Çözemezsin çözünmezim
Özemezsin özülmezim…
Gül yüzlü çocuk
Nedir hal?
Sen sütre ben beri
2]Demokratik gelişmeci birikimlerini, demokrasilerini sağlayamayan toplum ve toplumsal siyasetler; önce kendisini tekrar ederler. Sonra, korunma nedence baskısını artırdıkça, zorunlu olarak yozlaşırlar. Korunma, ancak ileri yön, zaman akışlı cevapların ortaya konması ile oluşan, gelişme ile mümkündür.
Bir sistem kendi kendisi ile aynı kalarak uzun vadede kendisini korunması olanaksızdır. Hangi toplum, aynı kalarak, kendisini koruyabilmiştir ki? Aynı kalarak korunmak demek; sistemin yozlaşması demek, sistemin gerileşmesi, demektir.
Gerici eşme, insansal öznel etkinliklerin toplumsal sistemde ağırlık kazanmasının bir sonucudur. İnsan öznel yetileri sayesinde nesnelin bilgilerine vukufiyet ile toplumunu kurduğu gibi, toplumunu teknolojik yönden üretim düzeyci ve peylaşımcı kazanımdı olaraktan devamlı bir gelişme içine sokar. Bu nedenle, gerici eşme; öznelce keyfiliğin vahim bir hatalar zinciri, oluşturmasıdır.
Sen en ağır ülkü
Sen atılan şamar iken dünkü
Ve gözümüze ufuk olan bugünkü
Bir bilsen
Sen bizim yürekten
5]Oysa, toplumsal işleyişlerin yapılaşılmasına dek düşünücü, demokrasi içinde hak arayıcı olmanın, katilliği olmazdı. Bir taraf mesai, saat başı ücret, kreş hakkı gibi toplumsal yaşamasal olanın yasal talebi içinde idi. Diğer taraf, toplumsal ilişkileşme argümanı olmayan, halk öznel yaşamı içinde olan geleneklerimiz, göreneklerimiz, büyüğe saygı, ulul emre itaat, din iman deyip, acayip bir vatan millet türü soyut kavramlarla, nereye çeksen oraya gider olan argümansızlığın içinde idiler. İç ve dış işbirlikçiler bu güzelim uyanışın iki kanadını da, o iki kanadın kendi mantıklarının değer anlayışları ölçüsünde, terör ize edeceklerdi. Sömürü gibi şerrin uyanışçı, bilinç edinici hayrından, tekrardan bir şer, terörizmi çıkmıştı.
Egemen öznelce güç, halkı ve onun bilmezliğini iyi yönlendiriyordu! Artık olaylar toplumsal bir demokratik hakların kullanımı olmayıp; okullar, sendikalar, iş yerleri, şehirler, kasaba ve köyler sendendi bendendi gibi ayrışmalara kaymış, süreç; içinde çıkılmaz bir kan davasının kör dövüşüne dönmüştü. Kurtarılmış bölgeler rezaletine dönüşmüştü. Daha doğrusu toplumsal hareketliliğin uyanışına, bu çatıştımacı süreçler baskın olup; toplumsal uyanış sürecini sindirip yıldırıyordu.
Ne vatan işgaldeydi, ne din iman elden gitmişti. Ne de din, iman ve vatan kurtarılmış oluyordu. Ne de sömürülen kesimlerin ve emekçilerin beklediği devrimler ve hak edişler, genel yansıma ile ele geçiriliyordu. Emekler sömürülüyor, vatanın asıl kurtarıcıları olan, toplum yapılaşması olan, silahlı güç; resmi jandarma polis gibi kolluk silahlı güç ve sivil sılahlı güç, orada öylece durup duruyorlardı. Çünkü vatanın işgali söz konusu değildi. Bu bir sanrı idi. Merkezi otorite taraflara ayrılmış, provakasyonlar içine girmişti. Toplumsal yapının, kendi çelişkisini aşabilmesine; yapının meşruiyeti içinde yapının kendi olacaklarıyla dahi, izin vermiyordu. Ortam tam bir kaosun hercü merci idi.
6]Karşı argümanı olmayan, toplumsal argümanı olmayanlar işi, inançlar bazına çekerek, iş iyice bir düşünce özgürlüğü ve toplumsal alaka olmaktan, çıkartılmıştı! Düşünce özgürlüğü çağın üretim tarzına ve günün üretim biçim ilişkisine denk düşen yapılaşma ve paylaşmanın sağlayıştı olacak eylem ve sözleri idi. Toplumsal ideolojileri tartışır olmaktan tamamen sapılmıştır. Halk alnının, bir inanç argümanını olan güzel dini söylemleri, sanki toplumun argümanı gibi tartışır olmanın, beyhude yanılgı ve yanlışlıklarına, diz boyu düşülmüştür. Halbuki güzel dinin ifası, bir düşünce özgürlüğü değildi.
Karşı taraf, argüman üretemiyordu. Üretemezdi de. Çünkü rakibi olan tarafın toplumsal ideolojik seslendikleri hitap merci muhatabı ve uygulayıcıları, kendileri değildiler ki! Ama karşı taraf bilmezliği ile kendilerini sözün ve düzenin muhataplarıymış gibi davrandılar! Ve durumdan olmadık vazifeler çıkarıyorlardı! Bir ülke ittifakının en tehlikeli satrancını, bilmeden; samimi olduğunu düşünerek, oynuyorlardı. Her iki taraflar kendi eylemleriyle, bu egemen güçlerin açık desteği ile kendilerine göre, kollanıp gözetiliyorlardı!
Bu yüzden, elbette bir cevap üretemeyeceklerdi! Üretemedikleri içinde tamamen fikir dışı alanın labirentlerinde, kendini haklı kılan anlamaların yanılgısı ile taraflar iyice bir keskinleşecektiler. Bir diğer taraf, sanki istekleri muhatap bulmuşçasına, sözleri gereken yerlere ulaşmışçasına, gibi onlarca fraksiyonlara ayrılıp bölünerek, kendi içinde ikinci bir cephe savaşları başlatmanın gaflet ve dalaleti içindeydiler. Sonuçta bu olanlar iç ve dış işbirlikçi egemenlerin, oyunu ve el ovuşturdukları durumdu. Bu güzide halk, bir birine kırdırılmıştı. 'Özgür Dünya' söyleminin emperyalist çıkarları uğruna her uyanış o ülkelerde iç karışıklıklarıyla öngörülmüştü! Figuranlar geniş kitlelere başat geliyordu.
7-]Ancak, toplumların mümini olmaz. Toplumun bireyi vardır. Toplumdaki bireyin içinde taşıdığı inancı vardır. Ama inancı toplumda aktif olamaz. İnanç toplumda bireyler içti dünyasının düşünmesidirler. Söz gelimi toplumsa üretim alanı içinde bireyler; hiç bir inanca dek olan soyut anlamaları, toplum içinde kullanamaz. İnancı anlamalarıyla kişiler toplum içinde inançlarını; ne bir vida sıkma işinde yararlanabilir; ne bir radyo devrelerini tamir ederken yararlanırlar. Ne de makinanın dişlilerini yağlarken inançları kişilerin, kullanacağı teknik bir donanımıdırlar. Kişi inançları, ne bile bir kundura üretmenin bilgisidir.
İnançlar, ne de bir eğitim öğretim alanının, eğitim öğretime hazır oluş ön koşul ilişkisidir. Ne eğitim öğretimin deneyse ve edimse, bilimsel plan, projeye dek olanla, anlama öğrenme metot ve ilkeleri içinde bir yol ve yöntemin kullanımıdırlar. Bu yüzden bir inanca dek bireyin öznel içti taşımaları, sadece toplum içinde etkin olamayacaktır. Toplum içinde inançlar, herkesçe paylaşılabilir, zorunlu bir karşılıklı yüküm edilmenin koşulu olan toplum üretimi değildirler. İnançlar, toplumsal gücün zorunluluğunu içermezler.
Oysa toplumsal olan, toplumsal gücün organizelerini zorunlu kılar. Toplumsal olan; toplumsa olanın dışında sağlanamaz olandır. Bir uçağın üretimi, bir bilimsel yasaların keşfi gibi girişmeler toplum dışı zamanların, üretebileceği bir gelişme değildirler. Bu sağlanışların kendisini direktif edenin, sizin isteminiz dışınızda olan, bir icbarı vardır. Toplumsal yüküm aksadı mı, giderek zincirleme bozulmalarla toplumunuz biter. Oysa bir inançlar özelinde, sizin türban takmanız ya da takınmamanız, toplumsal sağlayışların, bir umuru ve gereksinmesi değildirler.
Sen gittin ya
Saç baş yoluk
Gözler, kederden oluk
Duvarlar oldu nevrim
Karanlıklar çevrim
Sen gittin ya
Aşağıda Sn. Umur Semiz Koçak’tan aynen alıntı bir yazı yayınladım. Yazı üstü ve yazı aralarının köşeli parantez içi, açkıları bana aittir.
[Aslında evrendeki bunca kesikli sürekli akışın süren git devinimi içinde; evrenin kaostuk olmasının yanı sıra, güzelliğin birbiri ile dans etme harmonisini de yaşamaktadır. Kıyamet bu harmoni içinde, harmoninin sürdüğü zaman boyunca; hiç gerçekleşmeyecek olan bir durumun; sanki gerçek eşecekmiş gibi ortaya konmaktadır. Bu hayali, zoraki kıyameti, konuşlardaki gayret; insan öznelliklerinin bir sübjektifliğidir. Bu kaostuk harmoni içinde öznel kehanetler sanki gerçekleşmemek için vardırlar.
Bu evrensel akış, kuşkusuz ki kendi kıyametini de, az az biriktirmektedir. Ne zaman bu oluşmaların özel ve genel süreçleri; kendi entropisiyle, kendi akışını sürdüremez olursa; o zaman geneldeki akışın kendi çevresiyle dirençlediği geriliminin gel hareketi; tersine bir süreç olunca; ancak o zaman genel kıyamet olası olacaktır.
Böyle bir dış etkili yansımalar, girişme yaptıkları şey içindeki akı alan izleğinin; üzerine binerler. Böylece o etki yapan şeyin kendisine ait yalın bilgi paketi mesajlardan ötürü, etkilenen alan; modüleli yansımaya dönüşür. Yani modüleli olmuş yansılar (üzerine kendisinde olmayan düzenlenmiş enerjili im paketleri yüklenmiş) mesaj içerirler. Unutmayın ki etkileyen de etkilenir (modüle olur) .
Bu enformasyonlar, her bir girişmelerin birçok yığın aşamalarından oluşan fark süreçlerini de ortaya koymaktadırlar. Ki bu her bir girişmenin etkime etkilenme karmaşıklaşmasıdır. Tek bir süreç, kendi içinde, bir takım kesikli sürekli modüle dalgalı tanecik dizileri oluşturmaktadırlar.
Katlanan kâğıt örneğimizi ele alırsak; kâğıda dıştan etki eden girişme (enerji dalgası) kâğıdı katlar. Dıştan girişen etkili enerjiyle, kâğıdımız katlanır. Kâğıt katlamasına katlanır da; kâğıdımız katlanırken; kâğıt, katlanma (kıvrılmalı) eksenleri boyunca kendisini katlayan etkiyi bu kıvrılma eksenine bindirir.
Çevredeki şeyler her aynı etki karşısında aynı tepki yansıması göstermeyeceğini yukarıda söyledik. Yukarıdaki kâğıt ve kâğıda etkiyen kuvvet çevrenin bir parçasıdır. Yani kâğıt ve ona etkiyen kuvvet çevrenin parçası oluşla çevrenin kısmi özellikli kendisidirler.
Bu yüzden çevrenin, kendi etkisiyle; kendi üzerine, kendini yansıtması vardır. Kap suyun rengini yansıtıyorsa, su da; kabın şeklini ve rengini alır. Çevre, tekil olayları üzerlerine olan aynı etkiyi, aynı şekilde yansıtmazlar. Çevre tekil olayları, yansıyan o etkinin farklı özelliklerini de yansıtma eğilimine yatkın olmanın çekenlikti çeşitliliğine sahiptirler. Bir yansımanın farklı özelliklerini yansıtma, o şeyin atom yapı düzeniyle ilişkilidir.
Yansıma ve yansıtmanın “benlik” olma kuralı, çekendik oluşla seçme ayıklamalı duyarlığı (kendinizi) çevreden yalıtmaktır. Bu yalıtılma içinde yaptığınız tek şey dıştaki size doğru olan akı yönelce etkili enerjiyi düzenleyip, başka enerji biçimine dönüştürmektir (depolamak) .




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...