I.
Gece, sırtından o ağır kadife paltoyu attığında,
çıplak kalan şehrin kemik sesi duyulur.
Ben, göğsümde paslı bir pusula taşıyan o kaçak yolcu,
yönünü kaybetmiş kuşların kanadında ararım,
Devlet baba, açtık sana elimiz
Ayaz keser, duyulmaz ki sesimiz
Soğuk taştır bizim yatak yerimiz
Aşımı vuracak, ocağım yok ki.
Yokluğun bir kör düğüm...
Sözlerin kurşun gibi, değer gider bağrıma,
Cevap veren çıkmadı, şu çaresiz çağrıma.
Dönüp bir kez bakmadın, bende kalan ağrıma,
Varlığın bir bilmece, yokluğun bir kör düğüm,
YOKTUN...
Duman çöktü şu dağların başına
Yağmur vurdu kirpiğime, kaşıma
Zehir kattın ekmeğime, aşıma
Sofranda bir kaşık, tuz iken yoktun
Yol gidilir...
Dağların başında ateş yakarken,
Ruhların sırrına "Kam"lar bakarken,
Asırlar nehir olup akarken,
O eski kan şimdi bizde çağlıyor.
Yol Haktan Gelir
Gözün açıp şu aleme bakarsın,
Geçip giden zamana mı akarsın?
Bir nefesten bir nefese yakarsın,
Bu han senin durağın mı, yurdun mu?
Yolların Ardındaki Sır.
Zamanın ötesinde saklı kalmış bir dünya,
Ufukta süzülürken o gizemli bir rüya.
Dağların tepesinde çınlar büyük bir kaya,
Sessizlik hüküm sürer vadilerin içinden,
Yolun Işığı...
Uzaklarda bir nur yanar derinden,
Gönül köprüsü kurulur yerinden.
Her nefes süzülür Hakk'ın pirinden,
Bütün mahluk, seni anar,
Aşkın ile, kalbim yanar,
İnanan kul, nura kanar,
Yönüm döner, yalnız Sana.
Gözümde bir perde, elimde hep bir pusula,
Dururum, iki sonsuzluğun dar kapısında.
Bir yanda sisli, bilinmez sonsuz dipsiz evren,
Diğer yanda gün ışığı, somut, görkemli.
Ben, bu geçidin sessiz, o yorgun bekçisiyim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!