Evinizin çok yakın çevresinde, ismini bildiğiniz, başlangıç noktasını görüp, nerede bittiğini de tahmin ettiğiniz fakat bugüne kadar bir baştan diğer başa kadar hiç adımlamadığınız bir sokak var mı.
Eğer varsa, kendinize ayırdığınız ilk boş zamanın sadece beş-on dakikasını bu sokağı bir baştan diğer sona kadar adımlamayı dener misiniz. Evet çok değil sadece 5-10 dakika. Hadi öncesi ve sonrası ve biraz da ağırdan alınması ile yarım saat, bilemediniz bir saat.
Çünkü hiçbir sokak, bir baştan diğer başa kadar adımlanmak için bizden daha fazlasını istemez.
Sokaklar da yaşam gibi çok kısadır ve adımlamadığımız zaman da gene yaşam gibi çok yabancıdır aslında.
Sadece merak ederek, sadece niyet ederek ve sadece en çok bir saatimizden vazgeçerek adımlayacağımız, bildiğimiz ama tanımadığımız bir sokağın bu başında değil ama son adımla sonuna ulaştığımız an yaşama ne kadar yabancı olduğumuzun bir kez daha ve çok daha somut bir şekilde farkına varırız.
– sapandan frlayan bir taşın vurmasıyla başlamadı daldaki kuşu...
öncesinde Habil ve Kabil ve sonra çimento yerine deniz kumu …
. . .
göçmen kuşların göç., ağaçların yaprak dökme mevsimiydi
belli ki uzun sürecek bir kışın., henüz ilk günleriydi…
bin yıllık çınar., bin yıllık bahçesinde., çırılçıplak üşürken
SOL anahtarına dokunmadan ., portenize sıralanmış bütün notaları elinizle süpürür gibi toplayıp bir torbanın içine atın ve torbanın içinde tombala çeker gibi iyice karıştırın...
Şimdi torbanın içinden tek tek çektiğiniz notaları yeniden ve kendi istediğiniz şekilde boş kalan porteye ., SOL anahtarının sağına gelecek şekilde sıralayın...
Evet.., işte bu....
Sıradakini değil kendi istediğiniz şarkıyı-türküyü dinleyin...
Çünkü yaşam sizin..
karanlık basmadan önce...
iflah olmaz mızrak sancısı gene., saplanmadan önce yüreğime
bu akşam da dün geceden kalma., bir masa bulurum kendime
sır sessizliği gibi içimde saklı., bütün hikayeleri alarak yanıma
otururum her zamanki gibi., manzarası en yoksul cam kenarına...
. ,
Dışarıdan yolunu şaşırmış martı çığlıkları ve ağaçlarda konmak için dal arayan kuş sesleri birbirine karışarak önce odama sonra kulaklarımın içine doluyor...
Ama bu ne güzellik böyle.., .
Müthiş bir armoni içinde bana duymak istediğim., sevdiğim bütün türküleri., şarkıları sanki hep bir ağızdan ., koro halinde söylemek istiyorlarmış gibi birbirleri ile uyum sağlamaya çalışıyorlar...
Ve ben onları daha çok duymak., seslerini daha çok dinlemek istiyorum... Söyledikleri türküleri., şarkıları..., söylemeye çalıştıkları her şeyi..
Kanatlarımı onların kanatlarına karıştırmak istercesine., penceremin kanatlarını daha çok açıyorum...
Ama yetmiyor..., pencerelerin açık olması yetmiyor...
Bizim güneşimiz ‘Samanyolu’ adını verdiğimiz bir galakside yer alıyor.
Samanyolu galaksisinde, 200 ila 400 milyar tane yıldız olduğu hesaplanıyor.
Ve Samanyolu galaksisinin bir boydan bir boya uzunluğu 100-120 milyon ışık yılı.
Galaksimiz kendi etrafında saniyede 630 kilometre gibi baş döndürücü bir hızla dönüyor.
Ayrıca üstelik evrendeki tek galaksi Samanyolu da değil. Onun gibi 170 milyar tane daha galaksi olduğu hesaplanıyor.
* * *
Hepimiz için ülkemize dair duygu-düşünce ve değerlerimizi saklı tutarak ve o kadar eskilere gitmeden mesela son 10-15 yıldır yaşadıklarımızı kıyısından-köşesinden hatırlayarak…,
Kendi kendimizle bir soru-cevap oyunu oynayalım….
…
Mesela bu yaşımızdaki algılama., bilinç ve değerlendirme düzeyimize sahip ama henüz doğum aşamasında birer “cenin/bebek” olsak…
Ve Tanrı lütfedip yanımıza iki melek katarak “HADİ BAKALIM MELEKLERLE BERABER BÜTÜN DÜNYAYI DOLAŞIN VE NEREDE DOĞUP YAŞAMAK İSTEDİĞİNİZE SİZ KARAR VERİN., ÜLKENİZİ SİZ SEÇİN” dese…
Ve biz meleklerin kanatlarında bütün dünyayı dolaşıp bütün ülkeleri gözden geçirip., sosyal-siyasal-ekonomik yapılarını kendimizce değerlendirsek…
Dedim ki., bir şeyler yazayım ama ne yazayım …
--- Mesela., yüreğinin ucundan tuttuğu ipe bağlı uçan balonları olan bir çocuğun öyküsü olsun…
O çocuk kaydırakta kaysın., salıncakta sallansın., düşerse kanayan dizleri olsun… Gözyaşı dökecekse de yalnız kanayan dizleri için döksün…
. ,
--- Mesela o öyküde bir de., lüle-lüle saçlarına papatyalardan taç yapan bir kız çocuğu olsun…
Yüzünde çilleri., güldükçe yanaklarında gül gibi açan gamzeleri olsun… Tek başına şarkı söyleyip dans eder gibi dönerken etekleri havalansın…
---Takvim yapraklarına inanma canımın içi... Havada ne bahar kokusu var ne de tariflere sığmaz o rengarenk çingene coşkusu... Yetim hüzünlerle öksüz acıların kol-kola dolaşırken çıkan ayak seslerinin sessizliği var sadece...
.
,
ben işte bu havalarda.,
bir çocuğun gökyüzündeki rengarenk balonları üstüne
‘ipinden kurtulan bir topaç dönerek düşer .,
sek-sek oyununun çizgileri içine’
. . . ,
ah canımın içi . . ,
şöyle çevirip başımı geriye .,
baksam sabahın ilk saatlerine...




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...