Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Sıratı geçtik imtahanla
Çok günler solarken.
Çok dualar tuttuk
Yaratılıştan da mübarek olacağız diye
Karnımız demle dolarken
Olanı biteni,

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bir âdem, bir madem
Yola koyuldu, fikri sadem

Âdem yeryüzüne düşmüştü
Yalnızlık başına
Tüm olur emeği, eylemiyle

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne hükmü geçer, geçmişin; yeni varken sözüme
Ne ön değildir, geçmiş; salt görünmez gözüme

Yağan hava gibi; on beşimdir atmışım; özüme.
Bende ben olan yürekli; durur kesikli sürekli

Devamını Oku
Bayram Kaya

Taş başa
Baş yaşa bakar
İşte ağıtın
Doy gönül


Devamını Oku
Bayram Kaya

Abadı umman sandık
Gayreti kürek çekişte demle
Irmak olduk sevdaya kapılıp
Denize kavuşumu hemle...

Gönül kadar uzak kıldık

Devamını Oku
Bayram Kaya

Konma bülbül konma
Mizaç istemez.
Nasılsa manayı abit, düşünmeyi sabitle
Âlem felekten çekere gülmezde
Sen sürerken demi
Kıran girse de âleme onma istemez

Devamını Oku
Bayram Kaya

Giderek oluşan böylesi bir kurumsal ilah anlayışı, aşağı yeri (ülkeyi) , yukarı yerden (gökten) , Enlil üfürüğü ile ayırmıştı. Yani bir birini muhatap almayan yerleşmeciler, ittifakla birbirini kaale alır, muhatap eder oldular. işte bu birbirinin farkında oluşun, bilinç edilmesi halidir. Üfürükçü ilah Enlil; aşağı yerle, yukarı yer gök insanlarının, yerleşme yerlerini, böylelikle düzenlemişti.

İnsanlar böylelikle birbirini bilmişlerdi. Bu düzenleme ve yeni yönetilişle totem güç olarak Enlil; sıra ile yönetim başına geçecekti. Tarihte belkide ilk kez; karşı grubun totemi ile kendisi yönetim gücünü paylaşıyordu. İki farklı totem gücün özelliği böylece birleşmeye yatkınlaşmanın şafak kıvılcımlanmalarını tadıyorlardı. Gücü paylaşmayı, ittifakın bir kurum ve yönetiliş olduruşlar alanı olan tapınakta yapıyorlardı. Tapınakta yeme içme törenleri ile alınan kararlar, sonradan ittifakın gücü olarak, yönetici olara tapınağa gelip oturacaktı.

Artık totem (ilah) anlayışlarında ve sıra ile yönetilmelerinde ikizleşme dönemi başlamıştı. Her bir ittifakın totemi hem ilahlaşmış hem ittifakın yönetiminde sıra ile söz sahibi olmuşlardı. Bunların sembolleri çift başlı kartal, çift yüzlü, dört kollu isummud yönetici heykelleri, çift yönlü balta ağızları, vs. amblemleriyle ortaya konmuştu. İnsan gövdeli ve öküz başlı insanlar; veya aslan (totemli grubu izafen aslan) vücutlu ve insan başlı, krallar biçiminde idiler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Çünkü karşı totemli toplumla münasebetini ancak böyle içe sindirir olabiliyordu. Etnik, totemci, sosyal yaşantılaşma anlayışının, şimdiki yeni olan toplumsal yasal zorunluluğa baskınlığındandı bu türden kurumlaşmalar. O günlerde yeni yeni belirip biçimlenen toplumsal yasal zorunluluğun belirmesini ve böylesi geçiş ritüellerini bu türden kutsallık anlayışları ile legal ize edip, ancak algılayabiliyorlardı.

Ama bu algılama eğilimlerinin ve mantık oluşturma tutumlarının yasal olumlamasını ortaya koyuyorlardı. Ve eski sosyal tutumlu alışmalarının, şimdiki zorunlu girilen yolla çatışması ile çatışmaların aşılması çaresi ihdas edilip, yeni toplumsal kurumlar oluşturuluyordu.

Toplumlar, bunlara benzer binlerce ahlakı tutumlaşırları, bunların kurumlaştırılması sürecinden geçmiştirler. Süreçler gel git hareketleri yüzünden hemen oturmuyordu. Yıllarca sürebiliyordu. Her toplumda benzer durumlar, farklı biçimle; 2x5=10 eder gibi aynı şekilde anlaşılmıyordu. Ve yine kurumlaştırılan ve ahlakileştirilen aidiyet tutumlarından biride sütkardeşliklerdir. Sünnet olmak, kirvelik gibi anlayışlar o günlerin çok hayati ilişki biçimi idi. Bu kurumlar sizin resmi, yasal statünüzü, hak ve sorumluluklar alışınızı, belirliyordular.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ki tarım köleliğinden, sanayi köleliğine, böyle geçilebilindi. Hem de birbirinin yerini alabilecek denli işsiz özgürler yaratarak yapacaktılar. Söz gelimi 2003 te Irak'ı böylesine ulvi, ahlaki, evrensel söylemler adına işgal edecektiler. Demokrasi adına, özgürlükler adına, insan hakları adına, Irak bir kaosa dönüp, bir milyon yediyü zbin kişi ölecek, hiç dinmeyen huzursuzluklar ülkenin rutin gündemi olacaktı. Bu insanların üzerinde fazla düşünmeden hemen kabul ettikleri, hemen hemen Dünya'nın her yerinde geçerli olan üzerinde ittifak edilebilen, ortak mantıktı.

Olup bitenler, art arda gelişmelerin, kendi yoluna uygun ilişkileşme düzenleşmesi idi. Bir kendi üzerine yansımanın organizesi idi. Bu düzenlenişi, sonradan insan eylemlerinin bilinç edinmesidir. Ve insan, edinilen bu bilincin vukufiyetine varışla; zorunlu olarak onu öyle olaraktan hem düzenleme gayretine girecek, hem de egemenci çıkar gayretiyle düzenleşen çatışmalara gidilecekti. Tüm bunların olumlanan tutum kılınması ile de ahlakımız ortaya çıkacaktı. Her yeni yol alış, bilinen olumlama meşruiyetini ortaya koyacaktı. Olumlanan yollar inançlarımızı, ahlakımızı ve mantıksal düşünme biçimimizi oluşturacaktı. Topluma da, ağırlıklı biçimde, yasa olarak yansıyacaktı.

Öyle ki egemenci öznel karışmalar nedeni ile çalışanlar, emeğini az bulduğunda ses dahi edemezlerdi. Çünkü dışarıda kendilerinin yerine geçecek, daha bir az ücretle çalışacak, işsizler ordusu yedekte tutulur olacaktı. insanlık gereği (!) azat edilmiş, yığınla işsiz, azatlı, hür köleler vardı! Tıpkı şimdiki işsizler gibi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Evet, bir ahlakımız var; çünkü, bir toplumsal ilişkileniş ve toplumsal sosyal girişimlerimiz var da ondan. Nasıl toplumumuz gelişir, değişir dönüşür ise. Ahlakımızda buna uygun değişir, gelişir ve dönüşür. Başlangıçta, bugünkü uyguladığımız etik ahlaklardan, hiç birisi yoktu. Söz gelimi, komün döneminde ne kimse sadaka alıyordu, ne kimse sadaka veriyordu. Çünkü ortada mal edinme yoktu. Ve mal edişle ortaya çıkacak olan bir eşitsizlik sorunu, henüz ortada yoktu. Eşitsizliğin varlığı dahi bilinmiyordu. Yani ahlakımız şimdi nasılsa, önceden beri böyle değillerdi. Hatta neredeyse yoktular.

Bunlar toplumsal ve dolaysı ile sosyal statüsel farklılaşıp eşitsizleşmeyince, önceden biline bilir olgular olaylar değildiler. Dünya’nın her yerinde toplumsal girişmelerle, sosyolojik ahlak olan empatik duygu birliği, aidiyet ilişkisi, evirile evirile, bugünkü ahlaki bilgi haline gelmiştir.

Tanrı inancının ahlakı var ettiğinin, bir somut açmazı da; dinlerin kendisidir. Örneğin Musa hırsızlık yapmayın, ahlak ilkesini tebliğ ederken Mısır’da çıkışta; “”Ey İsrail, Mısır’ı soyun”” demiştir. Ölme ve öldürmeme ahlakını kendilerine haram ve yasak kılarken, başkalarının öldürülme emri Tanrı sözü ile on binlerin ölümü meşrulaştırılmıştır. Tevrat’ın emrinin yerine getirilişin coşkusu ile “Saul vurdu binleri, Davut öldürdü on binleri”” şarkısı, Tevrat inanırlarının kutsal mütalaaları arsındadır.

Devamını Oku