Çokça sen azca ben içinde biz 8
Kimsesizdim. Hiç kimse senin gibi dokunup, bakmıyordu. Sana ulaşma çabalarım sonuçsuz kaldıkça; kendi içimde kimsesizliğime saklanıyordum. Dinlemeye doyamadığım şarkılar bile şimdi beni boğuyordu. Sessiz kalmak istiyordum. Hiç kimseler görmesin beni, ses olmasın. Seni düşünmeliydim. Şuan ne yapıyorsun acaba, kulaklarım çınlamadığına göre beni düşünmüyordun. Oysa ben her an seni yaşayıp seni düşünmek istiyordum. Çoğu zaman nefes almak için kuşandığım kalem, kâğıt, şiir üçlüsü en yakın dostum olmaktan çıkıp, en azılı düşmanım olup beni boğuyordu. Kimsesizdim ve sensiz oluşum içimdekileri dışarıya vurmaya yetmiyordu. Artık kimsesiz olmak istemiyordum. Seni bulmak, seni yazmak, sana dokunup senin yanında olmak istiyordum. Seni arıyordum satır aralarında çokça kimsesizliğimle, senden yoksun seni yazıyordum. Sen uzak bir yerlerde nefes alıyordun. Ben kendi nefesimle boğulurken sen diye…
Sensiz nefes almak, sensiz bir dünyanın içinde yer almak, nasıl bir mecburiyetin doğurduğu tabuydu.
Çokça sen azca ben içinde biz 9
Bekliyorum. Neden, nasıl, niçin düşüncelerinden kendimi sıyırıp sadece bekliyorum. Bekliyorum beklediğim her zaman dilimine sensizliği ekliyorum. Sensizlik üşüyor. Sensizlik yalnız. Sensizlik sensiz. Ben bekliyorum. Sensiz değilim. Sensizliği izliyorum. Günler geçiyor sensizlik kendi içinde büyüyor. Sensizlik işte. Kendi dünyasında yaşıyor. Benim dünyamdan uzak, yakın olmak istedikçe öteliyorum. Yol alıp gidiyor. El sallıyorum ardın sıra, dönüp bakmıyor. Peşin sıra sen geliyorsun. Senlik geliyor. Sensizliği soruyorsun. Gitti diyorum gitti sen geldin. Sen üşüyorsun. Sen susuyorsun. Düşünüyorum. Seninle sensizlik yaşanıyor. Hem seninle olup, hem sensizliği uğurlayışımın karşısında sendeliyorum. Bekliyorum. Senin sen olmanı, beni sensizliğin girdaplarından çıkartmanı.
Nasıl bir şeydi. Seninle boş, sensizliğinle dolu kalmış olmak. Nasıl...
Çokça sen azca ben içinde biz 1
Seni düşündüm. Kendimi bir kenara bırakıp, sadece senin gözünden dokundum dünyaya. O an dünya hiçte düşündüğüm gibi çıkmadı. Yalnızdın. Düşünceliydin. Yorgundun. Üstelik kendi içinde özlemlerinle savaş veriyordun. Sessiz bir sabahtı uyanmış olmalıydın. Saçların dağınık, gözlerinin içinde beliren isteksiz bir güne uyanıştı. Hayata geçmeyen hayallerin, bir türlü aklından çıkmayan dünlerin getirdiği bezginliklerin içine çıkıştı. Yeni bir gündü dünden çokta farkı olmayan, sadece takvimlerden bir yaprağın daha eksilmiş olduğu. Saatler geçmişti. İçinde kopan fırtınalar bir dinip bir başlıyor olmalıydı. Oysa sen amazon savaşçısı kimliğine ne kadar uzak kalmıştın. Seni özlediğimi sana haykırmak istiyordum. Senin yanımda olduğunu düşleyip, son konuşmalarımızı zihnimden geçiriyordum. Sonra yine sana döndüm. Gün bitiyordu. Koşturmacalar içerisine gizlediğin yalnızlığın saatleri geliyordu. En kötüsü yalnızlığına dokunamamaktı. Seni görüyordum. Seni izliyordum. Seni hissediyordum ama dokunamıyordum. Sen oralarda kendi düş bahçenin içinde gezinirken, ben buralarda sensizliğin nöbetlerini tutuyordum. Gün kollarını açarak geceyi kucaklıyordu. Yıldızlar gökyüzünde yerini almış, gözlerin geçmişin izleriyle yıkanmıştı. Yağmurlar şehriydi. Yıldızları silip süpüren ansızın. Düşüncelerini alıp götürmesini isterdin. Sen yeni doğmuş, kendi isteklerinin hayata geçmiş olmasını dileyerek. Bir yıldız tuttum senin için, sana yolladım. Onu her gördüğünde, seni düşünüp seninle yaşadığını hissetmen adına. Adını "sevgim" koydum. Sevgim...
Çokça sen azca ben içinde biz 10
Geliyorum. Yüreğim yağmurlu, gözlerimde sis bulutlarıyla geliyorum... Ne varsa konuş, ne varsa senden yana. Seni dinlemeliyim. Eksik bir yanın kalmamalı, şimdi anlat dinliyorum. Bunca zaman neler yaptın, nerelerdeydin. Korkularını bile bilmek isterim. Neler mutlu eder seni, yaşatmak isterim. Şiir sever misin? Ya şiirim olur musun? Sessiz kalma, uzun zamandır sessizim seni arıyordum. Şimdi konuş, susma, ne olur konuş. Aklından ne geçiyorsa, dinlemek isterim. Resim yapmayı sever misin? Sevmesen bile bir şeyler çizebilirsin. Uzun yollardan geldim. Senin için, seni görmek, seni dinlemek için geldim. Susamışsındır bir şeyler içelim. Ben çok sustum sen susma konuş, çok özlemişim. Hâlâ konuşmak istemiyorsun. Kendi içsel dünyanın içinde; kendine bile tahammül edemez hale gelmişsin. Susalım o zaman. Geçmiş zamanlarda bıraktığım gibi değilsin. Yıllar senide eskitmiş, yıllar seni senden etmiş. Susalım diyorsun susalım sadece, susalım şimdi senin yanındayım. Senin yanında senden uzaklarda susmuşluğumuzla...
Kimi zaman sessizlik, çok sesli bir korodan daha etkilidir.
Çokça sen azca ben içinde biz 11
Yaşıyorum. Senin olduğun bir dünyanın içinde; senden ayrı, seninle dolu. Şikâyet etmiyorum. Ellerin dokunuyor en kuytu gecelerime, gözlerini görüyorum. Adının geçtiği şiirleri farklı bir gözle okuyup, şairine küfür ediyorum. Yine seni yazmayı becerememiş diye. Elime kalemi alıp, adının geçmediği, sadece özlemimi anlatan bir şiire soyunuyorum. Böylesi daha kolay ve sancısı azdı. Yaşıyordum. Yazıyordum. Senden ayrı, seninle yaşanılan huzuru, seninle sensiz yaşamayı kabullenişi... Bazı geceler duvarlar üzerime geliyordu. Bazı geceler sensiz geçiyordu. Bazı geceler hiç geçmiyordu. Yaşıyordum. Yaşadığıma kendimi inandırıp, sensizliğin coğrafyasına keşifler yapıyordum. Sen bunları hiç bilmiyordun. Konuşmuyorduk. Sadece yaşıyorduk. Konuşamıyorduk. Çözümsüz soruların içine yuvarlanıp, cevap anahtarlarının senin elinde olduğunu gördükçe; yaşıyorum gerçeğini yaşamıyorum diye düzeltiyordum.
Yaşıyoruz. Yaşamayı istediğimiz şekilde değil ama yaşıyoruz işte.
Çokça sen azca ben içinde biz 12
Ölüyordum. Yazdıklarımın hissedilmemesini düşündükçe; kendimi öldürüyordum. Her şiirde intihar edip, şiir ağaçlarına kendimi asıyordum. Gecesine ölüp, sabahına yeniden diriliyordum. Şiir ölümdü. Şiir kurtuluştu. Şiir sendi. Sayısını unuttuğum şiirler yazılıyordu. Şiirler yazıldıkça; ben azalıyordum. Yazıyordum. Katilim şiir olacak bunu biliyordum. Kaçmıyordum. Şiirin nefesini ensemde hissedip, cinayetine meydan okuyordum. Yazacaklarım vardı. Yaşayacaklarım. Dünya gözümden çıkmış, ben dünyanın merkezine inmiştim. Şiir okları yüreğime saplandıkça; imgelem fırtınalarına kafa tutuyordum. Sayfalar dolusu yazıyordum. Sayfalar dolusu yazarken seni düşünüyordum. Yazdıkça senden kurtulmayı istiyordum. Olmuyordu. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi, bir bedene bağlı yaşayan asalak parazit gibi yaşıyordum. Ne seninle oluyordu ne sensiz yaşanıyordu. Suçluydum. Sana olan tutkumun büyüklüğünü seninde görmeni beklediğim için. Senden ayrı kalmış olmanın altında ezildiğim için suçluydum. Çıkış yolu yoktu. Gidebileceğim bir yolda. Kendi eksenim etrafında, saplantılı yazılar içine gömülüyordum. Önceden nefes aldığım yazılar, şiirlerin askeri olmuş benliğimi kurşuna diziyordu. Ölüyordum. Sesim çıkmıyor, kanım akmıyor, kimseler görmüyordu.
Sus artık şiir! Sus artık! Hiç kimse yok artık!
Çokça sen azca ben içinde biz 13
Seviyordum. Bugüne değin hiç tatmadığım hislerle, sevdiğimi söyleyemeden içimden doğru seviyordum. Yüreğim sıkışıp dururken, ellerimin terlemesine hâkim olamıyordum. Bedenim hükmünü yitirmiş, isyan bayraklarını çekiyordu. Sadece izleyip, dokunamıyordum. Seviyordum. Şehirler kalabalıktı. İnsanlar yalnız. Seni yalnızken daha çok seviyordum. Yalnız kaldığında gelmeni bekliyordum. Yalnızlığına dokunup, yalnızca seni yaşamayı istiyordum. Kalabalıklar içerisinde sensizdim bir o kadar yalnız. Cebimde süslü püslü kelimelerim de yoktu. Sana yazılıp okumanı bekleyen küçük birkaç şiir, elden geçirilmesi gereken küçük yazılar. Hepsi sensizdi. Sen renkli dünyaların içinden; sen ucuz kelimelerin peşinden; sen kendi içinde kendi düşlerinden çıkma derdinde; ben sensizliğin pençesinden nasıl kurtulurum içine düşmüşlüğümde... Günler geçiyordu günler içine bizi katmadan bitiyordu.
Bir son vardı. Bir sonu vardı. Bir ilkin olduğu gibi. Yaşanmadan farkına varılamayan...
Çokça sen azca ben içinde biz 14
Gizleniyordum. Kelimelerin büyülü dünyasının içinde; adına şiir süsü verip, yazıp çiziyordum. Şiir saklanışım. Şiir aklanışımdı. Masum değildim. Günahlarımı saklayacak hiç değildim. Sevmiştim. Kendimi unutacak, her yazdığımın içine sevgimi katacak kadar çok sevmiştim. Gizleniyordum. Kendimden ve yazdıklarımın bana dokunuşundan kaçıyordum. Bir zamanlar beni içine kabul eden dünya, şimdilerde karanlıktı. Hep geceydi. Gündüzlerden yoksun, soğuk bir yalnızlığın içinden çıkmaya çalıştıkça; sabahların ayazı ellerimi kesiyordu. Kör eden bir güneş, bedenim üşüyordu. Issızdım. Bir dağ gibi yalnız, bir çöl gibi sessiz, okyanus gibi derin. Hiç kimseydim. Kimselerle konuşmuyordum. Kimselere karışmıyordum. Saklanacak bir sığınak arıyordum. Yıllarca arayıp durdum. Aradıkça, kendi içimde kayboldum. Hiçbir dokunuş ısıtmadı. Hiçbir gözden dünyaya bakamadım. Kaybolmuştum. Şehir beni içine yutmuş, ben şehri unutmuşum.
Çok şeyden vazgeçersiniz. Sadece kendiniz dışında. Siz hep içindesiniz. İsteseniz de istemeseniz de...
Çokça sen azca ben içinde biz 15
Kaçıyordum. Kendime itiraf etmeye zorlanışlarımın bedenime hükmettiği düşüncelerden sıyrılmak adına, kaçtıkça yakalanıp sıkışıyordum yokluğunun verdiği sancıların kıskaçlarıyla… Bir yanım sen derken, diğer yanım veda partilerinin hazırlıklarını izliyordu. İçten içe kanıyordum. İçten içe çöküşü yaşıyordum. Kaçıyordum sensizliğin hüküm sürdüğü, sen ben ilişkilerinin olmadığı, hiç dokunulmamış yalnızlık ülkelerinin içerisinden… Bir kopuş senaryosunun hayata geçirilişini izledikçe; yazılmamış şiirlerin içerisine imgelem olarak düşüyordum. Kaçmaya çabaladıkça kendi içselliğimle kayboluşlarıma tanık oluyordum. Bir yanım eksik, bir yanım fazlaca sen, bir yanım her şeyden uzak, iki yanın içinden üçe bölünüyordum... En kötüsü her şeyi görüyor, içine çekiliyordun. Sen senden uzak, sana ulaşılması yasak oluşunla…
Çokça sen azca ben içinde biz 16
İzliyordum. Çaresizliğin getirdiği boşluklardan içeriye süzülüp gidişleri ve günden güne tükenen bedenin yitirilişini… Yüreğin başka konuştuğu, hayatın başka şeyler sunduğu zaman dilimlerinin içinden geçişlere ayak uydurmaktı sensizlik… Kimdim ve hangi iklimlerin kuşağına soyunmuşluğun, sesimin ses olmadığı gecelere yakarışlarım zamanına denk gelmişliğin karşısında; içimdekileri şiirlere kusuyordum… Öfkeliydim. Keşkelerin ötesine geçmeye çalıştıkça belkilerin durağına hapsedilmiştim. Firar etmenin imkânsız gibi göründüğü şehrin zindanları, prangaları pas tutmuş bir yalnızlığın içine çekilişim. Işık görmez sabahların içinden sesleniyordum ve sesim duyulmuyordu. Duvarlara kazıdığım yazılar her gün eriyip giderken, yeniden yazıyordum. Sonu olmayan kayboluşun içinden kurtuldukça; çıkmaz sokaklardan geriye dönüyordum. Kurtuluşun elinde olduğu anahtarları sakladıkça; prangalarım ayaklarımı kanatıyordu. Yorgundum. Yılgındım kaybetmeye alışkın bedenimin bir kez daha yıkılışını izlerken hayatın oyununda…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!