O günlerde Amerikan kamuflajlı, yerli malı paletleri ile 'onların çocukları' dağda, kırda, bayırda ne kadar kır çiçeği ve ne kadar taze fidan varsa hepsini ezip, üstünden geçiyor.., 'bizim çocuklar' için bir sürek avı yürütüyor ve içi kof kart çınarlar, işkencehane avlularında darağaçları oluyordu…
Ve ülkenin nesiller boyu sürecek çoraklığa mahkûm edilişinin hükmü infaz ediliyordu…
...
O, inançlı adımlarla girdi sokağa, elinde kova, içinde kırmızı boya
Ve koca yürekli harflerle yazmaya başladı duvara, boydan boya
/‘elma dersem çık’ diye fısıldayarak yanıyor şehrin cılız ışıkları/
yaşadığım sokaklarda ., kilitleri pas tutmuş ne kadar kapı varsa
Çocuk., yürek kafesinden çıkardığı her kuşun kanadına ayrı-ayrı henüz tanımadığı., ne anlama geldiğini bilmediği sözcükleri yazarak havaya salıyor ve arkalarından el sallayarak onları yarınlara yolcu ediyordu...
Bahçesindeki yüksek duvarların arkasına., zincirlerin-parmaklıkların-kilitlerin arkasına… Henüz tanımadığı özgür ve aydınlık yarınlara …
. ,
İçeriden annesinin sesi geldi... :
--- Üşüteceksin., çok soğuk., hadi gel içeri., hava da kararacak zaten…
'sıra sende haydi çık yola' diyor maestro...
. . ,
erkenden kalkıp yola çıkıyorum...
sabah serinliği neler söylüyor bir bilseniz., ama ben duymuyorum
derin denizlerde atılan kulaç sesleridir belki., sizler de duymayın...
yeni doğmuş bir çocuğun avazı., belki de iç çekmesidir yalnızlığın
Bütün anne-babaların., elinde uçan balonuyla kırlarda koşan çocuklarının arkasından bakarken., acaba biryerlere takılıp düşer mi ., balonu kurumuş bir ağacın dalına değerek patlar mı ya da bir kör kurşuna hedef olur mu endişesine kapılmadan., birbirlerine ‘sıcacık’ ve gülümseyerek sokuldukları …
. ,
Hiçbir çocuğun masmavi gökyüzü altında uçsuz-bucaksız kırlarda koşarken içi hayalleri ile dolu uçan balonunun elinden kaçmayacağı., bir kuru ağaç dalına takılıp patlamayacağı ve yarınlarında bir kör kurşunun yolunun üstüne çıkmayacağı …
. ,
Bir şafak vaktinde ki aydınlıkların., çocuklarımız için karanlıkları kovaladığını izler gibi düşleyerek., gülümseyerek., YETMEZ., taş atanlara inat KAHKAHALAR ATARAK yaşanacak., aydınlık., sağlıklı., gönlünüzce...,
BÜYÜK ATATÜRK., YÜZÜN ELBETTE GÜLECEK …
“Efendiler., yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” demenden bugüne tam 102 yıl geçti… O zaman içinde “dahili ve harici bedhahların” boş durmayıp ., zamanı geriye doğru işletmek için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar… Ve kuşkusuz bu çabalarını sürdürmeye devam da edecekler… Ama senin yolundan yürüyen ve emanetine sahip çıkacak her yaştan milyonlarca gencin yüreklerinde taşıdığı laik-demokratik cumhuriyet ışığı ve gücü ile geldikleri karanlıkta kaybolacaklardır…
YÜZÜN ELBETTE GÜLECEK…
CUMHURİYETİMİZİN 102 NCİ YILI KUTLU OLSUN…
Annesinin eteğini çekiştirdi çocuk, aralık ayazında bir gün
“hani bugün olmaz, yarın alırız dondurma demiştin ya dün”
. ,
Yarın o kadar yakın ve bugün yarından o kadar uzak kalacak,
ve öyle bir fırtınayla çevrilecek ki zamanın takvim yaprakları
O sabah gözünü açtığı zaman gördüğü her yer, eşyalar, insanlar, sokaklar, dağ-tepe ve tabi denizler ve elbette gökyüzü ile bahar müjdeleniyordu sanki... Güneşin gözünü kırparak gülümsemesi ise,
biraz hazırlıksız yakalandığını hissettiği bu yeni mevsim için yanında daimi bir yoldaş bulacağının güvencesi gibiydi...
Randevu yerindeki meydan saatine göre ayarladığı kolundaki saate
baktı ve hazırlanmaya başladı, dudağında sevdiği bütün melodilerin ıslıklı potpurisi ile… Saçlarını her zaman olduğundan daha da özenle taradı. Takım elbisesinin içine en çok yakışan gömleğini giydi, kravatını taktı. Yakasını-paçasını düzeltti ve kendisini boy aynasının karşısında defalarca boydan boya gözden geçirip son kontrol üstüne son kontrol yaptı...
/hani gün doğmadan pencereni açıp.,
güneşin doğumunu beklerken/
bu dinlediğin türkü var ya., bu türkü.,
adı ve tadı bütün şiirlere yakışan bir duygudan derlenmiştir
o yüzden böyle çok derinlerden gelir., sabahların yeli gibidir…
İstanbul'a
.
ZAMANLA OYUN . . .
İstanbul’a
.
/şehirleri yaşatanlar, o şehirle yüreklerinde aşkı yaşayanlardır/




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...