/topaç dönmeye devam ediyor ama o sokak çoktan kaybolmuş bile/
daha dün., arasından seyretmiyor muydum seni uyku perdemin
kaybolup gitmişsin işte arkana bile bakmadan., şimdi neredesin...
oysa hala ne kadar taze kanattığın dizlerimin yarası., bir bilsen...
..,sen başucumda okunan., bitmeyen bir masaldın bana her gece
kışlar çok ağır geçerdi ama hiç üşütmezdi., üstüme seni örtünce
bakkala telefon edip., akşam nevalemin siparişini veriyorum...
sesimden anlıyor çatı katındaki yalnızlık olduğumu...
'tamam diyor., çırak gelsin hemen gönderiyorum'
* * *
-duvarda çiçek desenli, buselik iki aplik-
ışıkları düşünce yandıkları zaman., ortalarındaki kır çiçeklerine
--- bak işte martılar ., akşamın örtüsünü çekiyorlar günün üstüne…
suskun ve birer mavi hasret gibi bakarken birbirine gözlerimiz
yağmur başlıyor ., şiir-şiir damlalarla doluyor boş kadehlerimiz…
/işte., öksüz çığlıklarla iyot kokulu kanatlarını topladı bile martılar/
. . ,
--- ve az sonra başlar ay ışığında yıldızlarla yakamozların sevişmesi…
.
her 'keşke' yaşamlarımızı açık denizlere kavuşturacak coşkun nehirlerin., değiştirilmiş yataklarının ortak adı ve her 'keşke' yaşanan bir pişmanlığın temel harcıdır...
. . .
/mesela boyalı kalemlerle ismini gövdesine yazdığım ağaçlar.,
çıkıp bir araya gelse resim kağıtlarından., sonsuz bir orman olur…/
‘İhtilal’ ne kadar yabancı bir sözcük.
Ve bu yabancı sözcük bu gece, yapay bir gölün yanına kurulmuş bu masada ne kadar da çok kullanılıyor….
.,
Çocuk., bir kulağına masadaki şarap kadehleri içinden çıkan kahkahaları doldururken diğer kulağına da yapay göldeki sandal sefalarından gelen şen-şakrak sesleri dolduruyordu...
Yan masalardan yükselen eğreti çatal-bıçak sesleri de arada gözünün iliştiği önündeki boş ve geniş porselen tabağa bakarken ki bekleme zamanlarına destek fonu oluyordu...
.,
'dünya ve ülke ., dünün çocuklarının bugünü., bugünün çocuklarının yarını boyayacağı bir boyama kitabı'
. . .
Penguenler bir sabah herkesten erken uyandılar... Dağlarda., düzlerde., denizde ve havada ne kadar kardelen varsa hepsini uyandırdılar... Cemreler de işte bunu bekliyorlardı... Onlar da
uyanan kardelenlerin ve penguenlerin yanına koştular., havada-suda ve toprakta düşe-kalka., el-ele oyunlar oynamaya., şarkılar söylemeye başladılar...
. ,
Biz ise bir kitapçı dükkanının raflarındaki siyaset-bilim-tarih ve felsefe kitaplarının harmanını yapıyor., yaşam tezgahındaki sıralamaları üzerine derin tartışmalar kuyusundan doğruyu çıkarmaya çalışıyorduk...
Birden açıp kollarımı iki yana
Öyle sarılmak istiyorum ki sana
Sanki bu ıssız kainatta yalnız
İkimiz kalmışız...
Başka ne diyeyim canımın içi
“Böyledir bizim sevdamız”
BU BAYRAMDA BİR GÜN
.
Kapı çaldı...
Gelen çocuklardır dedim ., bayram ya...
Penceremin önündeki ., boş sokaklara- uzaklara bakan koltuğumdan kalkıp., kapıyı açtım...
BUGÜNDE HABER YOK -mini öykü
.
.
Adam., günün bütün konuklarını tek-tek uğurladıktan sonra kapıyı kapattı... Kilitleri ve alarm sistemini kontrol etti., kimi ışıkları söndürdü ve ağır adımlarla saray görkemindeki merdivenlere doğru yöneldi... Basamakları gün boyunun yorgunluğu ve ağırlıyla çıktı...
Üst katın geniş koridorlarının tam ortasında., merdivenin hemen karşısında., üstüne yaldızlı motifler., çeşitli armalar işlenerek süslenmiş., iki kanatlı yüksek kapının önünde durdu... Kapının iki yanında duran ortaçağ giysili muhafızlara başıyla selam vererek kapıyı açtı ve içeri girdi...
- bir doğum günü yazısı-
‘Turnaları, türküleri ve kayıkları seven adamın doğduğu günde’
.
Beni, ilk yaz şafağında bozkır ortası bir köy evinin bacasına bir leylek getirip bırakmadı… Beni o köy evine getiren yolunu şaşırmış bir turnaydı… Ve o turna beni öyle bacaya filan da değil, günler-geceler boyu, gökten bir türkü gibi boşalan yağmurun oluşturduğu bahçedeki su birikintisinin ortasına, kâğıttan bir kayığın içinde bıraktı…
-Belki bu sebepten çok severim turnaları ve türküleri ve bir de denizde kayıkları-
. ,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...