AHLAKİ YOZLAŞMA 2
Havuzlu Siteler
Şimdilerde moda havuzlu siteler. Eğer apartmanların ortasında kadınlı erkekli yüzmeye müsait havuzlu siteler varsa fiyat birden bire üçe beşe hatta ona katlanıveriyor, 100 binlik bir dairenin fiyatı milyonları buluyor.
Yeni trend bu. Müteahhitler yatırımlarını bu yolda yapıyor. İster dindar olsun, ister liberal, ister solcu-laik, isterse ateist hepsi havuzlu sitelerden yana kullanıyor tercihini. Bu müteahhitler için olsun böyle, müşteriler için de. Hiç bir şey değişmiyor.
YOL VE CAMİ
Başbakan yol yapmak için gerekirse cami bile yıkarız diyor. Pervasızca söylüyor bunu. Birilerine meydan okurcasına söylüyor. Yol yapmak için ağaç kesmek zorunda kalan belediyelerine destek için yapıyor bunu. 3. Havaalanı ve köprü için ağaç kesilmesi karşısında feveran edenlere karşı söylüyor bunu.
Gezi eylemcilerine karşı söylüyor bunu. Tema vakfına destek vererek doğal hayata katkı verdiklerini böbürlene böbürlene anlatan ve sonra da üniversitesini binlerce ağaç katlederek, güzelim ormanları tahrip eden ve üstün üstlük gezi eylemcilerine destek veren Koç Holding’e karşı söylüyor bunu.
Bunları anlıyoruz ve her konuda olduğu gibi bu konuda da ona gönülden destek veriyoruz. Ancak bu son söylemde kendisine katıldığımızı söyleyemeyeceğiz. Niçin? Çünkü bu konu bir az da inançlarımızı ilgilendirmektedir. Rahmetli müftü bir dostumuz ilçemizdeki bir caminin yıkılıp yan parsele kaydırılmasını, asıl yerinin park yapılacak olmasını dinin özüne uygun olmadığını söyleyerek itiraz ederdi. Bir yer cami, mescid olduktan sonra kıyamete kadar Mescit: Cami yeri olarak muhafaza edilmelidir. Eskisi yıkılsa da yerine yenisi yapılmalıdır. Cami yeri büyütülebilir, binası yıkılıp yenisi yapılabilir ancak yeri cami alanı olarak muhafaza edilmelidir. Ayrıca caminin yeri gökyüzüne ve yer altı dahil her tarafı cami: mescid, yani mabet olarak kullanılabilir. Buna göre cami altlarında WC, dükkân lojman, otopark vs. yapılması caiz değildir. Fetva böyle. Gerisine ben değil kimse karışamaz hatta başbakan bile.
Dini bütün bir Müslüman olduğunu annesinin cenazesinde Kurra Hafızlar gibi Kur’an-ı Kerim okuduğuna TV kanallarından izleyerek şahit olduğumuz bu insanın bu şekilde konuşması bana biraz garip geldi doğrusu. Başbakan bu yanlışa nasıl üşüyor. Fetvayı kimden almış kiminle istişare etmiş, bilmiyorum. Bence devlet adamlarının özellikle dindar olanlarının iş ve fiillerini gerçekleştirmeden, hatta sözlerini söylemeden düşünerek, ehline danışmalıdır. Eyleme geçmeden değil daha düşünce safhasındayken yapılmalı bu danışma.
CAMİLER VE TOPLUMUN DÖNÜŞÜM MERKEZLERİ
Camiler birleştirici mekanlar olarak asli vazifelerine ne zaman dönecek. Arap mescid demiş namaz kılma mekanlarına; mescid yani secde edilen yer. Secde kişinin Allah’a en yakın olduğu ibadet. Namazın bir rüknü gibi görünse de kulluğun en çok ve derinden idrak edildiği ibadet rüknü.
Bu rükün kendi başına bir ibadet şekli aynı zamanda. Tilavet secdesi, şükür secdesi olarak karşımıza çıkıyor bu ibadet. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de de bu adla geçiyor. Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa özel isimleri yanında,’Allah’ın mescidlerini Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar eder ‘ayetinde cins isim olarak geçer.
Biz Türkler bu ad yerine onun toplumsal fonksiyonunu öne çıkaran bir isimle anmışız tarih boyu. Ayasofya Camii, Sultanahmet Camii. Ancak bu fonksiyonu nedense Cumhuriyet tarihi boyunca engellenmiş, adeta yasaklanmıştır.
Biz şimdi ülkenin demokrasi ayarından sonra öncelikle bu noktayı ele almalıyız. Dahası bu ülkede maddi kalkınmanın bu denli yükseldiği, ilerlediği şu zamanlarda onunla at başı gitmeyen manevi kalkınmanın aşırı dünyevileşmeye yol açmasının gençliği dejenere ettiği ya ve z kuşaklarının zuhur ettiğini görmek bu gençliğin iyi bir gelecek vadetmediğini anlam gerek. Yalnızca anlamak yetmez bu gidişin önünün alınması, gençliğin maddi gelişmeye kurban edilmemesi için gerekli önlemlerin alınması bir zaruret halini almıştır.
BİR MİLLET DİRİLİYOR
Bu millette bir şey var diyorum. Şair bir şey var Allah''ım bu toprakta diyordu. Ben de diyorum ki bu milletin toprağında kutlu bir işaret var. Her karışı kanla yoğrulmuş bu toprağın. Anadolu, Çanakkale, Kafkaslar, Filistin, Yemen, Balkanlar, Irak, Cezire, Arabistan her karış toprağı şehitlerin kanıyla yoğrulmuş.
İşte bu şehitlerin kanıdır ki bu gün döküldüğü toprakta filizleniyor, o filiz büyüyor, büyüyor, dal budak salıyor, çiçeklenip meyveye duruyor. Var Allah''ım bir şey var toprakta diyor şair; ben de: ''Var Allah''ım bir şey var bu toprağın insanlarında''. Diyorum.
DEĞİŞİM VE DEVLET
Bu devlet 80 küsur yıl hiç değişmedi. Değiştirilmedi, değişime direndi. Değişmekten korktu. Bazıları değişimin onları tehdit ettiğini düşündü. Değişimi engellemek için olanca güçleriyle savaştılar.
Onlar kimdi. Kendini devletin sahibi sanan üç buçuk azınlık. Evet, gerçekten devleti ellerine geçirmiş, ona zorla ve zorbalıkla sahip çıkmışlardı. Onu gasp etmişlerdi. Sahibinden zorla almışlar hiç bırakmamak için tüm entrikaları denemişler, her türlü hileye başvurmuşlardı.
İşte onlardı tüm bu değişimin önünde set kuranlar. Bunlar aslında kimlerdi. Milletin öz köküyle alakasız bu üç buçuk azınlık nereden gelmişti. Nasıl ele geçirmişlerdi devleti. Bu yazıda ona ışık tutacağız.
Orta Asya’dan kalkıp Anadolu coğrafyasına yerleşen kayı boyu küçük bir beylikten koca devlete ulaşmıştı. Her şey Kitab’ulllah’a saygı sayesinde oluştu. Küçük bir fidan koca bir çınara dönüştü. İslam’a bayraktarlık yaptı altı asır. Ne zaman ki kendini beğendi, gurura kapıldı her şey tersine döndKelamullah yerini günü birlik menfaatlere bıraktı. Küçük hesaplar büyük davanın yerini aldı. Allah kudret elini Osmanlıdan çekti. Çınarın can suyu çekildi. Çınar kurumaya yüz tuttu. Güçlüydü çınar ama kurt girmişti bir kere. İşte o kurt İslam’ın azılı düşmanı Yahudi’ydi. İspanya’da yaptıkları fesat sebebiyle kovulan lanetli ırka mağdurların sığınağı Osmanlı kucak açtı. Açtı ama ne oldu. Lanetli kavim girdiği bütün bünyeleri zehirleme alışkanlık ve huyundan vazgeçmedi. Zehrini sinsi sinsi akıttı. Önce kılık değiştirdi. Müslüman göründü ama Yahudi kaldı. Birbirini destekledi. Devletin en yüksek makamlarını ele geçirdiler. Yalnızca devleti değil, ekonomiyi de ele geçirdiler askeriyeyi de en tepesine kadar işgal etti. İsimleri Müslüman ismiydi, ama kendileri gizli dinliydiler. Her türlü entrikayı denediler.
Bunlar Sabataist’ti. Her türlü şer güçlerle işbirliği yaptılar. Ülkenin her tarafını masonik teşkilatlar, Rotary ve Lions kulüplerle çepeçevre kuşatmışlardı. Gerek ıslahat fermanları, gerekse, her türlü düzenlemelerle ipleri tamamen ellerine geçirdiler. Mutlaki idareden meşrutiyete ve oradan cumhuriyet kadar her yönetimde hâkimiyeti ellerinde tuttular. Gerek seçim, gerekse dikta olan tüm yönetim biçimlerini kendi planları için kullandılar. İttihat Terakki başta olmak üzere, sonradan cumhuriyet halk fırkasına dönüşecek Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini kullandılar. Matbuata her zaman hâkim oldular. Ve onu kötü emelleri ne alet ettiler.
DEĞERLERİN AŞINMASI
40 yıllık arkadaşların toplantısı bu, hatta 50 yıllık dostlukların hikâyesi bu. Bu dostlar bir kader birliğinin bir araya getirdiği kişiler değil, bir inancın birleştirdiği insanlar topluluğudur.
Her yıl bir araya geliyorlardı. Yemekli bir toplantıda sohbet meclisi kuruyorlar ve dağılıyorlardı. İçlerinden bir kaçı Rahmet-i Rahmana kavuştu. Şimdilerde toplantıları sıklaştırdılar. Birbirlerini daha çok özler, daha çok arar oldular.
İşte böyle toplantılardan birinde dertleşiyorlardı. Muhafazakâr bir partinin iktidarında kendilerine dayatılan usulsüzlüklerden yakınıyorlardı. İçlerinden biri bir vilayetin müftüsü olarak görev yapıyordu en son. Adam bir sınav yapmıştı. Sınav komisyonu birini seçmişti, Sayın Vali sınavın iptalini istiyordu. Ayrıca ismini verdiği adayın usulsüz bir şekilde kazandırılmasını emrediyordu.
Emre uymayan Müftü arkadaşımız bir suçlu gibi merkeze çekiliyor, yanlış bir iş yapmış gibi şaibe altında bırakılıyordu.
KURBAN BAYRAMI VE MÜSLÜMANLAR
Kurban ve Ramazan bayramları Allah cc’ nin Müslümanlara yılda iki kez gönderdiği büyük iki hediye. Aslında bayramlar bunlardan ibaret değil. Cuma Müslümanın haftalık bayramı. Haftada bir Allah CC. bize hediye gönderiyor. Niçin?
Allah mümin ve muvahhit kullarına bir hafta boyunca yaptığı kulluktan, itaatten dolayı mükâfat veriyor.’ Haydi, ey kulum ben senden, itaat ve hizmetinden, yaradılış gayesine uygun işlerinden, toplumsal hizmetlerinden, bireysel sorumluluklarını yerine getirmenden memnunum al sana bu gün bayram et. Bu bayram benden sana armağan olsun’ der. Yılda iki kez olan büyük bayramlar ise cabasıdır. Asıl büyük bayram ise beka yurdu ahirette Allah’ın cemali, cennet ve rızasına kavuşmak olacaktır.
Bayramların bir Allah’a dönük yönü var bir de topluma. Toplumsal kaynaşmanın, sorumlulukların yerine getirildiği en kutlu vakitlerdir bayramlar. İslam dininde sıla-i rahmin yeri çok önemli. Dinin olmazsa olmazı. Sıla-i rahmi terk edenin ibadeti kabul edilmiyor Allah katında. Bizzat sıla-i rahimin kendisi en büyük ibadet. Anne babaya hizmette sonra sıla-i rahim geliyor. Sebepsiz yere dargın durmak hele hiç yok. Sebepli dargınlıkların süresi de üç gün. Ama nerde biz yıllarca barışmıyoruz nedenli nedensiz dargınlıkları sürdürüyoruz. Yok, yere küsüyoruz, kendimizce haklı sebeplerimiz var, aslında hepsi de sudan sebepler. Ondan sonra bayram yapmaya kalkıyoruz. Bayramda küslüklerimizi bitirmeye değil sürdürmeye gayret ediyoruz olanca azmimizle. Sonra da kendimize Müslüman diyoruz. Hem de Yahudilerin dediği gibi Allah’ın sevgilileriyiz biz diye övünüyoruz. Allah’ın sevgilisi yani dostu. Yani veli.
‘Müminler Allah’ın dostlarıdır’ kavlinin arkasına sığınıyoruz. Oysa nerede o müminler, nerede biz. Gelgelelim bu kuru bir aldanıştan, kendi kendimizi aldatmaktan başka bir şeye yaramıyor.
MÜSLÜMAN VE KADIN YA DA İSLAMCI AYDINDA KADIN TESİRİ
Müslüman aydının imtihanı da desek olur buna. En zor eylemimiz bu. Kadın şeytanın tuzaklarından bir tuzak. Bekarlıkta ve evlilikte en büyük handikaplardan biri kadın.
Kadın önce Âdem’e tuzak kurdu. Aslında tuzak kuran şeytandı. Kadın şeytana aldandı Âdem kadına. Aslında aldanan nefisti belki de gerçek aldatan o. Âdem’i gerçekten kandıran o içindeki şeytandı yani nefs.
Kabil de aynı tuzağa düştü kadın nefs ve şeytan tuzağına. Kadında güzellik ve cinsellik aldanışın en büyük kaynağı. Hareminde nefsini teskin eden kadın olduğu halde erkekler hep o namahrem tuzağına düşmekte devam ediyor. Evdeki kadın ne kadar cilveli, güzel ve istekli olsa da o bu haram bahçesine girmekten, bu yasak meyveyi koparamasa bile ona uzanmaktan kendini alamıyor.
İster bekâr olsun ister evli, ister genç olsun ister yaşlı hiçbir erkek kendini bu tehlikeden uzak sayamaz. Şeytan kadını kullanarak nice âlimleri kendisine kurban etmiş bir nicesinin imanını yok etmiş, inkâra sürüklemiştir nicelerini. Yalnız Allah’ın salih kulları müstesna.
Zaten insanın yücelişi ve düşüşü de burada başlıyor burada bitiyor. Nefsine hâkim olmakla nefsine mahkûm olma sırrı burada. Buradan yükselecekse yükselecek, buradan düşecekse düşecek insan. Ahsen-i takvim sırrı burada esfel-i Safilin olma sırrı burada.
RAMAZAN VE İHSAN
İnsan yeryüzüne neden gönderildiğini bir bilse, bir bulabilse. Bir amaçla yaratıldığını bir anlayabilse. Yalnız yemek, içmek ve eğlenmek için yaratılmadığını idrak edebilse… Ah nerde, nerede bu müdrike bu şuur. Yanından bile geçmiyor zavallı insan. Niçin yaratıldığını bir türlü kavrayamıyor.
İşte ramazan bu idrake çağırıyor bizi. Kendi gerçeğimizi anlamaya, kavramaya ve bu gerçek çerçevesinde hayatımızı anlamlandırmaya çağırıyor.’ İnsan başıboş yaratıldığını mı zannediyor? ’buyuruyor Allah –u Teala (cc.) işte başıboş yaratılmadığını anlayacak insan niçin yaratıldığını da bilecek, bulabilecektir. Onun için ‘Kur’an da hala anlayamayacak mısınız? ’ hitapları çokça yer alıyor. Kur’an insanı araştırmaya, öğrenmeye, düşünmeye ve anlamaya çağırıyor. Çok fazla ibadet etmeye değil, namaz kılmak, oruç tutmak anlamında.
İnsan ihsan makamında. ‘İnnallahe ye’muru bil adli ve’l -ihsan’ ’Allah adalet ve ihsanı emrediyor’. Her Cuma hutbeden inmeden imam efendi bu şekilde hitapla bitiyor öğütlerini. ‘Ve ita izil kurba…’ Yakınlara vermeyi emrediyor Allah diyor Kuran' dan ayetle. Ramazan Allah’ın ihsanı Müslümanlara. Ve en çok bu ayda ihsan etmek, iyilik ve ikram emrediliyor, teşvik ediliyor, öğütleniyor. Yapılacak sadaka ve ikramların sevaplarının bu ayda kat kat olacağı müjdeleniyor.
MÜSLÜMANIN ZAAFLARI
Çağdaş Müslümanın yanlışları nelerdir dersiniz. Kendimden yola çıkarak çözümlemeye çalışacağım. Yıllar önceydi. Öğrenciydik. Amerika’da tahsil yapmış biriyle tanışmıştık. Dayısı o zaman yeni kurulan bir İslamcı partinin il başkanıydı. Bir market kurmuştu Müslüman kesimin ortaklığıyla. Genel müdürü ya da yönetim kurulu başkanlığına kendini tayin ettirmişti.
Biz birkaç hevesli gençtik. Şirketle alakamız olmadığı halde bizi etrafına toplamış konuşmalar yapıyordu. Bize zaaflarımızı sordu. Kadın, para, şöhret ve makam öğelerinden birini yazmamızı istiyordu. Ne yazdım bilmiyorum. Bu seminerlerin de devamı gelmedi. Zaten o inşaat malzemeleri marketi işlemedi. O da şirketi yiyecek ve ev marketine çevirdi. Birkaç yıl sonra ben de o markette çok zor şartlarda çalışmış, üç gün dayanabilmiştim. Çünkü bana 3 kişinin yaptığı iş yüklenmişti. Hem kasaptım hem market malzemelerini depoda paketliyor ve raflara diziyordu hem de kasada oturuyordum. Ücretimi de almadan işi bırakmıştım. Daha sonra bir gazete reklam departmanı görevlisi olarak aynı kişiyle iş yapmış iyi para kazanmıştım.
Bunları niye anlatıyorum. Şimdi geriye dönerek bakıyorum ki o gün o abimizin kafamıza çaktığı bu konu çok önemliydi. Şimdi bir çok dost ve arkadaşımızı idealist yıllardan sonra bu zaaflara yenilmiş ve kulvar dışı kalmış görüyoruz.
İşte Müslüman kesim o gün küçük bir hareketin içindeydi bu gün iktidardaki bir partinin sırtından bazı nimetlere kavuşmuş bulunuyorlar. Ama birçoğu ya paraya, ya şöhrete, ya kadına, ya da makama mağlup oldular. Birçoğu zengin oldu hem de’ haram helal ver Allah’ım fakir kulun yer Allah’ım diyerek. Ya makama mağlup oldular, getirildikleri makamı başlarının üstüne alarak değiştiler. Ya şöhret sahibi oldular çevrelerindekini tanımaz oldular ‘büyük tepeleri ben yarattım havasına girdiler. Kimi kadınla imtihan oldu yenik düştüler. İdealizm suya düştü. Kimi milletvekili oldu, kimi genel müdür. Kimi profesör oldu kimi zengin. Artık hiç birini görmek mümkün değil. Değiştiler. Biz de değiştik belki ama farkında olmadık, olmuyoruz, olamıyoruz. Birilerinin bizi uyarması lazım. Hani içinizden bazıları emr-i bil’maruf yapsın emri var ya. Bu emir barış zamanında hepimize ama savaş halinde savaşa gitmeyip bu görevle bekletilen ilim ehlinde.
Şimdi duyuyoruz önceleri bir sivil toplum kuruluşu yardımıyla genel müdür yardımcılığına yükselen dindar bir kesimden hatta ehli tarik biri şimdilerde başka bir kadın ilişkisi yüzünden zor durumda. Yine bizim kesimden birçok kişi kadın alakası yüzünden şantajlarla karşı karşıya. Bazısı da yakınlarının nüfuzundan kirli servet edinme peşinde. Ama hala temiz olma iddiasında. Kimi de şöhretinin esiri ve her zaman başlar üstünde taşınmak istiyor. Kimi hala makam peşinde, elde ettiği makama kanaat etmemekte, hep daha üste yükselme peşinde. Bu uğurda yapmayacağını bırakmıyor.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim