ÇOCUK EĞİTİMİ VE AHLAKİ YOZLAŞMA
Toplumun ahlaki değerlerinin gir gide aşındığını artık sağır sultan bile duydu. Ama bunun sebepleri üzerinde düşünen yok. Vaizlerimiz bas bas bağırıyor ama sosyologlarımız boş boş oturuyor. Bu sorun ayyuka çıkmadan toplumumuzun her kesimini tehdit eder hale gelmeden buna bir çare bulunması gerek.
Bir yandan sigara, içki alışkanlığı diğer yandan esrar eroin ve diğer uyuşturucu kullanma alışkanlıklarının toplumun her tabakasına yayılma eğilim giderek artıyor, geleceğimizi tehdit eder hale geliyor, hatta gençliğimizin bir bölümünü tamamen etkisi altına alıyor, tehlikenin boyutları artıyor, geri dönülemez noktaya geliyor. Bunun yanında kumar alışkanlıkları devlet eliyle teşvik ediliyor, Milli Piyango, Spor Toto, Spor Loto ve İddia gibi oyunların yaygınlaşması, Altılı Ganyan gibi oyunların bir yaşama biçimi haline gelmesi toplumun ne noktaya geldiğinin açık göstergesidir.
FATMA HALAM YAHUT İKİNCİ ANNEM
Annemle Babam evlendiğinde henüz evlenmemiş bakire bir genç kızmış. Büyük Halam ailenin en büyük çocuğu. Sonra Babam, sonra O geliyor. Fatma, Fatikos diye takılıyorlar O’na. Ev işlerini O’na yaptırıyor Annesi. Annem iyi yemek yapamamasının bahanesi olarak ne kendi evinde ne de kaynanasının evinde kendisine yemek yaptırılmadığından dem vurur, kendisinin tarlaya ve inek peşine sürüldüğünü söylerdi.
Bir gün O’na ablasının evlendiği köyden bir görücü gelir. Annemin tabiriyle Damat’ın lakabı Sarı Uşak’tır. Bu olay bir anı şeklinde anlatılır ki hiç unutamam. Büyük Halamın kocası Ahmet Enişte ile beraber köye gelen sarışın köse delikanlı Mahmut’u gören Annem durumu Halama haber verir. Camdan işaret ederek: ’Bak senin Sarı Uşak geldi’ der. Halam Annem’ in bu sözüne tepki olarak onun düğün hediyesi olarak verdiği sahte inci kolyeyi koparak fırlatır ve ağlayarak kaçar.
Hepsi hepsi köy hayatından bildiğimiz budur. Daha sonra görücü usulüyle - doğrusunu söylemek gerekirse görmeden - evlendiği bu adamla 10 yıl hiç konuşmadı. Zorunlu ifadeler dışında tek kelime sohbet ve muhabbet etmediler, edemediler. Kocası marangozdu, o köyde kayınpederinin evinde hizmet ediyordu. Kayınpederinin geçimi çiftçilikleydi. O da doğal olarak onlara yardım ediyordu. Tarlada, bahçede, ahırda. Annesinin evinde mutfaktaydı oysa. Tarlada bahçede ve ahırda olan büyük abisinin karısı olan yengesiydi bu sefer.
Yıllar geçti ilçede bir inşaat yaptılar, binanın altını marangoz dükkânı olarak tanzim ettiler. Bir müddet köyden gelip gitti kocası Mahmut Usta. Sonra dükkânın arkasındaki küçük daireyi donattılar ve oraya taşındılar. Yıllar geçti, çocukları olmadı. Ne doktora gitmeyi akıl ettiler, ne kimde kusur diye merak ettiler. Tabii bazı dedikodular olmadı değil. Durumu kabullendiler. Kusurun kimde olduğunu merak etmediler. Etseler de bir şey fark etmezdi. O zamanlar Ülkede bu konuda tedavi bu kadar ilerlememişti. Hem o günlerde halkta Allah’a yönelik derin bir tevekkül vardı. Her şey Allah’tan bilinir, onun yarattığı kadere sonsuz bağlılıkla bağlanılır, sessizce boyun eğilirdi.
Ailem ve Ben
Büyük Abim yahut Nam-ı Diğer Efe
Babasına ismiyle hitap eden evin en büyük oğlu bu yüzden babası tarafından hiç sevilmemiştir. Hiç öğrenim görmemiş, ilkokulu dışardan bitirmiştir. Meslek edinsin diye kunduracılara çırak verilmiş, bu yüzden dini eğitiminde de ihmaller olmuştur.
KURBAN BAYRAMI
Bu bayram Allah’ yaklaşmayı murad edenlerin bayramı. Kurban yaklaşmak demek. Allah için kesilen kurbanla ona yaklaşmayı murad eden Müslümanlar ne büyük bir hayır yaptıklarının farkında olarak idrak ediyorlar bu bayramı.
Fuzuli halkın bu coşkusuna karşı kendi durumu hakkında şu meşhur beyitle ortaya çıkıyor. ’Yılda bir kez kurban keser halk-ı alem iyd içün/Dem-be-dem saat-be-saat ben senin kurbanınem.’ İşte asıl yakınlık budur. Allah’a her an kurban olmak. Amaç bu. Ama ne yazık ki biz yılda bir kurban kessek bile onunla birlikte nefsimizi ve dünyayı kurban edemiyor, aksine dünya ve nefs bizi kurban ediyor, fani olanı bakiye feda ediyoruz.
Biz bu bayramları doğru idrak etmedikçe asla ve asla nefsin boyunduruğundan kurtulamayacağız. Yıllar geçecek, biz bayram geliyor diye sevineceğiz, onlarca kurban keseceğiz, bir o kadar kurbanın kesilmesine tanık olacağız ama asıl yapmamız gerekeni ihmal edeceğiz ve nefsimizi kurban etmekte ihmalkâr davranacağız. Bu kısa dünya hayatında güle eğlene cehenneme atılacağız da farkında olmayacağız.
Hep başkalarını göreceğiz, hep başkalarını irşat edip düzeltmeye çalışacağız ama kendimizi bir türlü göremeyeceğiz. Günler geçecek, haftalar, geçecek, aylar geçecek, yıllar geçecek ama biz hala o ihmalkârlıkla dünyevi işlerimize dalacak, bir oyun ve oyuncaktan başka bir şey olmayan dünyayla oylanıp gideceğiz. Bu üç günlük dünyada ebedi olan ahireti unutacak, burada ebedi kalacak, hiç gitmeyecekmiş, tabiri caizse kazık çakacakmışız gibi yaşayacak, ölenleri görecek, onlardan ibret almayacak, ölüm başkalarının diyecek, ölümü kendimize yakıştırmayacak, yapmamız gereken asli vazifeyi hep ihmal edeceğiz.
ŞİMDİ SİZ KİMSESİZ YOLLARDA
Şimdi siz kimsesiz yollarda
Yollardayız ve yollarla birlikte
Aşkla birlikte ve düşmanlıkla
ÖLÜM 2
Ölümü göstermeyeceğim kimseye
Kimseler korkmasın benden
Kimseler korkmasın benden
Ölümü göstermeyeceğim kimseye
AŞKLAR BAZEN YERİNDEDİR
Yerlerde ve derin
Ve başka kimselerin
Aşklarıdır yerin
Dedir yerin
RUH SAĞLIĞIMIZ BOZULUYOR
Eskiden nasıldı? Bilmiyoruz. Ekonomik kalkınma ile birlikte ruh sağlığımızın bozulduğu ortaya çıkıyor. Zenginleşme ile birlikte meydana gelen, diğer bir deyişle maddi refahın getirdiği bir sorun mu bu bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa o da giderek artan psikolojik sorunlarımız olduğu kesin. Bu yüzden geleceğin en önemli mesleği psikologluk ve psikiyatri olacak. Bu kesin.
Şimdi biz ne yapabiliriz? Bunu düşünelim. İnançlarımızın zayıfladığı, Allah ile irtibatımızın azaldığı, giderek koptuğu anlaşılıyor. Dünyevileşmenin çok ileri boyutlara vardığı, maddeci bir dünyanın kapımızı kırıp ruhumuzu işgal ettiği kesin.
İşte ruh dünyamız işgal edildi ve biz bu evden kovulduk. Şeytan ezeli arkadaşı nefisle gelip oturdu, yerleşti evimize. Bu iki ezeli düşmanımız bizi asli evimizden kovdu. Her şeyimiz maddileşti. Ruhumuz havasızlıktan öldü ölecek. Dikkat toplumca intihar ediyoruz.
İbadetlerimiz göstermelik. İbadetlerimizin ruhu çalınmış. Onu da o iki düşman kapıp götürmüş besbelli. Ağlayamıyoruz. Ölümleri görüyoruz, görmezlikten geliyoruz. Dünyaya ve zevklerimize tapıyoruz. Ama artık o zevkler de bizi tatmin etmiyor. Aradığımız orada da yok. Bu yüzden birbirimize saldırıyoruz. Kendimizle ve çevremizle çatışıyor, büyük bir savaşa giriyoruz. Sonuçsuz bir savaş bu. Her hal-u karda mağlup olacak olan biziz.
BÜYÜK DEVLET
Büyük devlet olmanın şartları oluşmaya başladı nihayet. İşte şimdi karşımızda oyun kurucu büyük Türk Devletini görüyoruz. Düşmanlarımız istemese de Türk Milleti bu iradeyi gösterdi. İki yüz yıldır boynuna geçirilen prangaları kırmaya başladı bir bir. Kanuni''yle yükselmenin zirvesine ulaşan imparatorluğumuz ulaşabileceği sınırlara ve güce ulaşmış, duraklama ve en son gerilemeye başlamıştı. Gerileme yıkılışı, yıkılış sınırların küçülüşünü getirdi.
Mağlubiyetler mağlubiyetleri kovaladı. Koca bir devletten onlarca devletçik çıktı. Bu devletçikler bir türlü sükûnete kavuşmadı. Düşmanlarımız onları küçültmekle yetinmediler, sürekli karıştırdılar, yetmedi daha küçük parçalara ayırdılar.
Osmanlı hinterlandı yeraltı ve yerüstü zenginliklerin kaynağını oluşturduğu için parçalandı, sömürüldü, hala sömürülmeye devam ediyor. Sömürünün sürmesi için hala karıştırdılar, parçalanıyor. Savaştırılıyor bölgenin halkları, iç savaşlara kurban ediliyor, ırk ve mezhep ayrılıkları tahrik edilerek kaosa sürükleniyor.
Burada etken yalnızca sömürü değil, aynı zamanda İslam fobidir. Batı bütün güçleriyle ittifak ederek gizli İslam düşmanlığını sürdürüyor. Birinci dünya savaşında oyuna getirip parçaladığı Osmanlı yerine inançlarını yok edemediği İslam dünyasını bu kez yeni yöntemlerle eziyor.
BEN HİÇ BÖYLE DÜŞÜNMEMİŞTİM
---- - Yeni Sevgiliye Yazılmıştır--
Ben hiç böyle düşünmemiştim
Gecelerin böyle umarsız olacağını
Aramızdaki yaş farkı ve




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim