kağıttan kayıkların., üstüne göz izi düşmemiş sırılsıklam mektuplarıyla hüzün dolu adımlardayım., asla denize kavuşamayacak su boylarında...
. . ,
bak işte.,
sırılsıklam hasretimle dolu bir mektup daha yazıyorum sana şimdi
sanki zili çalmışım da kapıyı gülerek sen açmışsın her zamanki gibi
oku bak... 'merhaba canımın içi'
/kalemin dili tutulur., yürekteki rüzgar gülleri dönmeye başlayınca/
.
---şair ne yazabilir bu durumda ., havadan/sudan başka…
“duman sarmış şu karşı dağın başını” diye başlasa bir şiire
Birden kendi çocukluğuma dönüyor, çocuksu rüyalar oluyorum
kovboylar dökülüyor mesela, yıkılmış sinemaların perdelerinden
ben rengarenk çiçekler ekiyorum, boş kovanları toplayıp yerden...
ama içimde apaçiler ölüyor, duman olup tüterken barış çubukları
sebebi kim., yoksa ben miyim.,bilmiyorum…
hiç görmediğim anamın kapanıp dizlerine,
HAYAL DENİZİNİN DALGALARI. . .
- geceyi beraber izleyelim., bakalım neler olacak...
. . .
(merhaba demek için sana., ayağa kalkıyorum...)
haydi., yönü rüzgara karşı güvertede., geçip otur karşıma
tadı iyot rüzgarlar gibi dol içime., denizden esip gelmişsin...
günler-aylar işte böyle geçip giderken., her hasretin satır başında
önce senin adın yazar canımın içi...
öyle hasrettir ki bu., kurşun gibi yürekte yatar., mayın olur patlar
gün batımlarında ve her seher vakti...
. ,
şimdi alıp sazımı astığım kör duvardan., bir türkü söylesem sana
HASRETİN ADRESİ BOĞAZ HAVASI
.
Yolcusuzluğa mahkûm bir iskeleden bindiğin., mesela Kanlıca’dan Emirgan’a Boğazı enlemesine kesen., kimsesiz bir vapurun üst güvertesinde tam da demli çayını yudumlayıp taze kokulu- bol susamlı simidi önce yanağından öpüp sonra ısırmanın hayalini kurarken...,
. ,
Birden çığlık çığlığa bir martı mangasının., saldırısına tutulursun
kanat seslerinden kelepçeler vurulur yüreğine…
Koşuyorum…
karanlıkların sığınağında., kapan iskeleleri tam karşımda duruyor
bulanık sularda çatanalar sevişiyor., ara bozan oluyorum aralarına
yürekten taşan hasretle yandığına aldırmadan., kollarım kulaç atıyor
kucakla beni Haliç., şişesiz kezzap artığı sulardan geliyorum sana
arsız işgalciler değil., hep senin oturman için her şiirimin başlığında.,
Deniz ayaklarımın dibinde değil... İyot kokusunu yakalayamıyor., baktığım yerden de göremiyorum... O kadar uzak yani...
Ama martı sesleri sanki omuz başım kadar yakınımda., deniz sesi gibi uğulduyor çığlıkları kulaklarımda...
İstanbul böyle bir şehir işte… Hasreti çektirirse başka türlü çektirir…
Biliyorum ki istesem şu anda bir vapur bile geçer gözlerimin önünden... El etsem durur., çağırsam gelir., yanaşır iskeleme... Çımacılar tahta., rulmanlı iskeleyi sürüklerler ayak ucuma kadar ve yanık bir gülümseme ile buyur ederler içeri… Binerim omzumdaki martı ile ve birazda kibir ve hafif Beyoğlu adımları ve kibarlığı ile...
MEMLEKET SEVDASI
-bu sevdayla bu ülkede., bir türküdür yaşamak-
.
/denizlerden çıkıp kırlara doğru yokuşlarda., sırılsıklam koşuyoruz…
deli sevdalar yaşadığımız bu ülkede her şafak vakti..., işte öyle/
belki Karadeniz’in dalgalarıdır fırtınanın kürekleri., bilmiyoruz
HACIBEKİR'in AKİDE ŞEKERLERİ
.
Dükkanın bulvar cephesindeki geniş camı, güzel ve sıcak havalarda kaldırılır ve iki ucundan tavana tutturulurdu... Böylece mermer tezgah üstüne sıralanmış, içinde buz tanecikleri yüzen musluklu limon, vişne, turunç ve ayran sürahilerinden, metal bir çanak içine yerleştirilip üstüne bastırıldığında içinden fışkıran sıcak su ile yıkanan bardaklara doldurulan meşrubatların, dükkana girilmeden dışarıda ayaküstü içilmesi sağlanmış olurdu...Tezgahtar bardakları doldururken ya da yıkanmış olanları alıp sıralarken ıslanan mermeri omzundaki havlu ile sıkça kurular ve havluyu gene ve biraz da özensizce omzuna atardı.
Ya dükkanın içi…
Ya o yüksek vitrin tezgahları...
İlkokul çağındaki çocukların erişemeyeceği kadar yüksek vitrin tezgahları...




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...