum, sığmaz içim içime..."
hani sen ağlayınca
bilmem ki kaç modeldi, bedford marka bir kamyondu
ne üstünde çadırı, ne de tutunacak bir yanı vardı...
her sabah erkenden yola çıkılır, öbeklenirdi insanlar;
belli noktalarda genç-yaşlı kamyonu beklerlerdi.
hani sen vardın; güneşle birlikte
sabahlarıma ilk gelen.
hani sen vardın; çalışma masamı
çiçeklerle süsleyen.
birazdan;
şehrin sokakları alabildiğine canlanacak,
menzili sana doğru bir bulut çıkacak yola.
haydi sevdiğim, çık sen de sokağa;
o bulut var ya, içinde kar taneleri saklayan,
işte o bulut, ha yağdı ha yağacak...
kış günü her yer buz tutmuş,
yavaşça yaklaşıyorsun pencereye.
saçakları sokaklara sarkan çatılardaki kuşları düşün;
birbirlerine sokuluşlarını... kursakları boş belki.
bir yetimin, ışıklı bir
hiç uyanmak istemediğim o rüya;
çorak gönlüme konan
ve tozunu bırakan birkaç kelebek...
önce böyle düştün aklıma.
bir elinde şefkat
Üstünde kalen var sana bir siper
Yetişir ovanda güzel çilekler
Bütün özelliklerin görmeye değer
Her sabahın başka güzel Silifke
Cennet-Cehennemin dünyada şandır
farksızdı göle düşen kedi yavrusundan;
ayakları ıslak, üstü başı perişan...
bilebilseydi buz gibi karşılanacağını,
beynine yıldırım düşeceğini de bilse;
gitmezdi, sürüklemezdi ayakları onu
cennet zannederek gittiği yere.
hiçbir şeyim olma benim;
güneş ol mesela,
aydınlat dokunduğun ne varsa.
çiçek ol, besle arıları
yağmur ol, toprağın
hiç düşündün mü
begonviller üşür mü diye...
nasıl tanışmıştık, hatırlasana
saati belirsiz bir rastlantıydı sadece
ortak yanlarımız çoğaldıkça
sıklaştı o kaçınılmaz "biz" halleri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!