Yağmurlu bir günde solmuştu yüzün;
Gözümün önüne dünü bağlamıştı.
Avucunu öptüğümde açan çiçekler,
Cam kenarına hızla inen damlaları ıslattı.
Önce ince bir sızıyla bir damla süzülmüştü;
Kırılır dalım rüzgârla beraber;
Ömrüm feda olsun aşkın üstüne.
Seninle geçen her dem ömre değer,
Sererim canımı yolun üstüne.
Sevdamı dumanlı dağlar bilsin de,
Herkesin kendi yolu var,
Ötekilerle kesişiyor belli ki.
Bütününü yazmamış,
Hikâyenin başrolündeki.
Kimin boynunda ilmik,
Bugün gözlerim aradı seni yüreğimle,
Öylece bakındım, olmadığını bile bile.
Başına bir iş mi geldi, nereye gittin?
Sorular sordum, konuştum kendi kendimle.
Göz göze gelmemiz bile yetermiş meğer.
Bir ateş var bağrımda yel içinde,
Gönül, sana ahım yetmez mi sandın?
Saçılmışım kör talihe elinle,
Gönül, sana kahrım yetmez mi sandın?
Bulut gelir, kar bağlar şu dağları,
Ne çok şey götürdü geçerken yıllar,
El oldu her gün baktığım aynalar,
Ah edip hatırladığım anılar,
Yaşadım mı, yaşamadım mı anlat,
Ömrümü resimler geçidi sarar.
Bir et parçasından başka nedir ki yürek dediğin?
Bu sonbahar yangını nedendir o vakit?
Neden durduk yerde aklına gelir, dalarsın?
Göğüs kafesini neden sıkıştırır yarım yamalak şarkılar, yiğit?
Kader, iki yanı keskin bir bıçak.
Bu bendeki eksiklik duygusu,
Kalabalıklar içinde yapayalnız.
Bir düş olmalı bu yaşadıklarım;
Tarifi imkânsız, anlayamazsınız.
Yine özlemle yanıyor kalbim,
Keşke hayatım bir yapboz olsaydı,
Ya da geçmişim kurşun kalemle yazılsaydı.
Bozabilseydim, silebilseydim keşkelerimi,
Atabilseydim hayatımdan ceylan gözlerini.
Neden, niçin? Ben bu bir isyansa, affet Allah’ım.
Hiç bu kadar hızlı koşmamıştı,
İki iki çıktı merdivenleri.
Nefes nefeseydi, boğazı kupkuru.
Sevdiceği işte oradaydı.
Oysa yanıldı,
Bu sefer yirmi sene önce gelmişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!