‘ipinden kurtulan bir topaç dönerek düşer .,
sek-sek oyununun çizgileri içine’
. . . ,
ah canımın içi . . ,
şöyle çevirip başımı geriye .,
baksam sabahın ilk saatlerine...
ÖZLEMİN DAYANILMAZ TADI
Galata-Ticaret han günlerine …
.
Dar han kapısının iki yanına sıralanmış hırdavat malzemelerinin arasından geçip geniş avluya inen merdivenlerin başında durdum… Uzun yıllar öncesinin mesai bitiminde gecenin karanlığı başlarken bakımsız., asırlık tuğla örülü duvarlara sinmiş kızarmış balık ve anason kokusunu içime çektim… Ve giderek sarhoşlaşan keyifli muhabbetlerin kulak ve yürek dolgunluğu ile dizlerimin üstüne çöker gibi oldum…
. ,
Ve saatler sonra doğruldum …
Var oluşun farkına varılmadan rüzgâr gibi geçer o saltanat yılları…
. ,
Korkunun yalnızca ismi varken., cisminin kol gezmediği o havalarda
önce çocuk olduk., düş saraylarının sınır tanımaz eğlence parklarında…
Süt kokan nefeslerin rüzgarları., dans eder gibi sallardı boş salıncakları
o bahar yıllarında kilit tutmuyordu., düş saraylarının bahçe kapıları…
-sütten kesilmeye çalışılırken ülkemin bereket anaları...
,
/ortalık toz duman...
görmüyor musun., kan renginde yağıyor yağmur
ağaçların köküne uğursuzluk düşmüş., kuruyor dallar/
. ,
'diyelim ki takvimler yaşanmamış yarınları gösteriyor.,
bir çağ bitmiş yerine bir başkası başlıyor...
her kadeh kaldırışında gözlerin düşüyor beklediğin yere
ama korkudan duvardaki saate bakamıyorsun bile
saat kaç oldu diye...
yenisi yanıyor sigaranın., küllükteki son nefesini vermeden
Mayıs EMEK .,
Haziran GEZİ demek…
İşte MAYIS geldi.,
HAZİRAN da gelecek….
Bir Mayıs günü ya da bir Haziranda
Rüzgar DENİZ den esecek…
Sırtımı., sarayın bir kale gibi yüksek duvarına dayayıp önce Marmara denizinin, Boğaziçi ve Haliç sularıyla kucaklaşmasını seyre daldım,
Sarayburnu’nun şiddetli akıntılarına duygularımı karıştırarak., ‘bu şehri böylesine çarpıcı bir güzelliğe kavuşturan, tepeden tırnağa giyindiği bu mavi giysi mi’ diye düşündüm...
Ve sonra Sirkeci garında noktalanacak., makaslarla birleşip-ayrılan yüzlerce ray hattına kapıldım...
Ray hatları ., bütün fay hatlarının üstünde., çelikten bir kelepçe gibi parlamak için güneşin üstlerine ışık olup düşmesini bile beklemeden,
'yaşamı aynı kadehten., sevgi ile yudumlayanlara'
.
Biri kız diğeri erkek iki küçük çocuk koşarak geldiler ve çok geniş
ama simsiyah bir orman manzarasının karşısında durdular...
Sonra ceplerinden kâğıttan yapılmış birer yeşil yaprak çıkarttılar...
.
İşte yaz da bitti.
Oysa daha dün gibi değil miydi “bahar da bitti yaz geldi, bahar gibi olsun yaz günleri” dediğimiz günler. Oysa yaz sıcağı her konuda hepimizi bunaltacaktı, terletecekti , offf çektirecekti.
Bunu çok iyi biliyorduk. Güneşin tepemize dimdik düşmesi de yıldırım düşmeleri gibi yangın sebebinden sayılacaktı. Bunu da çok iyi biliyorduk. Denizin mavi serinliği bile ateşe su olamayacaktı. Çünkü o maviyi hepimiz, her yerden göremeyecektik...
bilir misin., ne ağır mahpusluktur kalafat yerinde tekne olmak
şehvetle pusuya yatmış., dalga-dalga denizlere sırtını dönmek…
. ,
derinden iç çekilir.,
beklersin gelmez hep bir yürekten., heyamola-heyamola sesleri.,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...