Giderek erozyona uğratılan Cumhuriyet değerlerimiz ve giderek ona sahip olmak heyecan ve coşkusunun değişen renkleri.
Hani alın terimizi nasıl döktüğümüzü bilerek kazandığımız cebimizdeki son kuruş paraya sahip olabilmek dürtüsü ile gün geçtikçe bir hüzün ve kaybetme korkusunun açıktan gelen dalgalarına karşı korumacı duvarlarımızı oluşturmak. Bu nedenledir ki bugün Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümünü bir bayram değil savunma ve koruma mekanizmalarının harekete geçişi olarak yaşıyoruz.
Emperyalizmin ülkemiz ve coğrafyamız üzerindeki kara çarşaflı tezgâhlarına, terör özelliklerini aşıp, oluşmamış alt yapısı ile karakteri bozuk bir savaş süreci yaşayan ve yaşatan PKK’ya, şehitlerimize yakarışlarımıza ve elimizde bayrak sokaklara, meydanlara koşmamızın nedeni işte bu savunma ve koruma içgüdümüzün beynimize çuvaldız batırarak yaptığı uyarıdır. Elbet gene geçen yıl, ondan on yıl önce, yirmi yıl önce ve daha eskisinin fondaki alışılmış görüntülerini gözlerimize indirilmeye çalışılan perdelerin üzerine asarak.
"ağır havaların ıssız bahçeleri'nde"
.
bazen kendi çocukluğuma dönüyor., çocuksu rüyalar oluyorum
kovboylarım dökülüyor mesela., dallardaki sinema afişlerinden
ben çifte tabancalarında kurşun olup., sarkıyorum bellerinden…
ama içimde bir kızılderili ölüyor., sönüyor bütün barış çubukları
Güneş doğdu doğacak yola karşı...
İçerden bile buz tutmaya başlayan camın ardından çevreyi
seyrediyorum... Işıklar., gökyüzünü kış soğuğundan önce.,
düşlerimin içinde kalan bahar şafağına boyuyor...
Asfalttan ayrılıp orman içinden köy yoluna sapıyorum...
. ,
Çocuğu, denize inen o daracık sokaktan, denize doğru koşarken görüyoruz.
İki tarafına yüksek ağaçların sıralandığı, ağaçların arkasına da kimsesiz, kararmış ahşap renginde konakların saklandığı o daracık sokaktan, denize doğru koşarken....
Karşı tepelerin ardındaki lohusa yatağında, kucağına aldığı yeni doğmuş güne bir ana sıcaklığı ile bakan güneşe doğru, denize inen o daracık sokaktan koşarken görüyoruz çocuğu..
Çocuğu, o daracık sokakta koşarken attığı her adımda biraz daha büyüyerek ulaştığı deniz kenarında görüyoruz.
Sonra onun, kucağındaki yeni doğmuş günün bahar renkli saçlarını okşayan güneşle göz-göze gelişini görüyoruz.
Ve sonra çocuğu, kocaman bir insan olarak kollarını iki yana açarken görüyoruz.. Kan-ter içinde ve derin bir soluk alarak. Denize ve güneşe karşı
/İstasyondan kalkan son treni izliyordum., bir kış akşamıydım.,
kendi bulutlarımla yüreğim ıslak., yağmur sancısı gözyaşıydım…/
. ,
Sabahın ilk saatlerinde . . .
bir topaç dönerek girince., sek-sek oyununda çizgilerin içine
ilk isyan çığlığı işte o an patlar., ‘hey- oyunu bozuyorsun’ diye...
KANUNİ ESASİ KIRAATHANESİ...
DEĞİŞEN-GELİŞEN (!) TÜRKİYE'DEN
BİR FOTOĞRAF...
.
İstanbul’un, Beyoğlu’nun 1970’li yıllarını ve daha öncesini yaşamış olanlar bilebilir…
Tepebaşında bugün hala bir mücevher kutusu şıklığında varlığını sürdürmekte olan
/zaman tellalı.., tokmağını davuluna rasgele vurarak haykırıyordu..
‘duyduk-duymadık demeyin.., bu gece gökyüzünün son gecesidir’/
......
biz., o gece seninle sahilde
Adam kahvehanenin üstü sazlarla örülmüş gölgeli bahçesinde oturan kalabalığın hepsine birden sordu...
---Denize nereden gidebilirim...?
Kalabalıktaki bütün yüzler önce birbirlerinin yüzüne anlamsız bakışlarla baktılar sonra adama döndüler...
---Bilmiyoruz., deniz ne ki.. ?
Adam şaşkın., alnındaki teri sildi...
---Sahi, bilmiyor musunuz denizin ne olduğunu..?
Sana yazılmış bu mektubu.,
bir salon radyosunun yeşile boyalı göz lambasından okuyorum…
. . . ,
bu mektubu sana ben
duygularımın son bayram yerinden..,
bu mektubu sana ben
DİPLOMA/TİK MUHABBET
.
Diplomamı çerçeveletip odamın duvarına astım.
En üstte üniversitenin adı.., ortasında aralarında ismimim geçtiği bir sürü ingilizce yazı en alt köşelerde sağlı-sollu imzalar.., ortalarında da yapıştırılmış yuvarlak yaldızlı-maldızlı kocaman bir şey…
Çok gösterişli., gören kişinin kafasını kaldırıp bir daha baktığı., çekindikleri için bir şey soramadıkları., benim de mütevazi kişiliğim nedeniyle ağzımı açıp “yaa işte benim mezun olduğum okul da bu işte” demediğim bir diploma…
Günler böyle gelip-geçerken., diplomam deve., ben gizli-gizli tellal iken., nereden çıkıp geldiyse uzun zamandır görmediğim eski bir arkadaş aramızda geçen aşağıdaki kısa konuşmanın açılış kurdelesini kesiverdi…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...