/..zamanın düş halinde., o çok sevdiğimiz şehirdeydik seninle.../
. ,
ekmek arasında balık yemiş., kılçıklarını atıvermişiz denize
derken bir kedi dolaşmış., yakut gözleriyle ayakucumuzda
nereden geldiyse o an aklımıza., çocukluk yaramazlıkları
bin özür kurdelesi bağlamışız kuyruğuna...
Annemle yan yana yürüyoruz… Yanımızdan egzos kokulu kamyonlar ve tozu dumana katarak atlılar geçiyor dört nala… Annem bir adım geride kalıyor… Sonra çok adım., sonra hiç görünmez oluyor…
. . . Tahta tekerlekli kamyonlar ve sopa boyunlu atlar geçer gözlerimin önünden ve cılız bacaklı süvariler., atlarının dizginlerini bırakmadan o minicik ellerinden…
. ,
Yan yana volta atıyoruz… Megafon tonunda bir ses ‘havalandırma sona erdi’ diyor ve gardiyan bakışlı gözlerden üstümüze şiddet yağıyor… Kimimiz duvar diplerinde ölüyor., kimimiz darağaçlarında…
. . . Zincirli paletler ve sert tabanlı postallar geçer beynimin üzerinden., karanfillerin köküne kezzap dökerek kaktüs açsın yerlerine diye çöl yanığı dikenlerden…
. ,
Sönmemiş izmarit ve anason kokulu gürültüleri arkada bırakıp kapıdan çıkıyorum… Daha ilk adımlarda karşıma çıkan ve vitrininin derinliğinden sıcaklık taşan çorba kokusunu tadıyla birlikte yudumluyorum... İçim ısınıyor... Haydi bir kepçe daha derken başımın üstünde dönüp duran alkol bulutları çakır-keyif bir iz bırakarak dağılmaya başlıyor...
. . . ,
Bu caddenin sonundaki meydan bir yokuş başı ile buluşur ve o yokuştan inildiği zaman da denizle kucaklaşılır... Ben de bu gece bu caddenin sonuna kadar yürüyüp., yokuştan inecek ve denizle kucaklaşacağım...
Tabi sonrasında da iskeleye bağlı., sabahın ilk saatleri ile sefer görev emrini alacak gemilerden ismi bana en tanıdık gelene sessizce kapağı atıp., duhuliye makamında çekebilirsem eğer (cebinde kimliğimi taşıyan kaptan gelinceye kadar) derin bir uyku çekeceğim...
Sahilin ıslak kumlarına kulak verip dinleyince ..
. ,
Sahi., yakamozlar gökyüzü karanlığından denize düşen yıldızlar mıdır... yoksa ter damlacıkları mı., tutkulu her sevişmeden sonra yalnız kalan...
tadında imbat kokusu mu vardır …
. . . sen., keşke bu gece bana., yüreğime ateş izi kırbaçlar şaklatan dolunay altında 'bak nasıl göz kırpıyor gecenin yıldızları hem sana-hem bana' demeseydin...
ve ben aniden mitralyöz gibi ateşe basıp., namlumun çelik ıslığında bütün yıldızları kendime isimsiz düşman gibi bellemeseydim …
Gece ve deniz karanlıktı...
.,
Balıkçı belki son defa açıldığı denizden geri dönüp., sahile yanaştı... Sandalının içindeki yarısı su dolu kovada avının bereketi bir tek balık vardı ve umutsuzca çırpınarak yüzmeye çalışıyordu... Balıkçı sandaldan indi ve içindeki balıkla beraber kovayı da denize doğru fırlattı..,
.,
Ve sonra sandalını sahile çekip., hemen arkadaki kum tepeciklerini aşarak gecenin içinde gümüş bir şerit gibi uzayıp giden asfalt yolun kenarına ulaştı...
Karşıya geçecekti ama hızla yaklaşmakta olan otobüsün farlarını görünce durdu., onun gelip-geçmesini bekledi...
Bir zamanlar "biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık"
ama şimdi kürekler de yürekler gibi kırık, sandal su alıyor...
GECEYARISI / DOLUNAY NOTLARI ...
.
saat : 00.01-
gecenin yarısı ne zaman ve nasıl gitti ., hiç bilmiyorum ama
saat : 00.01
gecenin yarısı ne zaman ve nasıl gitti ., hiç bilmiyorum ama
gecenin diğer yarısı anadan doğma ., önümde duruyor hala…
öyle fırtına kopmuş-öyle şimşek ve gök gürültülü gökyüzü
ve şişeden boşanır gibi yağan anason kokulu yağmur altında
kimsesizler otelimin yıldızlarını., yalnızlıklarla bırakıp baş başa
Yorgun bakışlarımı gazinonun boş sahnesine bırakıp., saatin gece yarısını tam 12’den vurmasına dakikalar kala soğuk şehrin kimsesiz ana caddesinde yürüyüş koluna bırakıyorum kendimi...
,
Daha ilk adımlarda karşıma çıkan ve vitrininin derinliğinden sıcaklık taşan çorba kokusunu içime çekiyorum... İçim ısınıyor... Haydi biraz daha derken başımın üstünde dönüp duran alkol bulutları çakır-keyif bir iz bırakarak dağılmaya başlıyor...
. . . ,
‘Bu caddenin sonundaki meydan bir yokuş başı ile buluşur ve o yokuş inildiği zaman da denizle kucaklaşılır... Ben de bu gece bu caddenin sonuna kadar yürüyüp., yokuştan inecek ve denizle kucaklaşacağım...
Tabi sonrasında da iskeleye bağlı seferden çekilmiş gemilerden birine sessizce kapağı atıp., duhuliye makamında çekebilirsem eğer derin bir uyku çekeceğim...’
akordu bozulan sazların telleri arasına sıkıştı türküler...:
.
güzel zamanların en seçkin melodileri dolacaktı kulaklarımıza
yarının sesleri de böyle olsun diyecektik gelecek kuşaklara
derken rüzgar gibi bir takvim kuşu uçup geçiverdi yanımızdan
notasız melodilerin sessizliğini savurarak kanatlarından...
--iskelede 'Dalgalar sahile vurduğunda'
.
/Güzellikleri öylece beklemek, tespih taneleri gibi sıralayıp dilek ipine…
Sakin denizlere doğru bırakıp gözlerini, göç yolları türkülerinde turnaları dinleyerek
Ya da bir balıkçı teknesinin, sahile vuran dalgalardaki motor sesine ‘rasgele’ diyerek
Belki biraz sarhoş ve hayalperest ve belki biraz gülümseyerek…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...