Yorma Be Hayat
Yine dert yağdırdın benim bahtıma,
Çöküp musallat oldun gönül tahtıma.
Düşmanlar gülerken acı kastıma,
Daha fazla vurup yorma be hayat.
Ben, gecenin en sağır atlasında kaybolmuş bir yıldız,
sen, yörüngemi çizen o görünmez, ebedî sızı.
Saçların, samanyoluna dökülen bir mazî şelâlesi,
bana her dokunduğunda, dağılır evrenin perdesi.
Bizim bir coğrafyamız yok.
Bizim bir fiziğimiz var.
Senin varlığının merkezkaç kuvvetiyle
benim hayatımın tüm gezegenlerini yörüngenden çıkardığı
Saatleri durdurdum bu gece,
mekan hükümsüz,
zaman, eski bir ceket gibi asılı kapıda.
Ne dünün ağırlığı omuzlarımda,
Gidişinle bu şehre
bir sürgün indi.
Sokaklar şimdi tanımsız,
adımlarım yankısız.
Yokluğun;
Sen girdin içeri, sustu bütün şarkılar…
Unuttu kelimeler bildiği tüm yolları.
Bir an durdu yelkovan, o en eski saatte
ve ben ilk defa gördüm gözlerindeki sonbaharı…
Akıyor zaman,
delinmiş bir su testisi gibi değil,
hayır.
Akıyor zaman
binlerce tohumu çatlatarak
ve binlerce filizi yeşerterek
Girilir bu yatağa...
Bu şiir halk şiiri geleneği, musammat lirik bir şiirdir.
Güneş batınca sessiz, bir hüzün çöker dağa,
Ruhumuz esir düşer, görünmez bin bir ağa.
Dünyanın uykusundan, uyanınca her gece,
I.
Gece, siyah bir pelerin gibi değil,
Ağır bir yorgan gibi örtüyor şehrin omuzlarını.
Sokak lambalarının titrek sarısında,
Uykusuz kedilerin gölgeleri uzuyor kaldırım taşlarında,
Gök kubbe, çatlamış bir nar gibi dağılırken boşluğa,
Suskunluğun hırkasını giyindi kadim dağlar.
Bir gümüş iplik çekilir ufkumun dikişlerinden,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!