GÖRÜŞ GÜNÜ…
.
..
/bilir misin ne ağır mahpusluktur kalafat yerinde tekne olmak
karşında şehvetle kollarını açmış deniz dururken…/
. ,
oyuncu.., sahnenin ortasına yıkılıverir birden
elindeki kuru kafa yuvarlanır., yuvarlanır., yuvarlanır...,
gider düşer suyu çekilmiş denize., yalnız bırakılmış iskeleden ….
. ,
seyirci.., heyecanla fırlar ayağa oturduğu yerden
elindeki gülleri atar sahneye., alkışlar., alkışlar., alkışlar...,
GÖLGE OYUNU ...
.
Sen kimsin be…
Sana ne oluyor…
Sen kendine bak…
Yahu insan utanır be…
Adam bilir ki sazlıkta serinleyen ve türkülerden tanıdığı bu turnanın yolu havalandıktan sonra Mardin’den geçecektir...
Yaklaşır yanına turnanın ve eğilir fısıldar kulağına...
“TURNAM GİDERSEN MARDİN'E / TURNAM YARE SELAM SÖYLE"
Turna., ‘aldım gönderdiğin selamı der.., iletirim yârine başım-gözüm üstüne’...
Ve gün öğleye varmadan havalanıp Mardin’e doğru kanat çırpmaya başlar...
Adam., Turna gözden kayboluncaya kadar arkasından bakar...
Sahilin ıslak kumlarına kulak verip dinleyince ..
. ,
Sahi., yakamozlar gökyüzü karanlığından denize düşen yıldızlar mıdır... yoksa ter damlacıkları mı., tutkulu her sevişmeden sonra yalnız kalan...
tadında imbat kokusu mu vardır …
. . . sen., keşke bu gece bana., yüreğime ateş izi kırbaçlar şaklatan dolunay altında 'bak nasıl göz kırpıyor gecenin yıldızları hem sana-hem bana' demeseydin...
ve ben aniden mitralyöz gibi ateşe basıp., namlumun çelik ıslığında bütün yıldızları kendime isimsiz düşman gibi bellemeseydim …
Sönmemiş izmarit ve anason kokulu gürültüleri arkada bırakıp kapıdan çıkıyorum… Daha ilk adımlarda karşıma çıkan ve vitrininin derinliğinden sıcaklık taşan çorba kokusunu tadıyla birlikte yudumluyorum... İçim ısınıyor... Haydi bir kepçe daha derken başımın üstünde dönüp duran alkol bulutları çakır-keyif bir iz bırakarak dağılmaya başlıyor...
. . . ,
Bu caddenin sonundaki meydan bir yokuş başı ile buluşur ve o yokuştan inildiği zaman da denizle kucaklaşılır... Ben de bu gece bu caddenin sonuna kadar yürüyüp., yokuştan inecek ve denizle kucaklaşacağım...
Tabi sonrasında da iskeleye bağlı., sabahın ilk saatleri ile sefer görev emrini alacak gemilerden ismi bana en tanıdık gelene sessizce kapağı atıp., duhuliye makamında çekebilirsem eğer (cebinde kimliğimi taşıyan kaptan gelinceye kadar) derin bir uyku çekeceğim...
Yorgun bakışlarımı gazinonun boş sahnesine bırakıp., saatin gece yarısını tam 12’den vurmasına dakikalar kala soğuk şehrin kimsesiz ana caddesinde yürüyüş koluna bırakıyorum kendimi...
,
Daha ilk adımlarda karşıma çıkan ve vitrininin derinliğinden sıcaklık taşan çorba kokusunu içime çekiyorum... İçim ısınıyor... Haydi biraz daha derken başımın üstünde dönüp duran alkol bulutları çakır-keyif bir iz bırakarak dağılmaya başlıyor...
. . . ,
‘Bu caddenin sonundaki meydan bir yokuş başı ile buluşur ve o yokuş inildiği zaman da denizle kucaklaşılır... Ben de bu gece bu caddenin sonuna kadar yürüyüp., yokuştan inecek ve denizle kucaklaşacağım...
Tabi sonrasında da iskeleye bağlı seferden çekilmiş gemilerden birine sessizce kapağı atıp., duhuliye makamında çekebilirsem eğer derin bir uyku çekeceğim...’
akordu bozulan sazların telleri arasına sıkıştı türküler...:
.
güzel zamanların en seçkin melodileri dolacaktı kulaklarımıza
yarının sesleri de böyle olsun diyecektik gelecek kuşaklara
derken rüzgar gibi bir takvim kuşu uçup geçiverdi yanımızdan
notasız melodilerin sessizliğini savurarak kanatlarından...
Gece ve deniz karanlıktı...
.,
Balıkçı belki son defa açıldığı denizden geri dönüp., sahile yanaştı... Sandalının içindeki yarısı su dolu kovada avının bereketi bir tek balık vardı ve umutsuzca çırpınarak yüzmeye çalışıyordu... Balıkçı sandaldan indi ve içindeki balıkla beraber kovayı da denize doğru fırlattı..,
.,
Ve sonra sandalını sahile çekip., hemen arkadaki kum tepeciklerini aşarak gecenin içinde gümüş bir şerit gibi uzayıp giden asfalt yolun kenarına ulaştı...
Karşıya geçecekti ama hızla yaklaşmakta olan otobüsün farlarını görünce durdu., onun gelip-geçmesini bekledi...
Bir zamanlar "biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık"
ama şimdi kürekler de yürekler gibi kırık, sandal su alıyor...
GECEYARISI / DOLUNAY NOTLARI ...
.
saat : 00.01-
gecenin yarısı ne zaman ve nasıl gitti ., hiç bilmiyorum ama




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...