bir lal bakışı
gök mavisi
zümrüt yeşili
kan kırmızısı
ya da safran sarısı
ne fark eder
gece gündüz durmaz çalışır
nice dertleri sinesinde taşır
yine de gözleri umut dolu ışır
yoluna halılar koysam da azdır köylümün
gözünde tüten belki bir traktör
dün akşam ortaköy'de
otururken çay bahçesinde
yanımdan geçti garson
yarısı dolu bir bardak elinde
suyu yerlere savurarak
üzerime sıçradı bütün sular
mezun olduktan sonra siyasal'a uğramadım
siyasal ve cebeci nasıl şimdi, bilmiyorum
yıllar nasıl da çabuk geçiyor
gözlerimde metaforlar uçuşuyor
zaman anılarla dans ediyor sanki
bir brunswick akşamına doğru koşarcasına
okul partisi var diyorlar kalk gidelim
monti saat onda açılır, bekleriz
gözleri çakmak gibi gecenin
ve lazer ışıklarının oynaklığı her yanımda
mut dolu dakikalar devşiriyor ellerim
beyazlar giyinmiş deli dolu doğa
gelinlikler giyinmiş kara ankara
saat on buçukta laz'dan ayrıldım
paltomun yakası kalkık yürüyorum
bilirim uykudasın mışıl mışıl şimdi
bilirim gözlerin uykuda..
yıllar sonra hatırladım ben onu
adı nevbahar mıydı neydi ne
gizemli bir marmaris akşamında
büyüyen yalnızlığımda tanıdım ben onu
lepiska saçları omuzlarında uçuyordu
bir ayrı yıldızdı yıldızlar arasında
bilmem kaçıncı gün batımı bu sensiz
en hoyrat rüzgarların akçıl örenindeyim
tüm garipliklerin birleştiği yerde
ne çöller ülkesinde ne serindeyim
kutsal duyguları soluyorum geceler boyu
önce unutmak doğar
yaşamın ellerinde
sonra umutlar incinir
gün batar bekleyişler bitmezse hemen
yağmur çizgisinde düşsel saraylar kurulur
ekşili dalgalar döver çatlak sıvalı duvarları
ezmiş duyguları karanlığa uzanık gerçekler
mermer aklığında çiçekler ısırgan besbelli
coşku yitmiş yüreklerde damla damla
çehreler bir gülüşe hasret kaç zamandır
rüzgar hızı bir kaçış düşlerin siyahından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!