Aşk Eylül 15 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7523

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 15

Sana gerçek
bir şey söyleyeyim:
Zaman beni neye dönüştürürse dönüştürsün,
seni her yeni hâlinle
yeniden tanımaya
ve yeniden sevmeye
gönüllü olacağım.
Çünkü aşkın en güçlü hâli
“Hiç değişmeyeceğiz.” değildir.
“Değişsek bile
birbirimizi bulmanın
yeni yollarını arayacağız.”
Ve belki
sonsuzluk dediğimiz şey
tam olarak budur.
Aşk

Bir insan
başka bir insanın hayatına
girdiğinde
yalnızca iki kişilik bir hikâye başlamaz.
İki geçmiş karşılaşır.
İki korku.
İki hafıza.
İki gelecek ihtimali.
Ve bütün bunların arasında
bir bağ kurulmaya çalışılır.
İşte aşkın entelektüel tarafı
burada başlıyor:
Sevgi yalnızca hissetmek değil,
karşındaki insanın iç dünyasına
saygı gösterecek kadar
onu anlamaya çalışmaktır.
Aşk

Bir gece
yağmurun altında
yan yana yürürken
sana şunu söyledim:
“Benden korkuyor musun?”
Gülümsedin.
“Hayır.”
“Peki ya kendinden?”
Bu kez sustun.
Çünkü insan
bazen başka birinden değil,
kendi içinde uyanan
duygunun büyüklüğünden korkar.
Ben de korkuyordum.
Çünkü seni sevmek
hayatımda küçük bir değişiklik değildi.
Bütün dengelerimi
yeniden kurmak demekti.
Önceliklerimi.
Korkularımı.
Gelecek fikrimi.
Kendime dair
bildiğimi sandığım şeyleri.
Aşk

Bazen
sana bakarken
zamanın kendisine kızıyorum.
Çünkü zaman
her şeyi değiştiriyor.
Yüzleri.
Şehirleri.
Deniz kıyılarını.
Çınarların dallarını.
İnsanların seslerini.
Anıları.
Ama sana baktığımda
başka bir şey düşünüyorum:
Belki zaman
aşkı yok etmez.
Belki aşkın
hangi kısmının gerçek olduğunu
ortaya çıkarır.
Geçici olan
yavaş yavaş silinir.
Gerçek olan
daha sessizleşir.
Ama kaybolmaz.
Aşk

Gerçek bağlılık
kaçmayı imkânsızlaştırmak değil,
kalmayı anlamlı kılmaktır.
Aşk
SANA KARŞI KOYAMAYAN ZAMAN
Seni ilk gördüğümde
zamanın bir anlığına
neden sustuğunu anlayamadım.
Eylül'dü.
Aşkın Şehri Ordu'da
yağmur yeni başlamıştı.
Çınarın yaprakları
ıslak kaldırımlara düşüyor,
deniz gecenin içinde
kendi karanlığını taşıyordu.
Sen bana baktın.
Ben o bakışta
garip bir şey hissettim:
Sanki seni
ilk kez görmüyordum.
Sanki hafızam
benden önce seni tanıyordu.
Aşk

Sana yaklaşmak
kolay değildi.
Çünkü bazı insanlar
hayatımıza huzur gibi girmez.
Bir soru gibi girer.
Bir ihtimal.
Bir tehlike.
Bir seçim.
Sen benim için
hepsiydin.
Aklım
“Uzak dur.”
diyordu.
Kalbim
“Biraz daha yaklaş.”
diyordu.
İnsan
kendi içinde böyle bölündüğünde
hangi tarafın doğru olduğunu
hemen anlayamıyor.
Ben de anlayamadım.
Sonra fark ettim:
Aşk bazen
doğru cevabı bulmak değil,
cevabını bilmediğin hâlde
bir insana karşı dürüst kalabilmektir.
Aşk

Seni sevmek
sana sahip olmak değildi.
Tam tersine,
seni özgür bırakabilecek kadar
güvenmekti.
Çünkü korku
insana sevdiğini
koruduğunu düşündürürken
aslında onu
kendine hapsetmesini sağlayabilir.
Ben seni
bir kafese koymak istemedim.
Senin yanında
bir kafesin olmadığını
hissetmeni istedim.
Çünkü gerçek bağlılık
kaçmayı imkânsızlaştırmak değil,
kalmayı anlamlı kılmaktır.
Aşk

Bazen
sana bakarken
zamanın kendisine kızıyorum.
Çünkü zaman
her şeyi değiştiriyor.
Yüzleri.
Şehirleri.
Deniz kıyılarını.
Çınarların dallarını.
İnsanların seslerini.
Anıları.
Ama sana baktığımda
başka bir şey düşünüyorum:
Belki zaman
aşkı yok etmez.
Belki aşkın
hangi kısmının gerçek olduğunu
ortaya çıkarır.
Geçici olan
yavaş yavaş silinir.
Gerçek olan
daha sessizleşir.
Ama kaybolmaz.
Aşk

Bir gece
yağmurun altında
yan yana yürürken
sana şunu söyledim:
“Benden korkuyor musun?”
Gülümsedin.
“Hayır.”
“Peki ya kendinden?”
Bu kez sustun.
Çünkü insan
bazen başka birinden değil,
kendi içinde uyanan
duygunun büyüklüğünden korkar.
Ben de korkuyordum.
Çünkü seni sevmek
hayatımda küçük bir değişiklik değildi.
Bütün dengelerimi
yeniden kurmak demekti.
Önceliklerimi.
Korkularımı.
Gelecek fikrimi.
Kendime dair
bildiğimi sandığım şeyleri.
Aşk

Sen bana
şunu öğrettin:
Bir insan
başka bir insanın hayatına
girdiğinde
yalnızca iki kişilik bir hikâye başlamaz.
İki geçmiş karşılaşır.
İki korku.
İki hafıza.
İki gelecek ihtimali.
Ve bütün bunların arasında
bir bağ kurulmaya çalışılır.
İşte aşkın entelektüel tarafı
burada başlıyor:
Sevgi yalnızca hissetmek değil,
karşındaki insanın iç dünyasına
saygı gösterecek kadar
onu anlamaya çalışmaktır.
Aşk

Eylül geceleri
Ordu'nun kıyısında
deniz karanlığa karışırken
seninle konuşmayı seviyorum.
Çünkü gece
insanın maskelerini azaltıyor.
Gündüz
herkesin bir rolü var.
Gece
roller yoruluyor.
Ve insan
olduğu kişiye daha çok yaklaşıyor.
Sen de yaklaşıyorsun.
Ben de.
Bazen konuşuyoruz.
Bazen susuyoruz.
Ama artık biliyorum:
Sessizlik bile
güven varsa
bir iletişim biçimidir.
Aşk

Bir gün
zaman bizi değiştirecek.
Belki bugünkü hâlimizi
tanımakta zorlanacağız.
Ama eğer o gün geldiğinde
birbirimize yeniden bakıp
“Ben seni
değiştiğin için kaybetmedim;
değiştiğin hâlinle
yeniden tanımayı seçtim.”
diyebilirsek,
o zaman aşkın
ne olduğunu gerçekten anlamış olacağız.
Çünkü sonsuzluk
hiç değişmemek değildir.
Sonsuzluk,
değişimin içinde
aynı insanı yeniden seçebilmektir.
Aşk

Şimdi yağmur yağıyor.
Çınarın dalları
geceye doğru uzanıyor.
Deniz
ufukta görünmeyen
bir geleceği taşıyor.
Sen yanımdasın.
Ve ben artık
sana karşı koymaya çalışmıyorum.
Çünkü sana karşı koymak
senden kaçmak değildi.
Kendimden kaçmaktı.
Şimdi biliyorum:
Bazı insanlar
hayatımıza girer
ve kalbimizi hızlandırır.
Bazıları
aklımızı değiştirir.
Ama çok az insan
ikisini aynı anda yapar.
Sen onlardan birisin.
Bu yüzden sana
sonsuzluk vaat etmiyorum.
Sana daha gerçek
bir şey söylüyorum:
Zaman beni neye dönüştürürse dönüştürsün,
seni her yeni hâlinle
yeniden tanımaya
ve yeniden sevmeye
gönüllü olacağım.
Çünkü aşkın en güçlü hâli
“Hiç değişmeyeceğiz.” değildir.
“Değişsek bile
birbirimizi bulmanın
yeni yollarını arayacağız.”
Ve belki
sonsuzluk dediğimiz şey
tam olarak budur.
Aşk

Bizim gerçeğimiz:
Yağmurun altında başlayan,
çınarın gölgesinde büyüyen,
denize karşı susmayı öğrenen
ve sonsuzluğa uzanan evrensel bir aşktır.
Aşk

Aşk,
birinin hayatına
kendi hikâyeni yazmak değilmiş.
Onun hikâyesinin
sana ait olmayan bölümlerini de
sevebilmeyi öğrenmekmiş.
Senin geçmişin vardı;
benim yarım kalmış cümlelerim.
Senin suskunlukların vardı;
benim açıklayamadığım korkularım.
Aramızda
hiçbir şiirin çözemeyeceği
kadar gerçek bir mesafe vardı.
Ama yine de
aynı pencerenin önünde
aynı yağmuru dinleyebiliyorduk.
Aşk
GÜN
Seni sevdiğim gün
kendimi bir bütün sandım.
Oysa içimde
birbirine hiç benzemeyen
birkaç kadın, birkaç erkek,
birkaç suskun çocuk
aynı masada oturuyordu.
Biri seni istiyordu,
biri senden korkuyordu,
biri aşkın
insanı özgürleştireceğine inanıyordu,
öteki ise
özgürlüğün bile
sevdiğin insanın yanında
bir tür yalnızlık olduğunu söylüyordu.
Ben sustum.
Çünkü aşk,
bazen iki insanın birbirine yaklaşması değil,
insanın kendi içindeki
bütün çelişkileri
aynı odada oturtabilmesidir.
Sen geldin.
Ve içimdeki dağınık sayfalar
ilk kez aynı cümlede buluştu.
Ne geçmişimi sildin,
ne geleceğimi vaat ettin.
Sadece elini tuttun.
Meğer insanın
iyileşmesi için
her zaman bir cevap gerekmiyormuş;
bazen birinin
sorularından korkmadan yanında kalması yetiyormuş.
Sonra anladım:
Aşk,
birinin hayatına
kendi hikâyeni yazmak değilmiş.
Onun hikâyesinin
sana ait olmayan bölümlerini de
sevebilmeyi öğrenmekmiş.
Senin geçmişin vardı;
benim yarım kalmış cümlelerim.
Senin suskunlukların vardı;
benim açıklayamadığım korkularım.
Aramızda
hiçbir şiirin çözemeyeceği
kadar gerçek bir mesafe vardı.
Ama yine de
aynı pencerenin önünde
aynı yağmuru dinleyebiliyorduk.
Belki aşk buydu:
İki ayrı hayatın
birbirini ele geçirmeden
aynı anda var olabilmesi.
Sana sahip olmak istemedim.
Seni anlamak istedim.
Çünkü insan
sevdiğini kendisine benzettiğinde
onu sevmiş olmuyor;
onu kendisinden farklı olduğu hâliyle
yanında tutabildiğinde
aşk başka bir bilgiye dönüşüyor.
Ve şimdi
içimdeki bütün defterleri kapatıyorum.
Kırmızı olanı,
mavi olanı,
öfkeyle yazılmış olanı,
özlemle karalanmış olanı...
Son sayfaya yalnızca şunu yazıyorum:
Sen benim tamamlanmış hâlim değilsin.
Ben de senin eksik parçan değilim.
Biz,
birbirini tamamlamak zorunda olmayan
iki ayrı bütünüz.
Ve belki de
gerçek aşkın en sessiz devrimi budur:
Seni severken
kendimi kaybetmemek;
kendimi bulurken
seni kaybetmemek.
Aşk
GECE YARISININ ÇOCUKLARI DEĞİLDİK
Gece yarısını biraz geçiyordu
seni sevdiğimi anladığımda.
Şehir uyuyordu;
ama sokak lambalarının altında
geçmiş, gelecekle tartışıyordu.
Ben o gece
çocukluğumdan çıkıp
senin adının içine girdim.
Garipti aşk:
Bir insanın başka bir insana
yaklaşması değil,
kendi tarihinin
başka bir tarihle kesişmesiydi.
Senin gözlerinde
henüz yaşanmamış sabahları gördüm.
Benim ellerimde
çoktan unutulduğunu sandığım
eski bir dünyanın izleri vardı.
Ve ikimiz,
aynı gecenin içinde
iki ayrı hikâyeden gelmiş
iki yabancıydık.
Sonra bir mucize oldu:
Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Bir şehrin hafızası kadar eski,
bir çocuğun hayali kadar yeni.
Seni sevdiğimde
zamanın da
bize karşı tarafsız olmadığını öğrendim.
Bazı dakikalar
bir ömür sürer.
Bazı yıllar
tek bir öpüşün içinde
kaybolur.
Ama biz
zamana yenilmedik.
Çünkü aşkımız
saatlerin gösterdiği
bir şey değildi.
İki insanın
aynı anda
birbirinin hayatına
inanmasıydı.
Bazen seni kaybetmekten korktum.
Çünkü insan
en çok sevdiği şeyi
kaybetme ihtimaline
karşı kendi içinde
küçük bir tarih yazar.
Ben de yazdım.
İlk sayfaya seni,
son sayfaya yine seni.
Aradaki bütün sayfalara
korkularımı.
Fakat sen geldin
ve kitabın sonunu değiştirdin.
Meğer kader
önceden yazılmış bir hikâye değilmiş.
İki insanın
birbirini seçtiği anda
yeniden başlayan
bir cümleymiş.
Şimdi gece yarısı.
Şehir yine susuyor.
Ama ben biliyorum:
Dünyanın bütün saatleri
aynı anda durmuş olsa bile
seninle karşılaştığım o an
hareket etmeye devam edecek.
Çünkü bazı aşklar
zamanda yaşanmaz.
Zaman,
onların içinde yaşar.
Ve biz—
ne tarihin çocuklarıydık,
ne gecenin.
Biz,
birbirinin hafızasında
kendine yeni bir gelecek açan
iki insandık.
Aşk

Gece yarısını biraz geçiyordu
seni sevdiğimi anladığımda.
Şehir uyuyordu;
ama sokak lambalarının altında
geçmiş, gelecekle tartışıyordu.
Ben o gece
çocukluğumdan çıkıp
senin adının içine girdim.
Garipti aşk:
Bir insanın başka bir insana
yaklaşması değil,
kendi tarihinin
başka bir tarihle kesişmesiydi.
Senin gözlerinde
henüz yaşanmamış sabahları gördüm.
Benim ellerimde
çoktan unutulduğunu sandığım
eski bir dünyanın izleri vardı.
Ve ikimiz,
aynı gecenin içinde
iki ayrı hikâyeden gelmiş
iki yabancıydık.
Sonra bir mucize oldu:
Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Aşk

Saat on ikiyi geçti
ve kalbim
takvimlere inanmayı bıraktı.
Artık dün yoktu,
yarın yoktu.
Sadece sen vardın.
Bir şehrin hafızası kadar eski,
bir çocuğun hayali kadar yeni.
Seni sevdiğimde
zamanın da
bize karşı tarafsız olmadığını öğrendim.
Bazı dakikalar
bir ömür sürer.
Bazı yıllar
tek bir öpüşün içinde
kaybolur.
Ama biz
zamana yenilmedik.
Çünkü aşkımız
saatlerin gösterdiği
bir şey değildi.
İki insanın
aynı anda
birbirinin hayatına
inanmasıydı.
Aşk

Bazen seni kaybetmekten korktum.
Çünkü insan
en çok sevdiği şeyi
kaybetme ihtimaline
karşı kendi içinde
küçük bir tarih yazar.
Ben de yazdım.
İlk sayfaya seni,
son sayfaya yine seni.
Aradaki bütün sayfalara
korkularımı.
Fakat sen geldin
ve kitabın sonunu değiştirdin.
Meğer kader
önceden yazılmış bir hikâye değilmiş.
İki insanın
birbirini seçtiği anda
yeniden başlayan
bir cümleymiş.
Aşk

Şimdi gece yarısı.
Şehir yine susuyor.
Ama ben biliyorum:
Dünyanın bütün saatleri
aynı anda durmuş olsa bile
seninle karşılaştığım o an
hareket etmeye devam edecek.
Çünkü bazı aşklar
zamanda yaşanmaz.
Zaman,
onların içinde yaşar.
Ve biz,
ne tarihin çocuklarıydık,
ne gecenin.
Biz,
birbirinin hafızasında
kendine yeni bir gelecek açan
iki insandık.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 25.09.2026 12:02:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!