Aşkla açtım arza ellerimi ben,
Nûrlu yollardan geçemedim ben.
Giremedim hiç senin gönlüne,
“Seni seviyorum” diyemedim ben.
Bir vakit meskenim envâr ile pür-nûr idi,
Altımda pamuk gibi bir döşek-i mesrûr idi.
Ne gam uğrardı kapıma ne hicrân konuk olurdu,
Kalbimde hep yarına açılmış bir sürûr idi.
Şimdi her köşe zulmet, soğukluk hükm-fermâ,
Dil tutuldu, yuttum hep söz-i şikâyetleri,
Gönlümde uslanmaz o gül-çehre hayâlleri.
Efkâr parça parça eyler iz-i hâlimi,
Bitmez bu sabahlar, gösterir kışın hâlleri.
Bakışta kaldı vedânın o son nâ-murâdı,
Efsûnlu bu gece, cân nefessizdir bende,
Ömür kısadır, hicrânın ateşindeyim ben de.
Bir kevkeb düşer mi ismin anıldıkça semâdan,
Belki rücû edersin diye umuttayım ben de.
İstediğim sensin, ey gül, soldurma beni,
Ümmîdimi heder eyleyip bırakma beni.
Sen ki gündüzlerimin evvelce nûru idin,
Geceme zulmet doldurup dar etme beni.
Şimdi ellerin âsûde, vicdânın sükûn,
Feryâd
Gönder bize katından nûr-i ilâhî, yâ Rab,
Zulmât içre kalan sîneme ak fecr eyle.
Serp rahmetinin âbını yanan cânlara,
Gaflet uykusundan bir dem sıçrarız öyle.
Gönder gönlümüze bir zerre nûr, ey Mutlak,
Zira fecr, karanlığın dilini bilmez oldu.
Yanık kalplere serp rahmetin suyundan,
Belki uyanır insan — uykuya secde eden.
Kubbenin üstünde ağır bir hüzün,
“Solan çiçek sanıldı bu topraklar varından,
Meğer kanla sulanmış bir ömürmüş Filistin.”
2026
Kader seçdi yolu, kullar çekdi azâbı,
Gönül bir kez sevdi, yandı oldu köz hâbı.
O köz gibi yanar, kül olur mâh ü nâr,
Her çileyi tek başına çeker garip bî-hâbâr.
Boynu bükük düştü, ağlar gönül mahzûn,
Efkârım ağırdır bu şeb-i âhirde,
Gözümde biriken sözdür, dökülmez.
Mısrâ erir dilimde son hecede,
Defter kapandı, hâtırâ silinmez.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!