Üzerime örtülen soğuk, geceden değil,
Ruhumdan sızar — kemiklerime yürür.
Sen uzakta bir tebessüm gibi donuksun,
Ben hakikati sustum, dilim mühürdür.
Huzur dediğin şey bir nefeslik zehir,
Görmez misin hâlimi, nasıl da çöktüm ben,
Rûhumda açıldı bir cerh-i derûnî.
Bir yalanın peşine düştüm de körden,
Bu şeb-i âhirde idrâk ettim cümleyi.
Zaman imiş meğer en zalim cellât,
Aşkı boğup yerine kin koyan.
Gözlerde heves kaldı, hayâller hebâdır,
Zâlimlere dokunsun bütün derd ü belâdır.
Mazlûma nasîb olsa şu fânî cihân,
Yetmez mi bize düşen bu rüyâ-yı fenâdır.
Gelen vurdu, geçen vurdu ters-i zamân,
Bir mürg-i dil misâli pervâz eyler hayâlin,
Sayyâd-ı gam kurar her dem önümde bin tuzâk.
Firâkın ağır olsa da şükr ile durur cânım,
Zîrâ nefes alır hâlâ bu sinede bu toprak.
Ben şiirden anlamam dostum,
Ben insandan anlarım.
Bir çocuğun ayakkabısındaki yamadan,
Bir ihtiyarın bakışındaki yaradan...
Sözü süsleyip satmak değil derdim,
Bir sır gibi açıldı bize ömür denilen,
Zaman koştu durdu, biz ona hep geç kalan.
Neşe bir katre imiş, gözyaşı deryâ meğer,
Ruh bir an zevke meyleder, bir an yükte kalan.
Bir tılsımın var sanki üzerimde,
Yalnızlık benim olmuş kaderimde.
Türküler, şiirler dinlenir bu elde,
Geçmeyen acılarım var kederle.
Acılarım başladı senli hayalle,
Ellerim var, tutamaz artık ellerini,
Ayaklarım var, bulamaz yolların izini.
Dilim var, lâl kesildi; susar artık derdini,
Kulağım duyar gecede, yalnız acı sesini.
Düştüm ki gecenin gölgesi benden uzundur,
Yıldızlar şahidim değil, susuşumdan yorulur.
Sonbahar dedikleri hızlı bir ömürlük ayna,
Bakan yüzümde seni görür, kendimi unutur.
Ey yolunu kaybetmiş kuru kalabalık,
Ben senin içinden sürgün edilmiş sesim.
Taşım ağır, çağım kör,
Ama hâlâ secdeye varan bir alnım var.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!