Yüzlerde taşınan maskelerin
döküntüsüyle doldu eşikler,
Her gülücüğün arkasına gizlenmiş
bir hesap, bir çentik.
Güven dedikleri o ince cam,
kaç kere kırıldı aynı yerinden,
Kaç kere topladım
avuçlarımı kanatan
o sahte parıltıları.
Artık kelimelerin ardındaki gölgeleri
izlemekten yoruldum.
Soframda ağırladığım fırtınalar,
gittiğinde yangın bıraktı geride.
Dostluk yaftasını boynuna takanlar
söküldü dikişlerinden birer birer
Sırtımı dayadığım gövdelerin hepsi
çürük birer çitmiş meğer,
Bir rüzgâr esmeyegörsün,
sığınak bildiğim ne varsa yıkıldı üstüme.
İnsan, insanın yarası olmaktan başka
neye yaradı hayat durağında?
Şimdi kilitledim
dış dünyanın gürültüsünü
ağır ahşap kapıların ardına.
Sessizlik,
bir vaat gibi yayılıyor
odanın soğuk taşlarına.
Ne bir yalanın batağı
var buralarda,
ne de kirli bir beklentinin
kararan gölgesi.
Yalnızlık;
bir yenilgi değil,
sığınılmış en berrak,
en pürüzsüz gönül yurdu
Kendi sesimden başka
hiçbir sahtelik sızamıyor
bu kaleye.
Varsın uzak desinler,
varsın kaçak desinler bu çekilişe.
Kalabalıkların
o cıvıltılı pazarlarında satılacak
tek bir kırıntım kalmadı.
İki yüzlü tebessümlerin bedelini
ağır ödedi bu yorgun göğüs.
Hiç kimsenin filmi olmadığım,
kimsenin senaryosunda rol almadığım
bir yer burası;
Çıplak bir kayanın üzerinde,
tek başına ama lekesiz durabilmek.
Ruhumu arındırıyorum
o kalabalık teğellerden,
koparıyorum ipleri.
Bıraktım insanların
o bitmek bilmeyen
küçük hesaplarını kendilerine.
Gölgesiz bir akşamüstü gibi
dinginleşti odamın köşeleri.
Yalnız yaşamak
bir sitem değil artık,
kazanılmış en sessiz zafer.
İnsanlardan uzakta,
sadece kendi hakikatimle baş başa.
Kayıt Tarihi : 11.09.2026 22:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!