Dinmeyen bir sızı yalnızlık,
Kim bilir, kaç kere düştüm içine.
İçimde yanar bir idam mahkûmu;
Yüreğim fena halde çırpınır durur kendi kendine.
Ne garip... Noktasız, virgülsüz,
Kalbime yapıştın bir kere;
Sen benim aşkla imtihanımsın.
Tekrar tekrar başa sarıp kanatsan da,
Yine de bir ah demeyeceğim, kadın.
Bitkin düşlerin dalga dalga vurur yüzüme;
Her sonbaharda yaprak döker içim,
En karanlık gecede nefessizim.
Sanma gidince bir daha dönerim,
Hoşça kal, biz seninle yapamadık,
Yalnızlık mevsimine demir attık.
Noktasız, virgülsüz uzadı veda,
"Seviyorum"un savurduğu çağda.
Oynadığım yalnızlık oyununda,
İnsan düşmeye görsün cancağızım,
Hayat dayanılmaz görünür bayım.
“Bir kuş ötmezse, sabah tamamlanmaz.”
“Her yanan orman, bir neslin susturulmuş hafızasıdır.”
Yanık hüzünle çöktü,
Canım, ciğerim yandı.
Sardı çalıyı kökü,
Gönlüm aktı bir ahûya,
Bakar sunam, yanık yanık.
Gözlerinde gördüm var ya,
Yakar sunam, yanık yanık.
Saçları tel tel örülmüş,
Mazi oldu şimdi hasret ayı.
Aklıma ilk ümitsizliğim gelir,
Boynu bükülür faniliğimin;
Birkaç damla yaş süzülür, alevlenir.
Ölüme sayılı günler kala,
Kandırılmış olarak yaşamak,
Sabahın köründe ölmek,
Elinde kıvılcımlar saça saça,
Son narayı atıp gitmek.
Boğazını yırtarcasına,
Herkesin bir hikâyesi var;
Yedi kat gökteki kandilim.
Bu büyük günahın bahanesi çok,
Alevli ateşte yoldaş bildiğim.
En büyük yanılsamam,
Acıtan yaralar söner,
Aynı dert içten yanmışsa.
Geceler felaha erer,
Sinemde sitem yanmışsa.
İçimi ateşin kaplar,




-
İsmail Eymen Akay
Tüm Yorumlarhelal olsun abi