Ah bu gözler
Bakarken ayıplı
Anlamazken kayıplı
Hep kendi kurgularını özler
Bre sağlan duygum
Aslı yoktu,
Aslında Aslı'nın
İstem konmuştu hedefe
Kerem yanıyordu
Varmak gerekti
Yanmamış olunur sürekle
İnsanların halk yaşantılaşması ile toplumsal ilişki yaşantılaşması, alabildiğine farklı ve görece bağıntılı olabilmektedir. Halk yaşantılaşmasında, serbestlikle olan yan, halk-insan öznelliğinin, zenginlik havuzu olmasıdır. Halkın, toplumla girişenli olan, bağıntılı olan yanı, jonksiyon kontrolle, yani azalan ve artan toplum ve halkın ara kontrolcü, iletiş ilmeleri ile alabildiğine olmacı yanları da, böylelikten ve zamanla sınırlaşırlar. Özellikle halkın topluma yönelen öznel yan dalga atımları zayıflatılır, sönümletilir ya da şiddetlendirilir, salınışları büyütülürdür.
Toplum ve halkın iç içe girişenli kamusal gerilim alanları ile denetleşir, birinci yancın, yani toplum ve halk alanının belirmesine karşın, ikinci bir temel özellikleri de şudur. Toplumların zaman içinde oluşan sürekli ve kesikli gelişmeleri vardır. Ve toplum bu nedenle devrimlerini zorunlu olarak devreye sokar. Bu durum, zamanın yönüne göre ve değişmelerle uyumludur.
Toplumlar dönüşürken, halk alanı bu gelişme ve değişmelere kendi iç zorunluluğundan ötürü, çabuk uyamaz. Hatta halk, zamanın gerisine doğru kaymalarla ya da çok yavaştan olabilecek değişmeleriyle ortaya çıkacaktır. Böylelikle iki ayrı alan sürtüşür. Sürtüşmenin kaynağı kendiliğinden bir ileri gidişle ve kendilik bir yavaş oluşun geride kalışıdır. İki sürtüşen yapılar yaşayışı alanlarındaki faylaşmalar da, kendi güç birikimlerini yapacaktır. Bu güç birikimleri de, alanların dalgalanması ve hareketidirler.
3-İnsanlığın bir yamyamlık dönemi vardır. Bu yamyamlık, dönemi içinde insanlar insanı, kurban olarak sunuyorlardı. İnsanlığın yamyamlık dönemi sonuna doğru, insan kurbanlarının yasaklanmasına ilişkin süreçler başlamıştı. Bu yasağın benimsenmesi semboller üzerinde oluyordu. Söz gelimi iç yamyamlığı yasaklayan girişmeleri başlatışta kendisinden olanın etini yememeyi, kanını içmemeyi, tükürerek ifade ediyorlardı. Kendi totemdeşini yemeyi yasaklamanın edimsel öğrenmesi; “tükürttüğünü yememekti”.
Tanrı İggiler kendilerinden seçilen birinin etiyle kanına katılan kili (toprağı) karıştırıp yoğurarak insana suretini veren tanrılar kararı karşısındaki suskunluklarını, eti ve kanı yoğrulan İgigi konseptine, diğer İgigiler tükürmüştüler. Kendisinden verilen bir kurbana karşı suskunluğa, bir direncin oluşmasıydı bu.
Bu temelde tükürme, kendisinden olan insan kurbanın etini yememeye ve kanını içmemeye karşı tiksinç ortaya koyan bir dirençti. Şu veya bu sebeple (ittifaklarla) kendisinden bir kurban olduğunda, o gün kendi kurbanının eti olan yemeği yemeyerek, aç kalıyor; üzüntü duyuyor yeme içme yapmıyordu. Hatta cinsel münasebette kurmuyordu. Yas tutarak perhize giriyordular. Böylesi yasla ve lanet içinde oluşun perhizi, iç yamyamlığın yasak olarak ortaya konmasının yol adımlarından bir kaçıydı.
4-Komün dönem de, ne sınıf ayrımı vardı, ne böyle bir sınıf ayrımı gibi durumu hayal edebilirdiler. Komün dönemin, açlar ve toklar ayrımı olmadığından: tok olanın da, aç olanın halinde anlaması diye bir düşüncesi de, zaten olanaksızdı.
Bu dönemlerde orucun böyle bir gerekçe ile ortaya konmasını değil aklın alması, komün dönemin sınırlı gerçeği içinde, tokun aç halinde anlaması gibi daha sonraki yapılar içinde görülecek bir sosyal gerekçeyi kullanamazdı. Hayale bile gelmezdi. Oruç önceden beri ola gelen olmayıp; o dönemlerin daha gerçekçi bir sosyal toplumsa kullanımı olan bir nesnel, nedense ilişkilerinden kaynaklanışlarla ortaya çıkma bir durum olsa gerekti.
Görülüyor ki günümüzün dahi sosyal avatar mantığı olan oruç; 12 000 yıl öncesinden beri insanlığın sınıflı olduğunu sanıp; o günlerinde bir açlar toklar sınıf çatışması yaptığını sanan kurgulayışlarıyla, komün dönemi, köleci dönem gibi; ya da bugünkü gibi kapitalist dönemler benzeri sanıyorlardı.
Bir Avatar Kalıptır Sosyal Ve Toplumsal Yaşam
Var oluş, çevre ile zorunlu bir bağ ilişki biçiminizi belirler. Bu ilişki biçiminiz, daha çok kendi organik hemcinslerinizle olan girişme ise insani bir sosyal ilişkidir. Bu bağlamda sosyal ilişki; organik-organik bağ ilişkisidirler. Hemen her canlının geçmişten geleceğe doğru akan koloniye ve simbiyotik olacaktan yukarı (ileri) doğru bir sosyal ilişkisi biçimi vardır.
Bu ilişki tipleri, daha çok aynı türler arasındadır. Bir hücre düzlemindeki ortaklaşa yaşam, organelci tip kavradığımız bir birlik ilişkisi vardır. Bu kabil birlik; farklı hücre tipleri birleşmesi iken, dışta daha çok aynı türün kişileri arasında, organ eldi (organize, kurum elci) birlik ortak yaşam işlev eşmesidirler.
Toplumsal gelişmeyi; toplumsal üretimi ve toplumsal yararın dinamizmine değin girişir olan manzumeleri içermeyen; ve yine toplumsal bölüşüm ve toplumsa refahı ve toplumsa kullanımdı yarar destekleri olmayan değişebilirlikler; toplumsal demokrasi kapsamında değildir.
Bu hali ile pulural olan toplumsa katılımlı düşünmelerin ortaya konmasıyla olan talepleri, anlayışla değerlendirmedirler. Demokrasi (güce, otoriteye karşı) , bir talep oluşturulması ile başlar. Ve talebin zorunlulukla kaale alınması (yasal kayıt) ile süreçleşir. Süreç diyalektik oluşla, taraflarının, ortalama çevresindeki bir noktalar kümesi uzlaşılarıyla; aşılmasıdır.
Çoğulcu uzlaşı olmayan kimi olgunlaşmamış konular da, gelecekte geçici anlarıyla sosyal yaşamın, öznel belleğidirler. Her iki yapı içinde kendilik gelişme ile nicelenişler, gelecek içindeki sosyal ve toplumsal çevrenin gereklerine denk düşer olacaktır.
Köle insan, eş deyişle üretim yapan insan; üretim yaptığı zaman, kölelerin her bir alandaki üretimleri olan kullanımdı özgürlük, toplumsal güce dönüşür. Toplumsal güç de özgürlüğe (zorunlulukların bilinci ile doğaya rağmen kullanım gücü; bağıntı olanın, doğa içinde oluşla, doğal yasallıktı oluşla, kullanım bağımsızlığına) dönüşür.
Bura da, köleyi köle yapan üretmesi değil, aksine ürettiğine sahip çıkamadığı paylaşım mülkiyet şeklidir. Haydi diyelim ki efendi bu sürecin düzenleyen beyni olsun. Ama bu beyin sürece bağıntılı olacakla sizi öyle kayıtlayan bir örganizedir. Değilse seçilmiş bir üstünlük değildir. Organize, toplumsal gücün ya da birlik oluşturma gücünün beliren bir (yöneten beyin) yaptırımıdır.
Fakat durum böyle olmamış yöneten beyin, tüm süreci kuşatan olacakla; bugünkü kimi devletlerin hukukun dışına çıkışla kendisini denetlenemez kılışla; kendisini cari şekle göre, kuralsız bir işleyiş şekline sokması gibi efendiler de toplumsal gücün de üstüne çıkmıştır. Tüm sorun köleleliğin (bağıl emeğin) , üretimin yapılmaması olan serbestleşme değil de; aksine toplumsa girişme ile bağılca bağıntılıca üretilmesidir (yükümle şilen- üstünlük kazanışla yapının dışına çıkan değil) .
Animizm Türkçe belirtilişiyle canlıcılık; insanlığın ilk gerçeklenir inanç tipi gibidir. Animizm (canlıcılık) doğal aksedişin insan algılarıyla insan düşünmesi içinde yansıtılmasıydı. Nedensellik olmayan sanılarla ortaya konuştu. Sanılar da, algı uyarmalarıyla ortaya konduğu gibi; algıların çarpıtılmasıyla da ortaya konuyordu.
Animizm bir din değildir hiçbir zaman din olmamıştır. Zaten ittifak öncesi dönemlerde din yoktu. Animizm de totemizm gibi kendi davranışlarını ve çevreyi,gerçekleştirme başarı ve becerisidir. Eğer böyle bir gerçekleştirme yapamazsanız, her şey size saçma gelir. Böyle bir gerçekleştirme ile doğru olanı yaparsınız. Ve ilkeli davranır oluşla, saçma olmaktan kurtulursunuz.
Animizmin kaynağı algılardır. Başlangıçta sizin dışınızdaki algılar, bencillikte olduğu gibi haz ve elem düzlemli oluşla kategorize edilemiyordu. Totemi insanların, kendi dışlarındaki dünyada kendilerine doğru olan hazcı ve elemli duygudan kaynaklı karışık ikilemleri vardı. Bencilce ihtiyaç olan acıkmayla susamayı ayırt etmeleri gibi burada tam bir algıda seçicilik yapamıyorlardı.
6] Bir aczin, bir geri oluşun bir yetersizliğin, bir egemenliğin, insanları biat ettirerek üzerinin örtülmesidir de. Aynı zamanda da, biati kültür, hepten kötü olur bir araçça kullanılır da değildir. Örneğin; biat bir anlık doğru olan, deneyci olan uygulamanın çabuk, zaman yitirilmesine meydan bırakılmadan, uygulanmasına değin olan tecrübeler bilgisidir de.
Elbet bu tecrübelerden yararlanılır. Ancak Çinlilerin deyişi ile yine de; 'Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.' Bunun içindir ki demokrasiler vardır. Bunun içindir ki çeşitli bilgi deney ve değer verişlerin; yani dengelerin bir arada gözetilerekten, denge edilmelerine değin, ilişkilenmesi söz konusudur.
Değilse; biatteki gibi dengelerin itaatçe bastırılışlarla kaynaklı, patlama şiddetlerine yol vermesi açmazı değildir. Biat sürekli doğru olsa idi, zaman akmazdı. Doğru olmadığı için zaman akar. Değilse biatle her şeyin durup, neredeyse sükûn bulması lazımdı. Biatin yaşamsallığı, anlık sosyal olaylarla, çeteci yapılanmalarla belirip kaybolan, bir grup çıkarcı aidiyetler birliğidir. Biat, toplumsal bir ilke ve toplumsal araç aşmalara dek olanın bir birliği değildirler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...