Adem, anlamı bildi
Anlam Adem’de
Seni ne dün tanıdım
Ne de bugün
Sen, evveli ahir
Tarihi bir gerçeği anlayamamak kusurumuzdan, insan muhayyilesinin dehası olan, masal doğmuştu. Bu ilkeye kusurdan doğan yarar ilkesi denir. İnsanlık anlayamadığı ama kendisine aktarılan söylence destan türü şeylerin kurgu gibi gelen büyüsüne öykündü. Günceldeki olup bitenleri, masaldaki gibi hoş gelen bir anlatım (kurgu) tarzıyla, insanlar hayal gücünü harekete geçirmişti. Kusurdaki güzellik buradaydı.
İnsanlar masal hayal edip masal yazmamıştır. Önceden oluşan bir üretim tüketim eksenli yaşam bağı vardır. Bu yaşam bağının tüm kurum ve kuralları günümüze gelişte kesintiye uğrar. Süreçler kesikli ve süreklidir. Kişiler hayatı da kesikli olmakla birlikte, kişiler hayatı ancak insanlık (tür) hayatıyla süreklidirler.
İlk yaşantı tipleri, günümüze gelene dek gelişmeler sonrasında ortadan kalkar. Bu gün bize anlatılan, o yaşamları bizler kavrayamayız. O eski yaşamlar ve ilişkin anlatımları; gerçekten de bize masal gelir. Olay ve olguları size anlatan, insanlığın bilincidir.
Her düşüş, mağduriyetti darlığa
Gelirsin, güç yetirende, varlığa
Yalnızlığımıza dayanaksın, yarlığa
Bilir ve inanırız mesti, karlığa
Bir teselli eyledik düşümden
Ne beklenen baharlar gelmiştir
Ne de özlemden sevgililer ölmüştür
İç evrenle ah edipte çeksen, tozmaz
Derim hep
Anın gerekmeli şiddeti var
Düşse de Nil'e şev
Niceye meyil etmezken daha
Bakarsın yol görünür zoru hicaptan.
Kendine ne müşkül edersin ki
Bir bakmışsın muştu olmuştur
Yol görünür yeni icaptan.
94]2-Aydınlanış azminin ikinci adımı olan enstitüler, birincisi kadar elzem ve dikkate şayan bir atılımdı ve ilericilikti. Alan tabanlı, 'İş içinde eğitim'; 'Çoklu akıl eğitimi' yani; öğrenci-proje-eylemdi. Önce; somut- eylem- sonra soyut eylem; sonradan da: soyut- eylem-somut; bazlı üçlü etkileşimli giriştirilen, alan girişimli bir eğitimdi. 1935'lerde taslakla şıp, 1937'lerde pratiğe konan çok modern ve çağının ufkunun bile, hemen önünde olan, bir strateji idi.
Olacakların sonuçları kestirilmiş, sosyal, halksal fizibiliter yerleşimsel ön tedbirin uyumlaştırılmasının şimdiden projelendirmelerinin önlemleri alınıyordu. Görevi yangın söndürmek olan bir işlevin, yangın alanına gelişte; ‘tuh araç içine su doldurmayı unutmuşuz ‘diyen sorumsuzluk ve öngörüsüzlük dıgıllığı değilidi. Ama softalıklar ve işbirlikçilikler eliyle, durumdan ziyan kıyılacaktı! Gazi, giydiği gömleğin ateş oluşunu, söylemle değil; yaptıklarıyla, projeleriyle önemser oluşuyla, çevresindeki kimi çokça mantar gibi olan tutumlara gamlanması, Gazi’in bu işteki vehameti ve mahşeri vicdan yakıcılığını görüyor ona göre davranıyor olmasındandı.
Bu projeye, doksanlı yılların sonuna doğru gelindiğinde ve iki binli yıllarda, adeta; Dünya yeniden ve sanki yeni keşfedilircesine; sanki yeni buluşçusu olunuşmuş gibiymişçesine, tekrardan sar ılınacaktı. Bu kez inançla, övüne övüne sarılı nacaktık. Eğitimdeki bu tür güzellikleri, tüm siyasi gerici politikalar, el birliği ile önce; tu kaka edip, kapatırlar. Sonrada, sıkıştıklarında tüm yaptıklarını unutulmuş olurlar. Yitiğini bulmuş yoksun tavrına düşerlerdi.
102] Ve liderci olmalar, halkın seçimlerde, yöneticilerini seçmelerine hiç benzemez. Lider vasıflı insan belki her zaman vardır. Ama olağan üstü sosyal ve toplumsal koşullar her zaman yokturlar. Liderler olağan üstü koşulların, muktedirliğidirler. Halkın seçme ve seçilme yetkilendirmesinde gerçeklikler kriterinden çok, öznelliklerin ve duyguların etkisi büyüktür. Takım tutar gibi halkın taraflı olan kayırmaları vardır.
Siyasetçiler nerede ise yüzde beş yüz boş vaatçidirler! Halk da bu vaatlerde umut arar. Halkın seçmen olma görevi sırasında ikna edilmesi çalışmaları istismara açıktır. Oysa Lider, kimi istismardan olasılıkla nefret eder olabilecektir. Siyasetin, dolaysı ile yöneten kadroların finansmanını, halk değil, egemen çevreler yapar. Bu da liderin seçimle gelir olmasına şans tanımayan bir tıkaçtır. Yine de buradan hiçbir şekilde lider çıkmaz anlamı çıkarılmamalıdır.
Lider olurdu denilenlerden hiç biri, önder oluşma süreçlerinin içinde de gerektiği gibi yokturlar. Hatta öyle ki, asıl liderci karakterlerde de, halk teveccühü için dalkavukluğa yönelmeleri de yoktur. Bu yüzdendir ki, onca lider çıkaracak koşullara rağmen, Atatürk'ten sonraki şartlar içinde, hiçbir lider çıkamamıştır. Çıkacaksa da, halkın seçmen olarak yetkilenme seçerliliği ile siyasi partiler yasasındaki itaatli yapıların daha baştan öznel ayıklama engeli ile bu olanağı da önceden engellemiştirler.
103] Ve bu saygın kişilerin bu som gerçeklikleri nedeniyledir ki, devrim koşulları, ortam işleklik sürekliliği; bunların, bu koşullar içinde, hani neredeyse bu alanda, tümden işlevsiz kalışlarını kendiliğinden ortaya koyuyordu. Bu nokta alan devinmesini hakkı ile başarır olan saygın kişiler; birçok alanda; sorunların ve atılımcı girişimlerin, engellenmesinin de, girişmelerin geciktirilmesinin de, nedeni olacaklardı. Kendi mazilerinin ve konum sal sıfat ve saygınlıklarının gereği bilerekten, bu kıymetler, böylesi üstesi olamayacakları olumsuzluklara dahil olmayı, kendilerinde, gizli ve açıktan, bir hak gibi görebiliyorlardı.
Barış ve huzurlu dönemlerin yöneticileri vardır. Bu da zorunlu bir kaidedir. Yöneticiler has bel olağan insanlardır. Ama zor ve çalkantılı günlerin ise liderleri vardır, lider bir nevi insanüstü olan insanlardır.
Liderlikte, genel ilkelerin yanında, özel edinilmiş, donanımsal kendinizi yetiştirmekten kaynaklı ideoloji sel şartları da, bu liderlerin kendi uhdesinde biriktirmiş olması gereklidir. Ki bunlar sizin politikalarınızı oluşturacak demektir. Diğer, sözde Atatürk olabileceklerin açık politikaları ve akıllarını yetirir oldukları politikaları, padişahlığın ve hilafetin selameti idi! Hatta mandayı, İngiliz mandasını savunacaklardı.
104] Halkın her zor durumlarında, idealinde yarattığı, anlamalarını liderine izafe etmeye başlar. Liderleri o anlamaları taşısın taşımasın, halkın bu tasavvurlarını giymek zorundadır. Ki o zaman lider; aşırı sevgiye bürünür. Ve sevgi sel teveccühün ilgisi de tam bir anlama olmayacak olan dokunulmazlıkla, kutsanma mevki seviyesine çıkarılır. Bu tür toplumsal duygusallıklar, refahın topluma yansımasındaki her tür çarpıklıklardan kaynaklanır. Bu tür yaklaşımlar, halkın liderlerine, sanal severlikle, saygınlaşarak değer vermesi olayıdır.
Böylesi kutsanmalı anlamalar, aciz yöneticilerin marifetidirler! Yaptıkları biriktirdikleri kusurları, halkın gözündeki yapay, çarpıklar, eleştirel yansıyıp; yöneticilerin her silik durumları, liderlerine; afaki bir olumluluk ifadesi olaraktan giydirilir ki bu yöneticilerini bir iyice ezer.
Böyle olunca da hali ilen de aciz yöneticiler, dolaylı yollarla da olsa, liderleri halk gözünde daha bir sanal kutsan anmasının tercihlerini istemeyerekten de olsa yaratırlar. Böylelikle, vasıfsız yöneticilerin kendilerini; halka yeğlettikleri öznel nedence sanal algılatır oluş durumları da vardır. Yani buradaki olumsuzluk, lidere olumluluk olaraktan yansır.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...