Bir kibrit çakıldı
Yandı odun
Doğdu âli alevler
Sıcağından eridi
Demirden dağlar
Ardında steplerden eriyen buzlar
Televizyon önüne yatmış bir kedi
Kaloriferin önünde diğeri
Gözün seyri hattında uzanmış sevgili
Işık parlak
Oda sıcak
Karın doymuş
Sakin ve hüzünlü bir Karadeniz Türküsü çalar
Gece kadar derin
Gece kadar uzun
Gece kadar hasretlik dolu
Yeşil yapraklar bakar gözleriyle yollara
Bembeyaz yaseminler açar o an anılar
Melankolik ruhumda bahar kaygısı
Yatıya diye gelenlerin tanesi hani
Elbet seher vakti çıkar aydınlığın gölgesi
Birden susar beklentilerin melodisi
Orman içlerinde kırık şişeler
Soğuk olur Kasım günleri
Türkiyemde hep soğuk
Atam gözlerini yummuş
Yüreklerimiz hep buruk
Saat dokuzu beş geçerken
Söyleyin saatlere
Bir daha çalışmasın
Demir atsın dokuzu beş geçeye
Bir daha zaman akmasın
Masmavi gözleri kapandı atamın
Gökyüzü utansın
Daha dün dümdüz yeşil ovada gezinenler
Kurup inşa edince kendilerine labirentler
Birden ayrışı verdi o an kabileler
Her birinin başında belirdi değişik halifeler
Dikildi girişlerine yeni kiliseler
Dün yan yana yürüyenler bugün itiştiler
Sana evinin yolunu hatırlatan
Göz sembollerin kaybolunca
Anlarsın şehrin anlamsızlaştığını
Giderek yığınların arasında
Adım seslerin düşman olur komşularına
Parmağının çatırtısı bir cana mâl olur
Kalpler içimizdeki ateşle yanıyor
Hakikatin kalacağı yerde birlikte yürüyoruz
Bayraklar açık gökyüzünde yüksekte dalgalanıyor
Sevdiğimiz topraklarımız için asla ölmek yok
Yükselin ey insanlar, gök gürültüsünün kükremesine izin verin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!