Kerbelâ vakası üzerine bildiklerim tarih kitaplarından ve çocukken ailemden aldığım bilgilerle sınırlı kalmıştı. Ve bize o vakit anlatılanlar, yalnızca Hazreti Hüseyin’e ağlamak içindi. Göz yaşlarımızı akıtırken o çocuksu yüreklerimizle, zulmün ciddiyetini anlıyorduk. Fakat Aşkın Şehidi (Kerbelâ) kitabını okurken, bir bir canlandı o zulmün kapalı sahneleri gözümde! Her şey daha bir aşikârdı ben de! Aklım şaştı okudukça ve o anları orada yaşar gibi, yüreğim derinden yandı. İmam Hüseyin ve onun yoluna kendilerini adayan yoldaşlarına yapılan zulümler yüreğimi bir başka sızlattı… Dedesinin torunu, babasının oğluydu… Kerbelâ’ydı. Orada yaşam, kan ve gözyaşıydı ve susuzluktu…
« And’olsun güneşe ve yükselen aydınlığına! Ve onu izleyen aya. Onu ortaya çıkarttığında gündüze ve onu sarıp örttüğünde geceye! And’olsun nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene! »
« Işığını hakîkat’ten alıp ona yönelen ve ondan sonra insanı aydınlatan ay, insandaki kalbin nışanıydı. »
« Bir yüzü Salihti ve sulh doluydu. Müctebanın incisi gibi baştan başa güzellikti. İçindeki irfan ve hakîkat ilkeleri kendini insana bırakıyordu… »
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
emeğine yüreğine sağlık
tebrikler değerli şair...
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta