Yeni Roma: Batı Medeniyeti
‘BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK MÜ? ’ DİYELİM NE DERSİNİZ?
İŞİD mişid bahane, petrol şahane… Batı İslam dünyasını sömürmek, bu sömürüyü kökleştirmek için her defasında yeni argümanlar icat etmiştir ve etmeye devam edecektir bundan böyle. Bu yeni bir argümandır ve aynı senaryo tekrarlanmaktadır
Onun için diyoruz ki; ‘biz bu filmi görmüştük, görmeye de devam edeceğiz.’ Geri dönerek bakalım, Libya’da Arap baharı vesilesiyle kan döken Kaddafi’yi bahane yapmış, Irak’ta Saddam’ın katliamlarını sebep göstererek iki defa harekat düzenlemiş, yanına aldığı batılılarla birlikte savaş tazminatı adı altında başta petrol olmak üzere bu ülkelerin zenginliklerini talan etmiştir.
İSLAM, YAHUDİLİK VE DİN ADAMLARI
Yahudiliğin bozulma sebeplerinden biri de din adamlarını ilahlaştırma olarak belirlenir kutsal kitabımızda. Bu din adamları kutsal kitabı tahrif etmekten yarışmış, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda yeni bir kitap yazmışlardır.
Bu yazılan,- başka bir tabirle- aslında tahrif edilen kitap dinin aslı ve özünü değiştirmiştir. Karşımıza çıkan bu kitap peygamberlerine zina isnat eden, onun yerine din adamlarını yüceltmiş, onları şari yerine yerleştirmiştir. Bu yeni kanun koyucular kutsal kitabı değiştirerek ilahi olanı beşeri olanla değiştirmiş, vahiy dinini paganlaştırmışlardır.
Eğitim üzerine yazılar:
OKULLARIN YENİDEN TANZİMİ
Bugünkü okulların öğrenciyi nefret ettiren, öğrenim psikolojisine tamamen aykırı, askeri nizamiye havasında, yeşilden ve spor alanlarından mahrum, iç mekanları hapishane koridor ve koğuşlarının birebir aynısı denebilecek stildedir.
Yeni mimari arayışlarıyla özel sektörün inşa ettirip devlete devrettiği okullar bile bu alanda fazla bir fark göstermiyor, ideal olana uzak yapılarıyla Türkiye’de eğitim mekanlarının eğitimi felç eden mekanlar olduğunu artık anlamanın zamanı gelmiştir.
NAMUSLULAR VE NAMUSSUZLAR
Namuslular ve namussuzlar. İnsanoğlu bu iki kısma ayrılır aslında. Savaşlar da bunlar arasında, barışlar da. Çatışmalar bunlar arsında olup bitiyor. Bazen bu iki kesim birbirine karışmıyor da değil.
Bir devlet adamının deyişiyle:’ Namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça hiçbir şey düzelmez’. İşte bu namussuzların cesareti ve namussuzların korkaklığı yüzünden başımıza geliyor ne geliyorsa.
İş hayatında da böyle, siyasi arenada da böyledir, sosyal hayatta da böyle. Hayatın her safhasında insanlar bu iki kategoride sınıflandırılırlar. Hayatları yalan dolan, çalma, çırpma ile doludur bu namussuzların. Bu namus meselesini biz cinsellik olarak almıyoruz burada. Sözünde durmak, işini iyi yapmak, iyi niyetli ve hakkaniyetli olmak. Oysa günümüzde bu değerler ne kadar da azalmış durumda.
İSRAİL SİYONİZM VE FİLİSTİN 3
Bütün dünya ile alay ediyor İsrail kendini büyük gören bir millet. Kendilerini seçkin insan, Allah’ın sevgilisi ve dostu sanan zavallı mahluk. Diğer insanları insanlık dışı bir mahluk yahut bir hayvan, başka bir deyimle ağaçlara sarılı böcek, yok edilmesi gereken haşere sayan bir zihniyet. Bu zihniyet insanlığın karşısına geçmiş kahkahalar atarak katliam yapmakta.
Bütün insanlık sus pus olmuş. Korkudan mı, aldatılmışlıktan mı, bilgisizlik yahut yanlış bilgilendirmekten dolayı mı? Ya da başka bir ihtimalle bütün dünya zalimin arkasında saf tutmuş bile bile, isteye isteye. Bu gönüllü köleliğin tohumu ne zaman ve nasıl atıldı? Buna bir bakmak, tecessüsümüzü bu alana kaydırmak gerek. Daha fazlası giderek hatta zorunludur. Bu alanın araştırılması, incelenmesi hayati önem arz etmektedir.
İslam karşısında birliğe giden bir yapı var tam anlamıyla. İslam’ı bir sapma olarak gören kitabı mukaddes cephesi o günden sonra bu din mensuplarını sapkın, anarşist ve terörist saydı. Kitaplarını birleştirdi ve muharref batıl bu iki din kendilerini yürürlükten kaldıran bu yeni dine cephe aldılar. Yahudilik başlangıçta İseviliğe baş düşman ilan etmişti. Önce ona açıkça savaş açtı. Sonra onu sinsice tahrif etmeye yöneldi. Bu konu Mevlana’nın Mesnevi’sinde çok veciz bir şekilde anlatılıyor. Sonra putperest Roma tarafından dönüştürülerek benimsendi.
KUR’AN’DA YAHUDİLER,
Kur’an’da Yahudilerden ilk bahis ilk sure olan Fatiha’da olmaktadır. Bunu tefsirlerden anlıyoruz. İbn-i Kesir Fatiha suresi son iki ayetinde ‘bizi dosdoğru olan yol:sırat-ı müstakime ilet. Nimete erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanları ve dalalete düşenlerinkine değil.
Nisa Suresinde geçen Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar Allah’ın nimete eriştirdiği peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraberdir ifadesinde belirtilmiş, gazaba uğrayanların Yahudiler, sapıkların ise Hristiyanlar olduğu anlatılır.
Bakara suresi 90. Ayette’ nefislerini ne kötü şeye değişip sattılar… Allah’ın kullarından dilediğine fazlından (Kitap) indirmesine haset ederek Allah’ın indirdiğini inkar ve gazap üstüne gazaba uğradılar. Küfredenlere hor ve hakir edici bir azap vardır.’ İfadesiyle açıklık getirmiştir.
HİÇ ÖLMEYECEĞİZ BİZ
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz bu dünyada. Hiç bir zaman ölmeyi düşünmüyoruz, aklımızdan bile geçirmiyoruz. Ebedi yaşayacakmış gibi hareket ediyoruz. Hep dünya için yaşıyor, dünya için çalışıyor, dünya için ebedi yaşayacakmış gibi mal mülk biriktiriyoruz.
Bu dünyadan başka dünya yokmuş gibi davranıyoruz. Demirdenmişiz, hiç hastalanmayacakmışız, hep sağlıklı olarak kalacakmışız gibi yaşıyoruz. Argo tabirle dünyaya kazık çakacakmışız gibi yaşamımızı sürdürmekte ısrarcıyız. Ahiret yokmuş, gibi, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Bize göre hep başkaları ölecek.
Sabah oluyor akşam olsun diye uğraşıyoruz. Akşam oluyor sabah olsun diye bekliyoruz. Günler geçiyor öbür güne endeksleniyoruz. Haftalar geçiyor öbür haftaları kolluyoruz. Haftalar haftaları kolluyor, ayları bekliyoruz. Hep memur ve işçi olarak aybaşlarını hayal ediyoruz. Aybaşları geliyor değişen bir şey olmuyor. Öbür aybaşlarını gözlüyoruz. Dahası ayın sonunu elimize geçen paralarla geçirmeye çalışıyoruz. Esnafsak çeklerle ömrümüz geçiyor birini ödüyor öbürüne koşturuyoruz. Hiç bitmiyor bu kavga.
Bir kaosa sürüklenmiş gibi yaşıyoruz. Yaşadıkça kargaşa daha derinleşiyor. Bir bakmışız ki yaşlanmışız. Çocuklar büyümüş, kiminin evlilik zamanı gelmiş, kiminin üniversite sınavı. Oysa daha dün biz üniversite sınavına girmiştik. Oysa biz daha dün gibi yeni evlenmiştik. Çocuklarımız olmuştu, onları büyütmüştük. Okula yazdırmış, okulları bitirmesini beklemiştik. Hatta ondanda öncesi akşam olup eve gelmelerini gözlemiştik. Biraz gecikince korkuya kapılmış, onları bin bir telaş ve korku içinde aramaya başlamıştık.
İFRATLA TEFRİT ARASINDA KUR’AN’LA İLİŞKİMİZ
Kur’an’la ilişkimizde hep iki uç arasında dolaşıyoruz. Bu iki uç ya ifrat oluyor ya tefrit. Müslüman olarak Kur’an’la doğru bir iletişim kurmakta başarılı olamıyoruz. İslam alemi Kuran’a yabancı. Yıllarca ülkemizde okunması yasaktı bu kitabın. Gizli ve kaçak bir şekilde öğrenilebildi.
Annem bir hoca kızı olmasına rağmen koca evine gelene dek öğrenememişti kutsal kitabımızı okumayı. O da bir hoca olan kayınpederi öğretebildi ona. Ama hiçbir zaman anlamını merak etmedi. Hoş merak etseydi ne fark ederdi. Buna ne imkan ve ne zamanı vardı. Babam müezzin olmasına rağmen anlamından bihaberdi. Dedem anlamını vermekten korkardı. Aslında bilgisi vardı. Bu yüzden o da anlamından uzak kaldı.
Biz çocukken yalnızca vaazlarda birkaç ayetin anlamından haberdar olurduk. Gündüz kurslarında yüzlerce öğrenci arasında yaz tatillerinde okumasını öğrenebildik yalnız. O da her yıl elif bayı bitirir Kur’an’a geçmeden – biz böyle ifade ederdik- tatil biterdi, biz yine Kur’an okumasını öğrenemeden kursa veda ederdik.
Bir yıl boyunca onu unutulmaya terk eder yılsonu tekrar Elif-Ba’larımızı koltuğumuz altına alarak Kur’an Kursu’nun yolunu tutardık. Birkaç sure ezberler, namaz kılmasını öğrenir, bol bol oyun oynardık.
DİNDE ÖZ VE KABUK İLİŞKİSİ
DİN yalnızca şekilden ibaret değildir. Şekilde Müslüman olmak yeterli değildir, bazen de dinin ruhuna taban tabana zıt bir durumdur. Münafık da şekilde Müslümandır; fasık da. Üçü arasında belirgin farklar vardır. Münafık şekilde Müslüman ancak özde kafirdir. Fasık ise günahlarla dolu Müslüman. Gerçek Müslüman sözü özü bir insanı kamil olma yolunda nefsiyle savaşan kişidir.
Bu tanımlamaya göre Esed de Müslümandır, İşid lideri El-Bağdadi de. El-Nusra da Müslüman örgüttür, özgür Suriye Ordusu da. Kadirov da Müslümandır Cevher Dudayev de. İslam’ın adını kötüye çıkaranlar, İslamofobiye sebep olanlar da Müslümandır, bu anlayışı yıkmaya çalışanlar da. El-Kaide de Müslümandır Taliban da. Karzai de Müslümandır Usame Bin Ladin de.
Bu kişiler arasındaki fark öz ve kabuk ilişkisindedir. Abdullah İbn-i Sebe de Müslüman olduğunu ilan ediyordu, ama Peygamberin eylemleri aleyhinde elinden geleni ardına koymuyordu. Kuzman da Müslümandı ama İslam için değil Medine’deki hurmalıkları için savaşıyordu.
İşte Müslümanlar olarak bu iç-dış, zarf-mazruf, öz-kabuk ilişkisini iyi ayarlamak zorundayız. Söz de değil özde Müslüman olmak kendini sürekli kontrol etmek, eleştirmek ve kınamakla mümkündür. Bu doğruyu sürekli elde etme çabası öyle pek kolay başarılacak bir şey de değildir. Hele hele günümüz dünyasında, herkesin nefsini putlaştırdığı, eğozimanın şaha kalktığı dünyada.
İSLAM VE BİLİM
Bilim İslam’da en önemli konu. İslam’ın ilk emri ‘oku’. Buna rağmen Müslümanların ilimle bağı günümüzde pek öyle sıkı fıkı görünmüyor. Oysa Peygamber Efendimiz (sav) mescidini medreseye çevirmişti. Hele Ashab-ı Suffe denilen yüce kişiler ilimle meşgul olmaktan fakir düşmüşlerdi.
İlim yolunda fakr-u zarurete düşmüş olan bu topluluk İslam’ın yayılmasını, kökleşmesini, sağlam temeller üzerine kurulmasını sağlamıştı. Bu medresede ne ilimler öğrenilmiş, ne sağlam tefekkür tesisi edilmişti. Bu kutlu medresede yetişen yüzlerce insan bir ışık olup dünyayı aydınlatmıştır.
Bu medresenin müderrisi Hz. Peygamber (sav) idi. Ve her anları ilimle dolup taşıyor, ilimle din at başı beraber yürüyordu. Onlar bilmedikleri bir öğretiyi uygulamıyorlar aksine güneş gibi gördükleri, apaydınlık bildikleri, ilmek ilmek ördükleri dini yaşıyor onu hayat haline getiriyorlardı.
Oysa bu gün Müslüman inandığı dinin gereklerini bilmeden uygulamaya çabalıyor, bilmediği için tam anlamıyla uygulayamıyor. Yarım yamalak öğrenilen din yarım yamalak yaşanıyor ve gelecek nesillere aktarılamıyor. Oysa binlerce tefsiri bulunan Kur’an anlaşılmak için raflarda bekliyor. Dini en iyi anlatan Hadis kitapları unutulmuş, dinin ahkamını öğreten Fıkıh kitapları terkedilmiş. Hele dinin en iyi örneği Peygamber hayatı olan siyer kitapları unutulmuş. Üstüm ahlak sahibi zatların hayatını anlatan menakıp nameler okuyucusunu bekliyor.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim