Gel…
Adını söylemeyeyim bu defa,
Çünkü harflerin bile kıskanır birbirini sende.
Ben seni
Eski bir şairin kaleminden düşmüş en güzel kaza gibi sevdim.
Ne plan vardı,
Bıraktım artık her şeyi.
Oturdum fırtınalı hayatımın köşesine.
Sığabildiğim tek yer orası.
Bakıp da gördüğüm tek şey sadece dalga.
Sırtımda hançer.
İçimde yavaş yavaş akıp kaybolan benliğim.
İlmek ilmek dokuduğum,
Nakış nakış işlediğim her bir günüm,
Gözlerimin önünden geçiyor.
Eskiden duvara asılı bir ışık vardı…
Gaz lambası derlerdi adına.
Camının içinde titreşen alev,
sanki geceyle anlaşma yapardı.
Bir kibrit çakılırdı…
ve karanlık geri çekilirdi usulca.
Yine gece...
Yine hüzün...
Aklımda depreşen hatıralar,
Deprem yaratıyor ama yıkılmıyorum.
Hançer vurdum gönlüme,.
Yâr unuttum demiş.
Saçlarını koklayıp ördüğüm
Vicdansız
Gayrı gitsin yoluna demiş.
Yaralı yüreğim,
Gecenin sessizliğiyle iç içe geçince
Usulca kulağımda yankılanan sesler…
Benim sesim haykırıyor:
“Bırak artık…
Acı çekmeyi bırak…”
Sessizliği dinliyorum;
Sadece sakinlik ve huzurla…
Düşüncelerim o sessizlikte değil aslında.
Düşündüklerim ağır ama bana “yıkılmadın”
diyecek kadar da gerçek.
Düşünüyorum sessizlikte her şeyi;
Kilitledim tüm kapıları.
Çay demledim, oturdum.
Her zaman oturduğum cam önündeki sandalyeye…
Eskileri andım, biraz maziyi hatırladım.
Dayanamıyorum artık hasretine
Çekilmez oldu bu acı
Ölüm gibi yapıştı yakama bırakmıyor
Firari oldum bu şehirden teninden
Yüzünün kokusu esiyor geceme
Dayanamıyorum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!