Yüreğim bu aralar ayazda yaşadığım bir kimsesiz gibi,
Ne kapısını çalan var ne de sobasına bir köz atan.
Soğuk sadece havadan değil,
insanın dokunmasından üşüyor insan.
Bir zamanlar gülüşüm vardı mesela,
İnsan ne zaman öksüz olur biliyor musun?
Bir mezarın başında değil…
Birinin içinden silindiği gün olur.
Anne gider, iç yanar…
Baba gider, omuz çöker…
Dal kıranın sesi çıkmaz,
ama düşenin çığlığı göğe çarpar.
Sen yukarıyı zafer sandın,
ben aşağıda sabrı tartan .
Bastığın her dal bir emanetti aslında,
Dipsiz kuyuya düştüm deme,
Belki de evin orasıdır.
Karanlık sandığın o yer
Belki kaderin kapısıdır.
Bazen insan düşer sanır,
Kırıldığımı kimse anlamadı, sustum içime gömdüm yarayı,
Herkes kendi acısını kutsadı, ben sakladım en ağır cezayı.
Gözlerim doldu da taşmadı, alıştım sessiz ağlamaya,
Kalbim bağırdı defalarca, ama kimse kulak vermedi duymaya.
Herkes “ben kırıldım” dedi, kimse sormadı “sen nasılsın?” diye,
Kendi yangınında boğuldu herkes, bakmadı başka bir kalbe niye.
Seni bir süre unuturum belki,
Adını anmam mesela uzun zaman,
Sokaklardan geçerken gözlerimi kaçırırım
Hatıraların asılı kaldığı duvarlardan.
Belki sesini bastırırım gecelerde,
Senin kıyametin neydi?
Bir düşün...
Belki bir çocukluk gecesinde başladı her şey.
Henüz dünyanın ne kadar acımasız olabileceğini bilmezken, oyuncaklarınla kurduğun küçük evrende, her şeyin sonsuza kadar süreceğine inanırken...
Kıyametimdin
Hiç gitmeyecek gibi sevdim seni,
belki de bu yüzden gittin.
Ben seni bir ömrün sonuna saklar gibi,
Kırık bir kalbin
Kırk yıl mahkûmu oldum.
Bir mektubun iki satırı,
Bir ömrün bütün mevsimlerini
Kışıma çevirmeye yetti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!