Cam kenarına oturdum, elimde sigaram, önümde bir fincan kahve.
Beyaz bir sayfaya,
kalemi tutup seni dökmeye çalıştım satırlara.
Her satırda burnum sızladı… Ne çok özlemişim!
İçine hüznün sancısı çöktüğünde,
Aldığın her nefes hançer olup bağrını deldiğinde,
Benim yüzündeki tebessüm solup gittiğinde,
Yokluğumu anlayıp özleyeceksin.
Yan yüreğim yan Rabbim narına
Salınıp dururken tuba dalları
Gürül gürül akarken şol ırmakları
Rüyalarda görürdüm cennet semayı
Yan yüreğim yan Rabbim narına
Ey nazlı seher, bakışınla uyanır içimdeki gülistan,
Adını andıkça kalbim revân, dilim susar, gönlüm konuşur.
Sen bir nâzenin düş gibi düştün aklıma,
Ve ben, mecnûn misali, izini süredururum satırlarda.
Yüzünü görmedim belki,
Gel desen yollara düşüp gelirdim,
Bu mecnun yüreği elini verirdim.
Ferhat gibi dağları bile delerdim,
Yâr olur, can olur sararım seni.
Sen benim ruhumun yarım kalışı,
Kirpiğimin ucunda düşmesin diye tuttuğum damla,
Eşi benzeri olmayan, tek hecesiyle bile ömrüme değer katan,
Her nefeste sana varırım.
Bu kadar zaman sonra,
yine o ayrılığı haykırdığın yerdeydim...
İçim acıdı, sızladı derinden,
Hüzünlü bir çınlama vardı içimde —
Ben olayım,
Kalbinde gizlenen o sessiz melodi,
Yolunu aydınlatan sabah ışığı,
Ve en koyu karanlıkta bile yanan umut.
Hedefsiz, belirsiz yollara koyulmak,
Duyguları zirvede yaşamak,
Acıları sol yanıma sığdırmak,
Nefes almak için bir sebep…
Seni sevmek,
Bazen imkansızı istersin,
Olmayacağını bile bile,
Canının yanacağını, içinin acıyacağını,
Ateşe uçan pervaneler gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!