Bir Büyük Sır Söyleyeceğim Sana

Louis Aragon
3 Ekim 1897 - 24 Aralık 1982
17

ŞİİR


47

TAKİPÇİ

Bir Büyük Sır Söyleyeceğim Sana

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Zaman sensin
Kadındır zaman sevilmek özlemi duyar
Aşıklar eteğinde otursun ister
Bozulacak bir entaridir zaman
Perçemdir sonsuz
Taranmış
Bir aynadır buğulanan buğuları dağılan
soluklarla
Zaman sensin uyuyan uyandığım şafakta
Sensin bıçak gibi geçen boynumu
Geçmek bilmeyen zamanın işkencesi oy
Mavi damarlardaki kan gibi durmuş zamanın
işkencesi oy
Hep doyumsuz arzudan daha da beterdir bu
Daha da beterdir bu
Sen odada yürürken gözlerin susuzluğundan
Korkarım hep bozulur diye büyü
Daha da beterdir bu senle yabancılaşmaktan
Başın
Kaçak dışarda ve yüreğin başka bir çağda oluşu
Sözcükler ne ağır Tanrım anlatırken bunları
Arzunun ötesinde erişilmez yerlerde bugün aşkım
Sen şakağımda vuran duvar saatisin
Sen solumazsan eğer ben boğulurum
Duraksar ve tenime konar adımın

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Dudağımdaki
Her söz dilenen bir yoksulluktur
Bir yoksulluktur ellerin için bakışında kararan
bir şeydir
Bundandır sana sık sık seni seviyorum demem
Boynuna takacağın bir tümcenin saydam
kristalinden yoksunum
Şu sıradan sözlerimi hor görme Onlar
sade bir sudur ateşte o sevimsiz gürültüleri
yapan

Bir büyük sır söyleceğim sana Beceremem ben
Sana benzer zamandan sözetmeyi
Senden sözetmeyi beceremem ben
İnsanlar vardır hani istasyonlarda
El sallayan tren kalktıktan sonra
Yani ağırlığıyla göz yaşlarının
Kolları yana düşer onlara benzerim ben.
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Korkuyorum
senden
Korkuyorum ikindilerde seni pencerelere götüren
şeyden
Korkuyorum davranışlarından söylenmedik
sözcüklerden
Hızlı ve usul geçen zamandan korkuyorum
senden
Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim.

Louis Aragon
Şiiri Değerlendir
  • Deniz Ercivan 2
    Deniz Ercivan 2

    bu şiiri ne zaman okusam derin bir duygu seli
    oluşturuyor bende

  • İlyas Ateş
    İlyas Ateş

    kutlarım şairimizi

  • Hayat Sertaş
    Hayat Sertaş


    Sürrealist üstad,yine kalemini konuşturmuş.....Le Paysan de Paris,okunmasını önerdiğim bir Aragon klasiğidir benim için....

  • Çağlayan Çakmak
    Çağlayan Çakmak

    Bir büyük sır söyleceğim sana Beceremem ben
    Sana benzer zamandan sözetmeyi
    Senden sözetmeyi beceremem ben
    İnsanlar vardır hani istasyonlarda
    El sallayan tren kalktıktan sonra

  • Emin İşcan
    Emin İşcan

    Bir şair daha nasıl anlatabilir aşkı... Nasıl anlatabilir düşünceye,duyarlılığa ,hayata ,insana dair derin anlamlı şiirlerden o büyük sırrı..AŞKIN VE YÜKSEK ESTETİĞİN ULU ŞAİRİ LOUİS ARAGON'A BİNLERCE TEŞEKKÜR...SÖYLENMEMİŞ EN GÜZEL SÖZLERİMİZE BİN SELAM....

  • Ahmet Erkam
    Ahmet Erkam

    çevirisini pek beğenmedim. şöyle biten bir çevirisi vardı aklımda bu satırları kalmış, o daha güzeldi...
    'sana büyük bir sır vereceğim, kapat kapıları,
    ölmek daha kolaydır sevmekten,
    işte bundandır yaşamaya katlanmam,
    sevgilim...'

  • Hasan Tan 1
    Hasan Tan 1

    ' bir büyük sır söyleyeceğim sana korkuyorum..'

  • Osman Tuğlu 1
    Osman Tuğlu 1

    İLK ÜÇ SATIR TERCÜMESİ;


    Büyük bir sır söyleyeceğim sana. Zaman sensin.

    Zaman bir kadındır. Yaltaklanmaya

    Ve boyun eğmeye gereksinim duyar o.

  • NeRiss
    NeRiss


    - Alıntıdır -



    * Zamanın ilerleyen bir şey olduğu fikri aşkla bağdaşmaz. Yaşamın pek çok yönü bugünden yarına artarak, çoğalarak, ilerleyerek taşınabilir. Atalarımızdan daha bilgili ve tecrübeli olduğumuzu sanabilir; hal böyleyse, torunlarımızın bizden daha bilgili ve tecrübeli olacağını varsayabiliriz. Geçmiş yüzyılların insanlarını telef eden hastalıklar şimdi kitaplarda birer isimden ibaret kaldığına göre, yarın bugünün muammalarına bir çözüm, dertlerine bir deva bulunacağına inanabilir ve zamanla birlikte insanlığın da ilerlediği fikriyle avunabiliriz.


    Ama aşk sözkonusu olduğunda zamanın iktidarı erimeye başlar. Ne atalarımızdan daha iyi, ne de torunlarımızdan daha kötü aşıklar olduğumuzu kabullenebiliriz. Geçmiş-şimdi-gelecek üçlemesinin sıralaması aşka uymaz. İnsan bugün, dündan daha çok şey bildiğini ve yarın daha da çok şey bileceğini varsayabilir; ama aşk böylesi varsayımları kaale almaz.


    Ne gariptir ki, ‘‘Bunca zaman sonra’’, zamandan anladığımız hálá bir kum saatidir. Bize göre zaman akar ve birikir; kontrol edilemez ama ölçülebilir, önüne geçilemez ama bilinebilir. Oysa aşkın zamanı böyle değildir. Aşkın zamanı kum saatinde kararlılıkla büyüyen bir kum tepeceğiyle değil, olsa olsa su ile tarif edilebilir.


    Ama buradaki su, ne öyle nazlı nazlı akıp giden ve ikinci kez girildiğinde artık aynı olmayan bir nehir; ne kendi dingin evreninde olgunlaşarak huzura eren bir göl; ne de bir an önce kıyıya varmak, hedefine ulaşmak için dalgalanan azimli ve azametli bir okyanustur.


    Aşık zamanı, ha düştü ha düşecek bir su damlasının iğreti duruşu, anlık oluşudur. Su damlası belki düşer, belki de öylece kalır. Mesele bu değildir.


    Mesele, düşse de düşmese de, ha-düştü-ha-düşecek olmasıdır. Aşk bu yüzden tekin olamaz. Ve tıpkı delilik gibi, o da yaptıklarından ve yapacaklarından sorumlu tutulamaz.


    Aşk öncesiz ve sonrasızdır. Dünsüz ve yarınsızdır. Aşık olduğumuz insanın ne eski aşklarının, ne de sabık aşıklarının varlığına tahammül edebiliriz. Eğer aşıksak, geçmişten zerre kadar hazzetmez, selef istemeyiz. Geleceğe gelince, aslında o da hiç gelmesin isteriz.


    Aşık olduğumuz insanın bizden sonra yaşayabileceği aşkları düşünmek bile istemez, hayali aşıklarıyla cenk ederiz. Eğer aşıksak, gelecekten zerre kadar hazzetmez, halef istemeyiz. Demek ki aşk tam da ‘‘şimdi’’ye, şu ana aittir. ‘‘Hep vardım’’ diyemez; ‘‘Hep var olacağım’’ diyemeyeceği gibi.


    Böyle tumturaklı konuşursa şayet, özünü inkár, ruhunu tard eder. O noktadan itibaren de artık kendisi değil, başka bir şeydir. Evlilik ya da ilişki olabilir; sevgi ya da arkadaşlık. Ama aşk değildir artık. Zamanın ilerleyen bir şey olduğu fikri aşkla bağdaşmaz. Bizden sonra gelenler bizim aşklarımızla ilgilenmeyecekler.


    Yapabilecekleri en temel hata, zamansal bir kıyaslamaya başvurarak, kendi aşklarının, geçmiş zamanların aşklarından, yani bizim şimdi yaşadığımız aşklardan daha üstün, daha derin ya da tam tersine, daha sığ, daha uçucu olduğunu sanmak olacak.


    Ama zaten onlar da bu tür kıyaslamalarla fazla oyalanmayacaklar. Muhtemelen, kendi zamanlarının aşklarıyla ve kendi aşklarının zamanıyla didişmekten, ne geçmiş ne de gelecek aşklar üzerine kafa yormaya pek zaman bulamayacaklar. *


    Elif Şafak

  • Naime ERLAÇİN
    Naime ERLAÇİN

    Louis Aragon’un hayatındaki en önemli kadın olan Elsa’ya – ki eşidir – yazılmış şiirlerden biridir bu.

    Elsa Triolet ise değerli bir yazar olup Gorki tarafından yazmaya yönlendirilmiş ve ileriki yıllarda (1944’te) Goncourt edebiyat ödülünü kazanmıştır.

    Aragon’un “mutlu aşk yoktur” dizesinden hareketle, sanıldığı gibi bu ikilinin aşkı hiç de mutsuz değildir. Aksine uzun yıllar süren mutlu bir evlilik geçirmişlerdir. Elsa mutlak aşkı simgeleyen beyaz atlı prensini Aragon’da, Aragon ise hayatının anlamını Elsa’da bulmuştur.

    Örneğin “Elsa’nın Gözleri” şiirinde bu aşkın güçlü bir ifadesine tanık oluruz:

    'Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de /
    Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm.
    Orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm /
    Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde…'

    (L. Aragon – Çeviri: Orhan Veli Kanık)

    Günün şiirine gelince, daha nitelikli bir çeviriyi hak ediyor gibi geldi bana…

TÜM YORUMLAR (75)