Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Bazı temel bilgileri aklın gerisine baskılarsak, artık sürecimiz aklın kontrolünden çıkmış olmakla; bu kontrolden çıkmış haliyle, yeniden aklın kontrolüne alınmağa, çalışılır. Yani kontrol dışı, ehlileştirilir.

Örneğin, ne başlangıçta ve ne de gelecekte (şimdiyi biraz ayrı tutuyorum) , insanın davranışça bilir olduğu, davranması gereken mutlak doğrulardan oluşla bir yol yoktu. Ne kendisine böyle bir şey fısıldanır olmuştu. Ne de evren bu yolu; bir yol, bir yöntem olacakla seçmişti. Zaten böyle bir yol olsaydı insan nefesinden ayrı kalmak gibi olacakla, elinde bırakmazdı. Eğer böyle bir yol olsa, bu yol da bırakılmış olsaydı; o zaman belki insanlar yolunu azıtmış sapıtmış olmakla, bataklığa gömülürdü.

İnsanlığın sosyal birlikti bulunuşla, birbiriyle temastı olmayan; birbirinden izole ve birbirinden soyut anlamalı olacakla; çok çeşitli tabudur totemdi oluşmalı uzun bir dönemleri vardı. Bu çok çeşitli mantık anlamalı dönemden, ittifak eden döneme geçtiler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne, "sen"; dersin ele?
Zaten ağyarı agâh olur
Sen, "sen" desen de gene.
Sanışla uzak mı korsun ki?
Dağ ederle sızlarım seni
Sen yakın olursun bene.

Devamını Oku
Bayram Kaya

90]ABD resmi ideolojili, Amerikan Aramko şirketi destekli bu süreçleşmeler, gelecekteki şeriatçı ve çıkışları olan Rabıta örgütünü, ülkenin gündemine getirecekti. 12 Eylül 1980'in yılmaz, gözünü budaktan esirgemez yönetici kadro Atatürkçülerinin! Sarıldığı din iman politikaları, bu gibiden, 'yeşil kuşakçı' ivmelerin üst doruğu olacaktılar!

Bu hal, milenyum tabir edilen, 2000'li yıllarımızda doğacak olan, 'ılımlı İslamcımızın' en güncel konu olmasına giden yol olacaktı. Şunun şurasın da bu günlere 20 yıl gibi sayılı günler kalmıştı! 'Yeşil kuşak', ılımlı ıslama giden; güzide yolun da başlangıç ve temel tuğlası idi! Ok yaydan çıkmıştı. İslamın ılımlısının, ılımsızının olurmusu olmazmısı da, din bilirlerin geniş ufku enginliğince tartıştırılacaktı!

Bu tartışmalarda dişe dokunur bir gıdımcık bir fikir bile çıkmayacaktı. ABD kültüründe 'ILIMLI' demenin anlamı bir var. Geleneklerinden gelen bir konjonktürsel yorumlamadır. Bir ABD'li beyaz adam, yıllarca zenci kölelerine değin öldürme dahil, her tür işkence ve zulümü uygulamıştır. Dünya kamu oyunun ve ABD'nin kendi içindeki bu duruma olan infialleri ile ABD'lerinin, etkili yetkili uygulayımcıları, bu tepkiye karşı güncel bir cevap oluşturdular. Artık zencilere yapılacak işgence ve zulümü 'beyazlar değil de', 'siyahi adamlar üslenecekti'! Böylece işgence, işgence olmaktan çıkacaktı! Çünkü işgence, bir beyaz adamın siyahiye bir uygulaması idi! Siyahın siyaha ırk ve ırk bağlamında, şiddet uygulaması olamazdı!

Devamını Oku
Bayram Kaya

91]Oysa, 24 Eylül 1946 tarihli Türkiye'ye verilen notaya karşı bu duruma müdahil olan ABD ve İngilterenin bu bağlamda, o günün Sovyetlerine boğazlara ilişkin; 'Potsdam kararlarına göre, tarafların Türk Hükümetine ancak birer nota vererek görüşlerini bildireceklerini, yoksa cevaplaşma suretiyle meselenin tartışılmasına girişilemiyeceğini' bildiren desteği vermişlerdi. Elbette çok buhranlı ve çalkantılı günlerdi.

Eller Ay'a, biz yaya olacakmışız; ne gam! Kuran kursları açılmalıydı. Arapçılık ve Arap alfabesi ve de Arapçanın telaffuzu iyi öğrenilmeliydi. Arab'ın gelenek ve göreneği öğrenilip, dinleştirilip bizlere bir iyi benimsetilip inançlaştırılmalı idi. Sıkı sıkı, öğrenilmeli idi! Atatürk, 'hayatta en hakiki mürşit ilimdir', demişse de: Mürşit Arab'ın gelenek ve göreneklerinden gelip, yol un yönü Arabistan'a çevrilmişti. 1980'lerde imam maaşlarını Rabıta örgütü verecekti. Söylemler akıl karı olmayıp, dezenforme edişti. Kendi kendimize sormalıyız; bir ülke nasıl ele geçirilir? 'Fiili işgalle', diyorsanız; çok beklersiniz.

Bu halk dini ile buluşup barışmalı idi! Kur'an da her şey yazıyordu da, biz iyi okumuyorduk! Esasen Ay'a da gidilmezdi! Hoparlörde ezan okunmazdı, hem günah, hem de gâvur icadı idi. Tartışılan ve gündem olanlar bunlardı. 1960'lı yılların bilgisi bu idi. Halk bunlarla meşgul ve memnun olmalıydı! Siyasetin gündemi, bunların arasında, har güre, gidiyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

92] 1950'de gereği gibi üretip refahı dağıtamayan siyaset, önce el değiştirecek, sonrada halktı sosyal söylemlerle toplumsa olmaz biçimde, laiklikler aleyhine, eksen değiştirecekti. Bu uğurda kendisinden önce açılan yolun kapılarını, sonuna kadar açacaktı. Türk siyasi tarihinde tek partili döneme son verişle önemli bir yere sahip iken, değerli politikaları olmamamakla, kendisinden önceki partinin 1946’dan beri başlayan, sosyal bocalamaların ekseninde, netlikler sağlayışla kendisinden önceki eksen kaymalarına başlamış güncel gidişatından liberal olmanın dışında pek bir farkı olmayacaktı.

Serbest irade ile geleceklerse de içte ve dışta serbest irade ve politikalar oluşturamayacaktı. Elbette kimi küçük nazımları başlatacaklardı. Karma ekonomiden dönüş bu dönemin özel yatırımcı teşvik ve liberal politikaları ile başlayan yerleşimler, bu günkü yapının temelleri olacaktı. Hem aşırı dışa bağlı borçlanacaktı, hem bunalıma girecekti.

Hem de özgürlükçü olduğunu söyleyerekten, iktidar olacaktılar. Hem de, özgürlükleri kısacaktılar. Üniversiteler kaynayacak, gazeteciler aydınlar, öğretim görevlileri içeri tıkılacaktı. Halk cephelere bölünecek, radyolarda vatan cephesi üye kayıtları ve duyuruları okutulacaktı. Zulüm inşa olurken, kendisini böyle; gövde gösterileri ile gelişirdiler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

85]Ki çeşitliliği temsil eder olacak düşünme ve örgütlenmelerinin çok partili hayat içinde olabilmesi için henüz şartlar erkendi. 1925 ve 1930'lu yıllar için henüz şafağı atmamış gün sancılarının, rahim içi hareketleri yaşadığı; ya da toplumsal yapılaşmanın oksijen çadırı düzeyinde oluşlarının günüdür. Gerek alt yapı, gerek ise üst yapı ve de sosyal yapılar bağlamında, ortam hiç uygun gibi gözükmemektedir. Konjonktüre değin Dünya ekonomik krizi de, işin tuzu biberi olacak olan bir cabasıydı.

Çok partili hayatın başlayabilmesi için hemen önündeki, gereken toplumsal şartları yoktu. Çok partili hayatın nesnel ve öznel şartları henüz mevcut değildi. Çok partili sürecin işleşeceği ve taban tutacağı bir zemin alanı yoktu. Ne sanayiniz, ne burjuvaziniz, ne sınıf bilinci oluşmuş emekçi kesimleri dayanışması yoktu. Hatta büyük ekseriyet pazar için üretim yapmıyor. Ortama, kendi kendisine yeten bir üretim tüketim ilişkisi hakimdi.

İkinci üçüncü bir partilerin kökleşmesi için için dar ve kısır bir sosyal şart olan dini temel ve hamasetçi siyaset yapılabilir bir zemin vardı. Bu da, olası yeni partilileşme içinde bulunacak olanların, kimi mümkün yetersizliklerin ve muhterislerin, karanlık yobaz güçlerle, dirsek teması içinde olunabileceğinin, akılla bilinmesidir. Bu bilinme, akıllara ziyan olmasa, gerektir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

86]Yeni olan ulvi düşünce, tekçi ve inanççı olan mantıkla taşınamaz olacaktı. Bu yüzden bu toplumun düşünemez kılınmış yurttaşlarına bu inanççı tekçi mantığın yanında çoklu düşünmenin mantık ve felsefesi hiç bir zaman öğretilmedi. Bu geçmişten günümüze toplum hayatına vurulmuş en büyük darbe idi. Ve hala da geçerlidir. Bu yüzden 'en büyük halk' diye naralar atılır!

Genç cumhuriyet bağrındaki gelişen olumsuzca ve yetersizce olan uyumsuzlukları ve çelişmeleri, genç sistemle kendiliğinden elemeye başlayacaktı. Bir yol alış, hep aynı kumaşın dokusu ile biçimlenemezdi. Bunlar devrim koşullarının kendilik elemeleri idi. Böylesi sürecin uyumsuzluklarına düşen kimi özverili ve yetenekli kişilere değin, çok basit öznel ve sübjektif öyküleri dahi örnek denişlerle öne çıkarıldı.

Elbet: İkinci adam olmanın hırs ve siyasi tamahları bile bu tür işlerin içinde alenen ve açık açık vardı. Bu oluşmalar içindeki eylemler, günün konjoktürsel gelişmesi dahilinde olan halin icabından türemiş serbest düşünceli girişmelerden olmayıp, en alt düzeydeki ortak duygular birikmesini paylaşan, sıfır hareketlerdi. Açıkçası, bu tutumlar yeni ile girişememe idiler. Var olan konjonktürselliğin, emperyalist destekli gerici güçleriyle el ele, kol kola işbirlikçi dayanışmalarını da, asla istemeseler dahi (ki öyledirler de) , rakibimin rakibi benim dostumdur gibisinden, bu gücün, yanlarında bulunacakları kuşkusunu da ele veriyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

76]Mükemmellik algısı, hata ve kusurların içinde girişecek bir duygu doğmasıdır. Gelecek halin adım adım oluşturulması ile ancak olasıdır. Değilse mükemmellik geleceği bilir olmak, ona uygun şablonlar var edebilmek değildir. Böylesi şabloncu mantıkla bakıp, Atatürk'ten için, şunları bunları yapamadı diye; bir hukukçu, bir filozof, bir toplum mühendisi vs gibi görüp; bir yığın maharetleri ondan bekler olmanın mantığı ile yargılamak, tam bir bilmezliktir, insafsızlıktır. O günün mevcut bilimsel donanımlı kadrolarının, süreçsel akışında, bu güzellik çıkmıştır.

Eleştiren (güya aydın) ile, eleştirilir (Atatürk) olan ikiliden birisi (Atatürk) kendisini Dünya'ya tanıtmış; kendisinden söz ettiren bir eylemselliktir. Diğer laf simsarları ise güncel seyir içinde, korunmacı himayelerle; televizyonlara çıkarılır olan kimselerdir. Ya da has bel kader şekilde erkte olmasalar; insanlar onların yaşayıp yaşamadıklarını dahi bilinemeyecekleri denli, tek kale oynayan, sıradan bir akademik, alelelade vaka yaşamsallık dırlar. İşte bundandır ki, bir eleştirinin eleştiri olbilmesi için, farklı düzlem de, denkliklerle, ama aynı paralellikte benzerlikleri içerir olmasıyla haklılık kazanacaktır. Değilse, şairin dediği gibi: 'Hey ağalar zaman azdı/Düşmüşe il üşer oldu/ Küllükte yatan eşek/ Koçla yarışır oldu' (Gevheri)

Eleştirellik, söz gelimi aynı zaman dilimi içindeki ve benzer koşullarını yaşamış olan dünya çapındaki kişilerle, Atatürk kıyaslanarak, yanılgı ve yanlışları ortaya konabilirdi. Değilse Atatürk zamanındaki günceliğin rutin, muhtemel olası yol kazaları haksızlıklarını ve kimi kez olmuş hukuksuzluklarını, bu günün gözlüğü ile bakıp yargılamak, bundan kendi başarısızlıklarınıza da, zımnen dayanaklar çıkarmak olmamalıdır!

Devamını Oku
Bayram Kaya

77]Oysa; ilercilik, demokrasi, insan hakkı diye savunulup; güncel hiçbir toplumsal temeli olmayan tarikat ve cemaarler ölümüne savunulmaktadır. Eğer tarikatler toplumsal işlev olsalardı, feodalizmle barınabilir miydi? Güncel, feodalizmi; çağ dışı olaraktan gözümüze sokmaktadır.

Feodalizmin çağ dışı olması, bu denli ap açıklıkla bilinir olmasına rağmen tarikatler; doğunun feodal yapı içinde olmasında, hiç rahatsız olmazlar. Sözüm ona kendisinin bir demokratikleşme adımı olduğu lanse eden tarikatların, bu türden sosyal geriliğe baş kaldırması hiç yoktur. Yine demokrasi ve insan hakkı gibi hiçbir istemleri de yoktur! Esasen olamaz da. Çünkü demokrasi tarikatları yıkar!

Hâlbuki bağımsızlığın felsefesi içinde, ikinci adımda; bu gerici sosyal yapı ve bu gerici sosyal tutumlaşışlara karşı da savaşım verildi. Bu günkü demokratik toplumun oluşmasına gelinmede, bunlara toplumun işleyişinde el çektirilir olmaları hemencecik unutulur. İşte bugün afakî olaraktan, demokrasidir, insan hakkıdır diye söyleşilen, topluma göre, gericilik olan halkın konularını; toplum konusu yaptığınız da, durum şaşmaktadır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

78]Somut, bilimsel teknolojik üretimleri ülkemiz yararına ortaya koyamayan akademik unvanlıdırlar. Ama bunlar kendi alanları dışında bir cevahirdirler! Hele de maşallah, din konusunda pek bir, demokratiklik ve özgürlükçüdürler! Ki kimse bu konularda bunların ellerine su dahi dökemez!

Oysa biz bunları, yani din konusundaki anlatımları; insanlık tarihi boyunca, şöyle ya da böyle oluşlarıyla hep biliyoruz. Bu bilmelerden toplumsal anlamda, hiçbir şey çıkmıyordu. Halksal anlamdaki başörtüsü konusunda söyleşiler de, 'vurun abalıya' yapılması, kolaycılığıyla etrafı sarmıştır! Bunların ticari ve siyasi koro ucubelikleri demlenilmektedir! Ve bu sayede nice köşeler dönülmektedir. Kimi muktedirler karizmalar, özel yaşamlarını islami değerlere göre olmayacak denli değiştirmişlerdir!

Yukarılarda da değindik, başörtüsü ve inançlar toplumun malı değildir. Halkın konusudur. Bunlar; bilinçli ellerle, kandırışçı cin kafalılar tarafından, toplumsal zemine çekilerek, inançlara toplumsal talep yaptırılmaktadır.

Devamını Oku