Denize düşen yakamoz ışığı,
gecenin suskunluğunda seni aradı.
Ay sustu, yıldızlar uzaklaştı,
ben yine adını fısıldadım dalgalara.
Bir gece daha sensiz geçti,
Mahzenlerde sakladım senden kalan geceleri,
küf tutmuş duvarlara adını yazmadım.
Çünkü bazı isimler vardır,
taşa işlense bile insanın içinden silinmez.
Dağları aştım,
Deli ettin ömrüm,
ömrüm hep bana mı?
Olacak zulmün,
nedir bilmem bu ziyan...
Ahlarım zehir, yılan.
Seni sevmek,
bir kapıyı çalmak değildi;
hiç açılmayacağını bildiğin bir eşiğe
her gün yeniden umut bırakmaktı.
Yolumu kaybettim çıkmazlardayım
Yığılmış önüme arsız duygularım
Hain gecelerde ıssız çığlıklarım
Viraneyim sensizlikle divaneyim sessizlikle
Çıkmıyor sesim esaretim
Esaretim lanet yokluğuna
Seni sevmek, kendi içimde sana bir ev vermekti. Öyle geçici bir konaklama değil; duvarlarını yıllarca ördüğüm, pencerelerinden sana bakan, her odasına senden bir şey bıraktığım bir ev. Sen geldikçe büyüttüm onu. Bir odasına sesini, bir köşesine ellerini, salonuna birlikte sustuğumuz akşamları koydum. Ben seni severken aslında içimde, yalnızca ikimizin bildiği bir hayat kuruyordum.
Sonra gittin.
Evin kapısını çarpıp çıkmadın. Daha acı olanı buydu. Her şeyi yerli yerinde bırakıp gittin. Sandalyen masanın yanında, bir kitabın açık kaldığı sayfa hâlâ aynı yerde, perdeler hâlâ senden öğrendiği biçimde duruyor. İnsan böyle bir ayrılığın karşısında neyi kaldıracağını bilemiyor. Kaldırdığı her şey, seninle birlikte yaşanmış bir günü de yerinden söküyor.
Ben o evde yaşamaya devam ettim.
Kimseye söylemeden.
Gelen olmadı. Ben de kimseyi almadım içeri. Başka birinin ayak sesini duvarlarında istemedim. Yerler paylaşılınca genişlemez; aksine, içindeki eski sahibini daha çok hatırlatır.
Aşk acı çekmektir,
Acı olmazsa anlamı olmaz.
Aşk, fedakârlıkları sonuna kadar götürmektir.
Gözyaşlarınla büyütmektir,
Aynı bir tohum gibi.
Gel…
Adını söylemeyeyim bu defa,
Çünkü harflerin bile kıskanır birbirini sende.
Ben seni
Eski bir şairin kaleminden düşmüş en güzel kaza gibi sevdim.
Ne plan vardı,
Bıraktım artık her şeyi.
Oturdum fırtınalı hayatımın köşesine.
Sığabildiğim tek yer orası.
Bakıp da gördüğüm tek şey sadece dalga.
Sırtımda hançer.
İçimde yavaş yavaş akıp kaybolan benliğim.
İlmek ilmek dokuduğum,
Nakış nakış işlediğim her bir günüm,
Gözlerimin önünden geçiyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!