ŞİMDİ ARAFAT VAKTİDİR
Şimdi Arafat vaktidir
Kim tanıdı onu kim bildi
Âdem’di Havva’sını kaybetmiş
Şimdi Arafat vaktidir
SERAMONİ
Ay usulca eriyor
Usul usul eriyor
Rüzgârlar savruluyor
BİR HİKÂYE-İ AŞK 2
Belki vehimlerin yarattığı
Bir canlıydı
Diri mi diri/ iri ipiri
Kömürden bir deri
HİKÂYE-İ AŞK 5
Hangi kentte ne kenti bu
Bela diyarından sonra
Gelen güvenlik kenti
Senin ellerinden içtim
Karanlıklar gibi zehri
Aşk sandım içtim
Hayat sandım nur gibi
Nasibim sandım içitim
KADIN VE ERKEK
Kadın evde dur durak bilmeden problem çıkarmakta. Çocukları evdeyken başka, yokken başka tavırlar sergilemekte. Bu birbirine zıt iki davranış ve karakteri bir kişilikte nasıl barındırabilmekte kocası buna şaşırmakta. Onun bu yanardöner hali kocasını iyice aptallaştırmakta ne yapacağını karısına her iki durumda da nasıl davranacağını bilememektedir.
Erkek işinde gücünde, kadın ondan ev işlerine katkı beklemekte, ev kadını olduğu halde feminizmde tavan yapmakta, çalışan kadınlar gibi ev işlerini bölüşmeye çalışmaktadır. Yorgun kocayı daha da yoracak teklifler getirmekte, kendini çalışan kadınlardan daha mağdur göstermektedir.
Kocası bu konuyu gündeme getirmek istese: ’Aklın neredeydi çalışan kadın alsaydın, ben erkek olsaydım çalışan kadın alırdım.’ diye kocasıyla alay etmekte, alay ettiğini belli de etmemekte hiç bozuntuya vermemektedir.
Bütün gün televizyon karşısında yemek programları ve bir sürü dizi izler, sağlık programlarına özenir, feminist fikirlerini geliştirir. Kocası gelince ona bilediği diliyle eziyet eder. Kocası geldikten sonra evde tv hakimiyeti savaşı verir onunla.
ORYANTALİZMİN OYUNLARI
Hayat geçti. Ah ne yapsak ki gençliği yeniden ele geçirebilsek. Bu mümkün mü? Hayır. O halde ne yapacağız. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Biz de hayal ederek geçirelim bundan sonraki günlerimizi. Tabii gençler gibi gelecek zamanı değil geçmiş zamanı. Ama bazen de gelecek zaman hayali kursak fena mı olur? Daha yapacak şeylerimiz var.
Ah o üniversite yılları. Ben iki üniversite okudum Ahmet Hamdi Tanpınar gibi. Birini bitiremedim, birini bitirdim zar zor. Geri zekâlı mıyım ben? Yok. Ama nedense bu üniversite hayatına pek anlam veremedim. Yaşar Kemal üniversiteye bile varamadı. Atilla İlhan bir üniversiteyi bile bitiremedi. Ama pek çok kişi bu gün onların yerinde olmaya can atar elbet. Keşke ben de onlar kadar eser sahibi olsam da ilkokul tahsilim bile olmasa…
Ne veriyor bu okullar Allah’ını seversen? Bu gün hala bir eğitimci olarak çalışan ben bu sistemin yanlışlığının en çok farkında olan biriyim sanırım. Bana ilk üniversitemde filozof derlerdi. Hep bu her şeyi sorgulama alışkanlığımdan olsa gerek. Şimdi hala her şeyi sorguluyorum. Bundan dolayı da zaman zaman mutlu olabiliyorum ancak. O da kendimi motive ederek. Bazen bunu başaramıyorum da ilaçlara başvurduğum, ağır depresyonlar geçirdiğim oluyor.
Geri zekâlıdan üstün zekâlıya aynı eğitim veren bu sistemi reddediyorum. Herkesi aynı kalıba sokmaya çalışan bu sistemi insan doğasına aykırı buluyorum. Yetenekleri körelten bu sistem ülkeyi geri bırakmak için maksatlı ellerce planlanmış ve sinsi bir taktikle uygulanmıştır. Ayrıca sürekli değişikliklere maruz bırakılmış, ama esasta bir değişiklik yapılmadan ayrıntıyla kitleler ve kadrolar meşgul edilmiş, oyalanmış ve aptallaştırılmıştır.
İSRAF
‘İsraf haramdır’ diyoruz.’ Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Kuşkusuz Allah müsrifleri sevmez.’ Evet, Müslümanlar olarak büyük vebal altındayız. Bu açık emre rağmen hayatımız baştan başa israfla dolu.
Yıllar önceydi. Bir hısmımızı ziyaret etmiştik İstanbul’da. İsraftan bahsediyordu. Üstümüze alınmadan dinliyorduk. Sözün bir yerinde bize dönerek; ’ üstünüze alınmıyorsunuz değil mi? Ben size söylüyorum’ dedi. Ve devam etti: ‘Hepimiz birer israfçıyız, hem de büyük israfçı. Gece gündüz israf ediyoruz. Açık bıraktığımız lambalardan tutun da su kullanırken sonuna kadar açtığımız çeşmeler, yemek pişirirken, yemekten önce yemekleri ısıtırken harcadığımız enerji.’ O bunları söyledi ben daha fazlasını anladım. O belki bu kelimelerle söylemedi ama ben aklımda kaldığı kadarıyla şimdi böyle ifade de edebiliyorum ancak.
O gün bu gün yaktığım lambaları o mekanlardan kısa süreli bile olsa kapatarak çıkar, çeşmeleri açık bırakmaktan korkan. Tıraş esnasında çeşmeyi asla açık bırakmaz, evde herhangi bir şey bozularak atılsa üzülürüm, elimden geldiği kadar engellerim. Hiçbir elbisemi eskitmeden atmam. Hiçbir ayakkabımı yırtılmadan bırakmam. Yırtılanları yamatırım, utanmasam, dikkat çekip dillere düşmeyeceğimden korkmasam sırf moda olduğu için yapanlar giyenler gibi yamalı giyeceğim.
EN BÜYÜK MESELEMİZ
Ülkenin Geleceği ve Gençlik için Yapılması Gerekenler
Arkadaşlarla konuşuyoruz. Büyükşehir Belediye başkanının kardeşi de orada.Eski bir genel müdür. Gençlik elden gidiyor. Evet. Zenginleşme ile birlikte dünyevileşme ve sekülerleşme aldı başını gidiyor.
ARAP BAHARI TERSİNE Mİ DÖNECEK
Arap baharı Arap baharı diyorduk ne oldu? İşte kimimizin altında Amerikan parmağı aradığı Arap Baharı tersine çevriliyor. Diktatörleri kolayca deviren Arap Milleti demokrasiyi korumada aynı beceriyi gösterebilecek mi acaba?
Mısır yıllar yılı eli kanlı diktatörlerle yönetildi. Nasır, Enver Sedat, ve Mübarek. Hepsi de sözde seçimle işbaşına geliyor ama hiçbir zaman gitmiyorlardı. Halk fakir, ülke ekonomisi dibe vurmuş, üç kuruşa muhtaç hale getirilmiş, yönetici eliti zengin, sefih ve zalim. Ülkede en ufak bir kalkışma ihtimali bile kanlı bir şekilde bastırılıyor. Müslüman kardeşler teşkilatı sıkı takibat altında. Hiçbir eyleme göz yumulmuyor. Hak arama yolları tümden kapalı. Düşünce özgürlüğü hak getire.
İsrail’le dost Amerika’yla dost. Batıyla, Doğuyla dost ama kendi halkına her zaman düşman. Dahası halkın dinine, inancına düşman. İslam dışı bütün inanışlar serbest. Ahlaksızlık, içki fuhuş ve çıplaklık serbest ve alabildiğine teşvik edilmekte.
Milli gurur ayaklar altında. Hatırlayın 67 savaşında Mısır uçakları havaalanından kalkmadan İsrail tarafından imha ediliyordu. Askeri harcamalar alabildiğine teşvik edilmekte. ABD yardımıyla alınan silahların ve askeri malzemelerin tamir bakım ve yedek parça parası ülkenin bütün varlığını iç ediyor. ABD yardımı aslında bir sömürme aracı. Ortada yardım falan yok. Verilen 1,5 milyon dolarla askeri malzeme alınıyor en pahalısında. Sonra onun tamir bakım yedek parça ve kullanım hizmetleri adı altında ülkenin tüm kaynakları sömürülüyor. Bu sömürü düzeni bütün geri kalmış ülkelerde aynı şekilde işliyor. Bazen ikinci fil mesabesinde olan Rusya devreye giriyor. Bir yandan da o sömürüyor, halkın tüm varlığı iliğine kadar süpürülüyor. Bu da yeterli olmazsa bu ülkeler birbiriyle savaştırılıyor. Savaşlarda harcanan silahların yerine yenileri satılıyor hem de en pahalısından. O da yetmezse ambargolar konuyor, ambargoyu delen Yahudi şirketleri silahları bu kez fahiş fiyatla ambargo konan ülkeye satıyorlar. Karlı çıkan taraf hep emperyalist ABD, Avrupa, Rusya Ve Çin oluyor. Bu korkunç çark sürekli işliyor.
Bu korkunç çark, bu korkunç zulüm ve sömürü düzeni habire çarklarını ağırlaştırıyor, Müslümanları inim inim inletiyor. Onları bir yandan dinden uzaklaştırırken bir yandan da köleleştiriyor, hatta bütün bunlar yetmezmiş gibi beyin yıkamaya tabi tutuyor, Cengiz Dağcı'nın deyimiyle mankurtlaştırıyor. İşte büyük bir Man kurt Abdül Fettah Sisi. İşte Esad, işte Kral Abdullah ve diğerleri.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim